Teen/young adult Sukunacest doodle
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Brazil
seen from Türkiye
seen from United Kingdom
seen from Malaysia
seen from India
seen from China
seen from Germany

seen from United States

seen from Australia

seen from China

seen from Angola
seen from China
seen from Poland
seen from United States

seen from Germany
seen from United States

seen from Germany
seen from Singapore
Teen/young adult Sukunacest doodle
20260430 FWEE Pop Up Store Event
© NACHAN | Do not edit, do not crop and do not remove the logo.
Suntory Nachan x Mario Collaboration #suntory #nachan #mario #nintendo
OH! Çocuğuna Gregor Samsa diye isim koymak istiyor önümdeki adam. Nüfus müdürlüğündeki memurla tartışıyorlar. Memur yabancı isim koyamayacağını söylüyor adama. Adam sinirli. “Sen” diyor “Biliyor musun ki kimdir Gregor Samsa!” Bence bilse hiç kabul etmez ama merak ediyorum az sonra acaba nasıl tanıtacak Gregor Samsa’yı kendisine bön bön bakan nüfus memuruna. “Kimse kim” diyor memur “Olmaz.” “Ama kim!” diyor adam daha yüksek sesle. Ve daha da yüksek sesle. Ve daha daha da yüksek sesle. “Ama kim!” diye haykırıyor. Soru bulaşıcı hastalık gibi. Nüfus memurluğundan çıkıp önce mahalleye, sonra şehre, denizlere, nehirlere, köylere, tepelerdeki ıssız kulübelere, komşu ülkelere, düşman saflarına ve müttefiklere ve şehitlere ve hainlere ve casuslara ve tüm politikacılara, dolandırıcılara, para babalarına, ruhban sınıfına dalga dalga yayılıyor. Hepsi sormaya başlıyorlar, kendilerine ve birbirlerine “Kimim ben!” diye. Uzaklarda bir yerde Gregor Samsa bile duyuyor o sesi ve soruyor kendine, “Kimim ben?” diye. Nüfus memuru hâlâ sinirli. “Babanın ismini koy oğluna” diyor. “Ya da dedenin. Amcasının ismini koy. Ceddinden birinin. Osman koy mesela, Muhammed ya da. Ali koysan bile olur. Mehmet var, Murat var, Orçun var, Taylan var. Bir sürü isim var. Var oğlu var.” Arkamdaki kadın lafa karışıyor yine. “Bizimkiler torunun ismini Yusuf koydular, oldu” diyor. Onun arkasındaki adam, “Ben Can ismini seviyorum, hem anlamı güzel hem de her dilde söylemesi kolay.” Sinirli memurun yanındaki öbür memur başını işinden kaldırıp lafa karışıyor. Babanın dişlek olduğunu ima ederek “Tavşan koy çocuğun” adını diyor alaycı. Çaycı dışarıdan duymuş konuşulanları, başını içeri uzatıp, “Dem koysana” diyor ve kaçıyor. Sesleri duyan müdür odasından çıkıp yanımıza geliyor. Memur onu görünce seviniyor. “Müdürüm” diyor “Gregor Samsa koymak istiyor bu adam çocuğunun ismini.” Müdürü kaşlarını çatıyor ve soruyor “Ne münasebet?” Memur “Ben de öyle dedim ama tutturdu” diyor. “Tutturdum” diyor baba, “Evet tutturdum ve tutturacağım. Benim çocuğumun ismi Gregor Samsa olacak.” “Soyadın ne?” diyor müdür. “Kaymazoğlu” diye cevap veriyor baba. “Gregor Samsa Kaymazoğlu mu olsun istiyorsun yani?” “Hayır, Samsa soyadı zaten.” Müdür hiddetleniyor “Ha sen sadece ad değil soyadı da verebileceğini sanıyorsun çocuğa, öyle mi” diyor ve ağzından “Dangalak” diye de bir laf çıkıyor. O dangalak lafı babanın tam alnına çarpıyor. Alında kıpkırmızı bir iz. Kulakları morarıyor. Ve bakışları yeşeriyor. Arkamdaki kadın gerilimden rahatsız kendi kendine bir türkü söylüyor. “Al şu takatukaları takatukacıya götür, takatukalatmadan getir civanım” gibi bir şeyler mırıldanıyor. Ben nüfus memurunun kulağına usulca eğiliyorum ve “Veriverseniz o istediği ismi ölür müsünüz” diyorum. Ölürlermiş. Onlar ölürlermiş. Hükümet devrilirmiş. Devlet yıkılırmış. Zaman gerilermiş. İş ta Orta Asya’ya kadar gidermiş. Çölleri geçermiş. Develere binermiş. Kum fırtınası çıkarmış. Gregor Samsa mezarında yan yatarmış. “Öldü mü ki o?” diye soruyor arkamdaki kadın kulağıma eğilip. O acayip türküyü söylemekten vazgeçmiş şimdi bebek patikleri örüyor. Futbol takımlarının renklerinde. Bir de bayrağın renklerinde. Bir de devletin renklerinde. Ve tankların renklerinde. Ve silahların renklerinde. Bir de tango dilinde, “Her Türk asker doğar” diye inliyor kordon boyu apartmanlar. Nüfus müdürü kadının söylediği tangonun ritminde asabi nefesler alıyor ve elini babanın daracık omzuna koyuyor. “Bakın beyefendi” diyor... Adam da elini nüfus müdürünün geniş omzuna koyuyor ve derin derin nefesler alıyor “Bana beyefendi demeyin lütfen” diyor “Benim bir ismim var, hem de çok kolay Kafka. Franz Kafka.” “Ulan” diyor, müdür, elini çekmiş adamın omuzdan, “Hani soyadın Kaymazoğlu’ydu senin pezevenk!” “Bir sabah uyandım” diyor baba “Yatağımda kendimi Kafka’ya dönüşmüş buldum.” Az önce örgü ören ve ağzında farklı ritimlerde şarkılar geveleyen kadının hemen arkasındaki genç oğlan gülmeye başlıyor. “Abi” diyor “Ne güzel sıyırmış, Kafka’ya dönüşmek güzelmiş moruk.” “Hiç güzel değildi” diyor baba. “Kâbus gibiydi. Kapkaranlıktı. Hiç kurtulamayacağım boğucu bir hayat, adı konmamış dertler, görülmeyen davalar, ulaşılmayan şatolar, hep kasvet, hep kasvet.” Oğlan bir adım geri atıyor “Tamam abi” diyor “Geçmiş olsun.” Geçmiş. Şimdi iyiymiş. Oğlu olduktan sonra her şey daha iyi olmuş. Örgü ören kadın dikkatle onu dinliyor. Genç oğlan artık onu dinlemiyor. Müdür sinirli sinirli nefesler alıyor. Memur kaleminin ucunu açıyor. Sıraya yeni eklenenlerle memurun önündeki kuyruk uzadıkça uzuyor. Kuyruktakiler söylenmeye başlıyor. “Çocuğun adını Gregor Samsa yazın, gidiyim ben artık” diyor baba. “Daha alışveriş yapacağım, faturaları yatıracağım, temizlemeciye uğrayacağım, kahveye bir bakacağım, belki bir tur okey atarım, mezarlığı ziyaret edeceğim, ölülerime bir Fatiha okuyacağım, vapura bineceğim, köprüden geçeceğim, şehrin eski hâlini hayal edeceğim, dehlizlerinde gezeceğim, saraylarını yakacağım, devleti yıkacağım. Hadi.” “Peki” diyor müdür birden “Peki.” “Yaz” diyor, memura, “Çocuğun isim hanesine Gregor Samsa yaz. Gitsin. Alışveriş yapsın, faturaları yatırsın, temizlemeciye uğrasın, kahveye bir baksın, belki bir tur okey atsın, mezarlığı ziyaret etsin, ölülerine bir Fatiha okusun, vapura binsin, köprüden geçsin, şehrin eski hâlini hayal etsin, dehlizlerinde gezsin, saraylarını yaksın, devleti yıksın. Hadi.” Memur yazıyor, müdür imzalıyor, baba çıkıp gidiyor. O an yeryüzündeki bütün faturalar ödeniyor. Temizlemecilere uğranıyor. Kahvelere bakılıyor. Bir tur okey atılıyor. Mezarlıklar ziyaret ediliyor. Ölülere Fatihalar okunuyor. Vapurlara biniliyor. Köprülerden geçiliyor. Şehrin eski hâlleri hayal ediliyor. Dehlizlerinde geziniliyor. Sarayları yanıyor. Devletleri yıkılıyor. Oh! - Mine Söğüt, Triatlon (Gergedan / Büyük Küfür Kitabı) - Görsel: @ Nachan
the drawings of Rosaria Battiloro (Nachan)
Nachan
Cr : BUBKA_henshuubu@Twitter
Suntory Nachan x Mario Collaboration #suntory #nachan #mario #nintendo