Mekkeli müşrikler, Habeş Kralı Necaşi’ye hediyelerle bir heyet göndererek ona sığınan Müslümanları ülkesinden çıkarıp kendilerine teslim etmesini istemişlerdi. Necaşi karar vermeden önce müşriklerin suçlamalarına karşı Müslümanları da dinlemeyi uygun buldu onlara neden kavimlerinin düşmanı haline geldiklerini sordu. Muhacirler adına Hz. Ali’nin kardeşi Hz Cafer (radıyallahu anh) şöyle demişti:
"Ey hükümdar, biz cehalet içinde yaşayan bir millet idik, diye başladı söze. Sonra şöyle devam etti:
Putlara tapıyor, laşe yiyorduk. Fuhuş yapıyorduk. Akraba ile münasebeti kesiyor, komşularımıza kötülük yapıyorduk. Kuvvetli olanımız zayıf olanı eziyordu. Biz toplum olarak bu halde yaşarken Allah Teâlâ bize acıdı, lütfederek içimizden birini peygamber gönderdi. Soyu, iffeti ve dürüstlüğü hepimizce bilinen birisi. O bizi yalnız Allah'a ibadet etmeye çağırdı. Atalarımızın tapına geldikleri ağaç ve taş parçalarını terk etmemizi söyledi. Bize doğru söylemeyi, emanete ve akrabalık bağlarına riayet etmeyi, komşularla güzel geçinmeyi; kan dökmekten ve haram olan şeylerden sakınmayı öğütledi. Bizi fuhuştan, yalandan, yetim malı yemekten, namuslu kadınlara iffetsizlik iftirasında bulunmaktan uzak durmayı emretti. Allah'a ibadet edip O'na hiçbir suretle ortak koşmamayı emretti. Namaz kılmaya, sadaka vermeye ve iyilik yapmaya bizi çağırdı. Biz de ona inandık, getirdiği dini kabul ettik. Onun haram dediğini haram bildik, helâl dediğini helâl tanıdık. Bundan dolayı içinde yaşadığımız, her yönü ile kokuşmuş toplum bize düşman kesildi, eziyet ve işkence yapmaya başladı. Bu sebeple biz de hicret ederek ülkenize geldik." (İbn Hişam, c.1, s. 336)