“Söylesene neden bu kadar ağlarsın sen güçsüz müsün?”
Gözlerimi ovuşturdum ve yutkundum.Oturduğum yerden kalktım ve “Ağlıyorum , yapabileceğim başka birşey yok çünkü kelebek...”
Kelebek çiçeğin tepesine kondu ve dedi:
“Yapmayı denedin mi peki?Seni engelleyen ne bu kadar ağlama lütfen...!”
Gülmeye başladım “Ah kelebek, Lütfen,lütfen,lütfen...Bu kelimeyi o kadar çok kullandımki artık beni bir aciz gibi hissettiriyor,hiç muhtaç kaldın mı sen kelebek?” Gözlerim yerdeki kayaya takıldı,bir damla yaş düştü çeneme doğru.
“Ben çok isterdim mutlu etmeyi çok yalvardım biliyor musun? Ağlayarak yalvardım,sessizlikte boğulmamasını diledim,tanrı beni unuttu yok oldum...Ağlamaktan yorulurdu o.Ben de sanırım artık yoruldum ağlamaktan.”
Minik kelebek kızın kırmızı kanlı beyaz çiçekli elbisesine kondu.Kız kurumuş kanlı tırnaklarını kelebeğin yanına yaklaştırdı.Kelebek eline kondu ve dedi
“Artık üzülmene dayanamıyorum ama ben...Bir gün biri çıkagelsede seni dünyanın en mutlu kızı yapsa...?”
“Kalbim... O zaten kilitli o zaten
darbelerini aldı,alıyorda...Uzun zamandır hissiz zaten.Canlanamaz zaten minik kelebeğim.Ölülerin sadece o’ gün dirileceğini biliyorsun.”
Kelebekte hatırladı yalvarışlarını... O da gitmek ölümle huzur isteyen ruhun sahibi bedene yalvarmıştı...
Kafamı göğe kaldırdım ve dedim “Hissediyorum kelebek,bir fırtına geliyor içinde öleceğim hissediyorum.Bu acı bu yel,fazla ağır fazla üzücü.Kalbimde dayanamayacak artık.Üzüntüden birkere daha bayılmak istemiyorum.Herneyse tanrı beni anlar”
Hep hayal ettiklerim de gitti inanır mısın?