Biraz şiir kimseyi yakmaz
Three Goblin Art
Show & Tell

Origami Around

oozey mess
styofa doing anything
Jules of Nature
Peter Solarz

izzy's playlists!
taylor price
Game of Thrones Daily
Sade Olutola

blake kathryn
i don't do bad sauce passes
cherry valley forever

Andulka
will byers stan first human second

tannertan36

Discoholic 🪩
he wasn't even looking at me and he found me
NASA
seen from United States
seen from United States
seen from Mexico
seen from United States

seen from United States
seen from Colombia

seen from United States
seen from United States
seen from Colombia

seen from Italy
seen from United States
seen from Mexico

seen from Germany

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States

seen from France
seen from United States

seen from Indonesia

seen from Singapore
@bugrakaansermihan
Biraz şiir kimseyi yakmaz
Hasretinden prangalar eskittim
Kalu Bela'da yanımdaydın Adem ile Havva'yı bilmeden İsimler öğretilmemişti daha Adını bilmiyor, yanımda duruyordun Kimseyi hatırlamıyorum ama sen yanımda duruyordun Dünya ’ yı bilmeden daha İlk toprak düşmeden Yanımdaydın Zaman yoktu telaşla secde ederken Yanımdaydın Sidelya Arafta kaldık Kavuşmak mı bilmedik Ya ayrılık görmedik İki dünya arasında kaldıydık
Buğra Kaan Semihan (via izbirakin)
ART : The Therapist, 1937 by Rene Magritte
Ocak ayının daha başlarıydı, ocak başına toplanmış dışarıda yağan karın dünyanın siyahını beyaza dönüştürür mü diye düşünürken Dedem hafiften doğruldu , soba üstünden inen kestanelere bakarak , “Evlat ver hadi bir tanesini de sana eskisi gibi anlatayım. Göz görürken kulak da dinlesin.” diyerek dışarıda kalmış gözlerimi yüreğine doğru çekti.
Pür dikkat kendimi dedeme vermiştim, merakla beklerken anlatacağını biran da Evlat demesiyle irkildim. Öyle bir Evlat demişti ki içimde açan güneşi yansıtmış olmalıyım ki gülümsedi tekrardan Evlat , Babaanneme şöyle bir baktı ve dönüp ; Sevgi nedir bilir misin ? Sevgi 70 yıldır kafeste Akıl da kalpte kafeste Evlat, kafes deyince ürkmeyesin kafesin kapısı daima açıktır. İnsan sevdiğini göğüs kafesinde saklar, İki kumru yerleşiverir. Kapı kapatılmaz Evlat esaret değildir bu , teslimiyettir. Seven kalbi ve aklı ile , iradesiyle teslim olmuştur. İçeri de bekler seven sevdiğini, ya kapı da karşılar ya da dayandığı güç olur kapı ucunda tutunmasını sağlar. Bastonunu eline aldı hafif kaldırıp , Oğul beni ayakta tutan şu tahta parçası değil. Beni dik tutan göğüs kafesimde ki, ona dayanmam , tutunduğumdandır.
Hafif daha doğruldu üstünde ki örtüyü düzeltti , göğüs kafesinde birleştirdi. Gülümseyerek sana bir sual daha dedi. İnsan niçin bu bez parçalarının içine girer, sarınır örtünür de , neyi saklar ? Şöyle bir dışarı baktım, Soğuktan mı dedim. Gülümsedi; Çayını iç evladım çayda ısıtır seni o zaman deyip ; Anlatmaya başladı, İnsan saklar dedik ya işte insan sevdiğini mahremidir. Mahremini saklar göğüs kafesini örter, kimseler görmesin bilmesin yaşananları. Aşk iki kişiliktir Evlat, iki kişinin içinde ki tekliktir.
Bu örtü bedenin değil, göğüs kafesinin perdesidir. Göğüs kafesi ailenin yuvasıdır. Yuvanı sakla evlat, açma kimselere, ve unutma evlat bir gün gelirsen benim yaşıma dayandığın bastonun değil yuvan olsun.
Buğra Kaan Sermihan ( Bu yazı Rene Magritte ‘in The Therapist eserini yorumlamam üzerine yazılmıştır. )
Bir Elif’in gölgesinde soluklansam, şımarsam, ağlasam.
Buğra Kaan Sermihan
Şair çayın deminde vuslat demini bekler . Çay beklerse acı, acı beklerse şiir olur.
Çay nemli iklimlerde yetişir, belki bu yüzdendir yüreği nemli insanların çayı benimsemesi.
Buğra Kaan Sermihan
Sidelya, kaçmak istiyor insan. Zamandan mekândan değil kendindekinden. Sahip olduğu için değil ait olamadığı için. Bitirdiğinden biriktirdiğinden kaçmak ister. Damlalar parçalıyor taşlaşmış yürekleri kayadan çıkan fidan yok yeşeren gönüllere inat çoraklaşıyor Aşk yağmur olsa yağsa ne fayda Gönüller çorak olduktan sonra… Kumdan kaleler yapıyor çocuklar Gözlere doluyor yıkıntılar Çöl ıslandı, yağan yağmur değil Sidelya
Buğra Kaan Sermihan (via izbirakin)
Sidelya ;
Ey varlığı şahitliğe düşmüş
boş bir dünyanın ortasında yankılan tınım
Ey Canıma düşmüş can
Lütfen diyorum lütfen
Salon ortasında kalmış hayatımda
bana nasılsın diye sorma
Kaşif gibi gezdir gözlerini ruhumda
LÜTFEN
Keşfet beni…
Saat on dokuza geliyor
Aç ajansı diyor dedem
Biraz gözlerini kısıp
Boyalı yalanlar diyor boyalı
Yalanı boyanın arkasına saklayan dudaklar gibi
Ben kendimi sana anlatamam
Ruhum çırılçıplak dururken karşında
Söyleyemem kalbimin kıyısına vuran çocuğu
Sırtımda ki gömleğin ateşten olduğunu
Yakmadığını,
Yalvarışımı
“Ey ateş ondan gayrısına yakma, yanmaaa”
Nidalarımı duyuramam
Bah-se-de-memmm
Emekliye ayrılmış düşüncelerime sıra gelmeden öldüğünü
Lütfen bana “neyin var “ diye sorma
“Neyim yok “
Buğra Kaan Sermihan
Çıkmıyorum evden . . En son ne zaman kullandım asansörü bilmiyorum bile Perdesiz kalan evimde ; Kapı arasına koyulmuş bir tahta parçası gibi hayata sıkışıp kalıyorum . Kedimi özlüyorum ,bazen de ojesi çıkmış tırnaklarımın arasında gezdirdiğim hayallerimi Saçlarım da kırıldı kalbim gibi Kestirip atsam geçer mi ..? Geçmez işte saç gibi gelir yine en dibinden , ıssız kalbimden Dolaşmaya çıkıyorum hüznümle Akmayan bir çayın etrafında Gözyaşlarımı akıtıyorum Yaralarım kabuk bağlamıyor Düşündükçe kaşıyorum yaralarımı Yüreğimde su çiçeği çıkıyor Yeniden çocuk oluyorum anne ´´Acıyan dizimin üzerinde uyutuyorum çocukluğumu`` Hayallerim ağır aksak Yüreğimi toplayıp taşınmak istiyorum bu mahalleden . . Öyle dağınık ki kaç gün sürer toplamak Ya bir yürek bulamazsam taşınacak Kalıyorum yine aynı evde . Tozunu alıyor, çamaşır yıkıyorum Ayaklarım şişiyor yalnızlığa yürümekten de Yalnızlık bitmiyor anne . .
Buğra Kaan Sermihan
Gecenin rutubeti gözlerin nemindendir Sidelya. Ciğerleri tıkayan, nefesin düğüm düğüm boğaza takıldığı geceler. Sol tarafa üflenen bir nefeslik iyi geceler, Küf kokan yalnızlığın sessiz çığlığıdır ağızdan dökülen İyi geceler
— Buğra Kaan Sermihan
Ey Aşk, Dönmezmiş dünya sen izin vermezsen, akmazmış zaman. Akıtınya kapılmayı, zirveye tırmanmayı göze almayanı, ateşte yanmayı arzulamayanı istedikleriyle değil istemedikleriyle imtihan edermişsin. Ben diyeni, benliğini hiç eylemeyeni, var olmayı seçeni, özgürlüğünü senden yoksunluğa bağlayanı “ ben olan aşk “ der hiç uğruna hiç edermişsin.
Saltuk SERMİHAN / Çağrım
Sidelya, Zamanın altında ezilen sözüm, kum saatinin kırılmış camından akan kum gibi, her sana dönüşümde dağıldım içimde. Rengarenk kumlarım , yalnızlığa attığım her adımda arnavut kaldırımları arasında kayboldu. Yoruluyor insan kaybettiğini aramaktan Sidelya. Aynı yolu tekrar gitmekten , kalktığı yerden düşmekten. Anıları, kırılan camdan dağılıp tek tek toplamaktan yoruluyor. Sidelya, yaşanmamış anım , kum saatinin kumları arasında kaybolmuş saklı şehrim. Yüreğimin kaldırımına düşmez mi tanelerin, sokaklarımda gezinmez mi gözlerin. Eski bir konak gibi hep mi virane kalır gönlüm ?
Buğra Kaan Sermihan
Ruhum göçebe bir hayattan kalma seyyah Bedenim dört duvar arasına sıkışmış bir lahit Kalbimi hiç sorma Sidelya, ağır yenilgiler almış viran şehrin sahibi…
Buğra Kaan Sermihan
Önceden söyleyecek çok şeyim olduğuna inanırdım şimdi ise susulacak çok şeyim var.
Buğra Kaan Sermihan (via izbirakin)
Nedir kalbim bu gürültü , yoksa bir dize mi devrildi ?
Bir yaprak mı düştü gönülden
Bir damla mı döküldü gözden
Bir karınca yürüdü de tohum mu çatladı toprakta
Nedir kalbim bu vakitsiz atışların
Kalem kağıda değdi de harf mi kaybetti
Harbe girmiş noktanın son noktası mı geldi ?
Buğra Kaan Sermihan
Doğu Medeniyeti bir başka değişle İslam Coğrafyası, kardeşin kardeşe katlettirildiği huzurun baharına hasret topraklar. Kurşunlar ve bombalar altında yaşama tutunan insanlık, korku nefret, özlem ve tevekkül mevsimlerinin ortasında bir medeniyet.
“Acı diyorum efendim, O da evrensel olmalı; Bir çocuğun eline diken batsa; İnsanoğlu yanmalı… “ Farid Farjad; böyle seslenmiştir Tahran’da doğan, acıları yaşayan Doğu medeniyetinin bir çocuğu olarak. Kemanına nakşetmiştir acıyı, yüreği ağladıkça kemanıyla bamteline dokunmuş herkesi ağlatmıştır.
İnsan tüm zahir sıfatlarından arındığı anda insandır. Tüm çıplaklığı ile bedeninin değil , bir terzi edasıyla biçip diktiğimiz rollerini bir çırpıda attığımızda insandır. Ademoğlu olmak da bunu gerektirir, ilk yaratılışı gibi, meleklere secde ettirmesi de bundandır.
“Kazanda su kaynasa sanki ben pişiyorum; Bir kuş bir kuş öldürse ben can çekişiyorum.” diyor şair, dünya düzeninin nisyanından uzaklaşıp isyan edercesine. Adem olmak için, özüne ulaşmak için bu feryadı Necip Fazılın.
Bizler ne kadar yakıyoruz canımızı, Adem olmak için mi yürüyoruz yoksa Kabil’e mi koşuyoruz.
Nedir öç alma sevdası, nedir ölümün üzerinden yaktığımız sevinç kandilleri ? İsra’da yürürken yolumuzu mu kaybettik. Kaybettik de zulmün ateşine odun taşıdık. Elimizde ki odun kimi yakıyor, cehennem yüreğimizde midir?
Fransa cehennemi yaşadı, cennet vaadiyle kandırılanların elinden yaşadı. Size vaat edilen nedir ki de seviniyorsunuz ?
Öyle ki ;
Fransa'daki olayı destekleyenler sanki Kabil'i destekliyormuş gibi geliyor. Öyle ürpertici ki ilk kan Kabil'in elinden toprağa geçmedi destekçilerine geçti. İlk cinayetten son cinayete kadar sadece yapanlar değil destekleyenler pirim verenlerde aynı eli kanlı insanlar. Hepsi birer Kabil'in taşlaşmış kalbine sahip. Öyle bir taş ki kalplerin mezar taşı olarak dikilip, kuyular gibi mühürlenmiş kalpler.
Töre neydi “Öldürmeyeceksiniz” idi. Peki neyi öldürmeyeceğiz sadece insanı mı yoksa kalplerimizi de mi ? Cahit Zarifoğlu ne güzel demişti “ Bir kalbiniz var onu hatırlayınız.” Bir kalbiniz var lütfen onu hatırlayınız. Yaşadığınıza delalet olan bir kalbi değil “İnsan” özelliği olan kalbinizi hatırlayınız. Koşan bir kısrak gibi zulmün karşısında çatlayan kalpleri hatırlayınız.
Hatırlarsak hatır olur , hatır olursa bağ olur. Gönülden gönüle köprü kurulur. Bu köprüler taştan değil gönül bağından olmalı. Hz. Yusuf ile Kenan'ın bağı gibi , Ensar ile Muhacir gibi ve dahi Hz. Muhammed (s.a.v.) ile ümmeti arasındaki bağ gibi olmalı.
O zaman
Ey Dünyam ! Kalbin nerede , hangi zulmün tepesine “Kurtarıcı İsa Heykeli ” gibi diktin de zulmü selamlıyorsun.
Buğra Kaan Sermihan
Her gün bir masal gibi biter bir varmış bir yokmuş gibi...
Buğra Kaan Sermihan
Kırışmış bir anıyla hüzün taşıdım yıllarca…
Buğra Kaan Sermihan
Şiir konuşur ben susarım