Geldiğin yerin bulutunu yanında taşırsan,
gittiğin yerin güneşini göremezsin..
💮
seen from United Kingdom
seen from Latvia

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Russia
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Belgium

seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
Geldiğin yerin bulutunu yanında taşırsan,
gittiğin yerin güneşini göremezsin..
💮
“ Ne kahrı dest-i a’dâdan, ne lütfu âşinâdan bil Umûrun hakka tefvîz et, Cenâb-ı Kibriyâ ‘dan bil ”. (Hamid) 1386
Eyy dilim...
sen yalnızca "huu" de
Gerisi beyhúde...
Somuncu Baba Oyunu Malatya Tanıtımına Güç Katacak: "Bu Sadece Bir Oyun Değil"
Malatya'nın Manevi Hafızası Sahneye Taşınıyor: "Somuncu Baba" Tiyatro Oyunu Geliyor
Malatya'da sanat ve kültür hayatına büyük bir katkı sunacak önemli bir tiyatro projesi hayata geçiriliyor. Şehrin manevi mimarlarından Somuncu Baba'nın hayatını konu alan oyunun hazırlıkları, yönetmen ve başrol oyuncusu İbrahim Şahin Uyumaz'ın liderliğinde hız kesmeden devam ediyor.
Projeye bir tiyatro oyunundan öte, Malatya'nın kültürel mirasına bir armağan olarak baktıklarını belirten Uyumaz, "Bu sadece bir oyun değil, Malatya’nın sesi olacak," ifadesini kullandı. Uyumaz, oyunun hem şehre hem de Türkiye'ye ciddi bir tanıtım katkısı sunacağını vurguladı.
Somuncu Baba'nın Hayatına Derinlikli Bakış
Aylardır büyük bir özveriyle hazırlandıklarını belirten İbrahim Şahin Uyumaz, Somuncu Baba'nın hayatını kuru bir biyografi yerine; duygusu, hikmeti ve insani yönleriyle sahneye taşıyacaklarını ifade etti. Oyun, izleyicilere sadece bir hikâye değil, bir ruh ve nefes sunmayı hedefliyor.
Uyumaz'ın aynı anda uyarlayan, yöneten ve oynayan sıfatlarını üstlendiği projede; Emre Nogay ışık ve ses tasarımını, Derin Şahin ise kostüm ve dekoru üstleniyor. Ekibinin işine aşkla bağlı olmasının en büyük şansı olduğunu dile getiren Uyumaz, titiz çalışmanın altını çizdi.
Malatya'yı onurlandıracak bu büyük hikâyeye sanatseverleri davet eden Uyumaz, oyunun "çok yakında" sahne alacağını duyurarak, hazırlık sürecinde Malatyalı yetkililerden, sanatsever halktan ve basından destek beklediklerini sözlerine ekledi.
SİVAS TURU
SİVAS
Sivas; tarihi medeniyetlerin izlerini, muhteşem coğrafyasını, şifalı sularını, ozan kültürünü ve köklü Anadolu yemeklerini bir arada sunan çok özel bir şehirdir.
Sivas, 1919 Sivas kongresi ile Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı önemli bir şehirdir. Kongre Binası ulusal tarih açısından çok önemli bir semboldür. Türkiye'de en çok Selçuklu eserinin bulunduğu il Sivas'tır. Selçuklu Medreseleri, Çifte Minareli Medrese, Buruciye Medresesi, Gök Medrese Sivas’ın tarihi kimliğini anlatan en güçlü yapılardır. 13. yüzyıla aittir. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası; UNESCO Dünya Mirası listesinde. Taş işçiliği ve gölge oyunları ile “dünyada eşi olmayan eser” olarak bilinir. Ulu Camii ise 1100 yılında inşa edilmiştir. Hayvancılık sivasta önemlidir. Kangal köpeği; Dünyaca ünlüdür, Sivas’ın en bilinen simgesidir. Güçlü, sadık, sürü koruma yeteneği ile marka haline gelmiştir. Koyun yetiştiriciliği gelişmiştir. Sivas Kangal Koyunu, bölgenin önemli ırkıdır. Kangal Balıklı Kaplıca; Sedef ve romatizmal hastalıklara iyi geldiği bilinen, dünyaca ünlü “balıklı kaplıca”. Sıcak Çermik – Soğuk Çermik kaplıcaları Termal turizm açısından Türkiye’nin önde gelen şehirlerinden biridir. Aşık Veysel ve Halk Ozanları; Sivas “Aşıklar Diyarı” olarak bilinir. Aşık Veysel başta olmak üzere birçok halk ozanı Sivaslıdır. Yöresel yemekleri; Sivas Köftesi; Şehrin en bilinen yemeği. Tandır ekmeği ve ayranla birlikte klasik Sivas menüsüdür. Peskütan Çorbası, Madımak, Hingel (Sivas mantısı), Divriği Pilavı, Katmer, Gürün Ekmeği, Gök Pınarı’nın alabalığı Doğal güzellikleri; Günpınar Şelalesi, Tohma Kanyonu, Kudret Havuzu, Gürün gölleri Doğaseverlerin en çok anlattığı yerler. Sivas’ın Ustalık Kültürü ve El Sanatları; Bakırcılık, Bıçakçılık, Ahşap ve taş işçiliği ile ünlüdür. Sivas; Rakımı yüksek, kışları soğuk, yazları serin bir iklime sahiptir. Sivas’ın yüzölçümü 28.488 km²’dir. Bu değerle Sivas, Türkiye’nin yüzölçümü bakımından 2. büyük ili konumundadır. Sivas İç Anadolu'nun doğusunda yer alan, Anadolu'daki tarihi İpek Yolu güzergâhlarının kesiştiği bir yerde konumlanmış ve ünlü Kral Yolunun da geçtiği büyük bir ilimizdir.
Tarihi Somuncu Baba Değirmeni‑Kafe
Gürün ilçesi, Suçatı Mahallesi, Tohma Çayı kenarında, Sivas.
0 531 744 75 25
Tarihi Somuncu Baba Değirmeni-Kafe, Sivas’ın Gürün ilçesinde bulunan ve 14. yüzyılda inşa edilmiş tarihi bir su değirmeninin restore edilmesiyle yeniden işlev kazanan kültürel bir mekândır. Yapı, hem tarihî miras hem de turizm açısından bölgenin önemlidir. Değirmen, Anadolu’nun ünlü mutasavvıflarından Şeyh Hamid‑i Veli (Somuncu Baba) tarafından kurulan vakfiyeye dayanmaktadır. Yaklaşık 600 yıl boyunca yöre halkının buğday öğütme ihtiyacını karşılamış, 1970’li yıllarda kullanım dışı kalarak harap hâle gelmiştir. Es‑Seyyid Osman Hulusi Efendi Vakfı tarafından 2023 yılında başlatılan restorasyon çalışmalarıyla aslına uygun şekilde yeniden inşa edilmiştir.
Günpınar Vadisi ve Şelalesi
Sivas’ın Gürün ilçesinde yer almaktadır. Burası, doğal güzelliği, serin havası ve tarihi dokusuyla bölgenin en özel noktalarından biridir. Bölgenin tarihine baktığımızda, çevrede Hititlerden Selçuklulara kadar uzanan çeşitli uygarlıkların izleri mevcut. Vadinin içi doğrudan arkeolojik bir alan olmasa da, su kaynağı sebebiyle burası tarih boyunca hayvancılık, tarım ve su değirmenleri için önemli bir yaşam alanı olmuş. Yerel halk şelalenin ve vadinin bereketine inanır; suyun sesi burada huzur ve sükunet kaynağı olarak kabul edilir. Burası aslında milyonlarca yıllık bir doğa müzesidir. Günpınar Vadisi, akarsuyun yavaş yavaş kayaları oymasıyla oluşmuş doğal bir koridordur. Bu vadide yürürken aslında milyonlarca yıllık bir jeolojik sürecin içinden geçiyorsunuz.” Şelale yüksekliği ortalama 30 metredir. Bu, bölgedeki en yüksek doğal şelalelerden biridir. Burası bir doğal klima gibidir. Dışarıda 30 derece sıcaklık varken vadinin içinde 20 derece hissedebilirsiniz. Vadi kendi serin mikro iklimini yaratır.”
Fotoğraf için en ideal nokta alt platform.
Şelalenin bütününü en güzel gören nokta alt platformdur. Yukarıdaki seyir yerinde ise daha geniş açılı bir manzara yakalayabilirsiniz.
Tohma Çayı Kanyonu
Sivas’ın Gürün ilçesinde, Tohma Çayı üzerindedir. Günpınar Şelalesi ve Gökpınar Gölü ile aynı doğal rotanın parçasıdır.
Tohma Kanyonu, Tohma Çayı’nın binlerce yıl boyunca kayaları oyarak oluşturduğu doğal bir yarık vadidir. Dar duvarları, serin havası ve suyun dingin sesiyle insana huzur veren bir doğa koridoru sunar.
Kanyonun hemen devamında yer alan Kudret Havuzu ise kaynağını yer altındaki karstik su damarlarından alan buz gibi bir şifa havuzudur.
Yılın 365 günü aynı soğuklukta akan bu su, bölge halkı tarafından ‘canlandırıcı su’ olarak bilinir. Kısa bir dokunuş bile insanı tazeleyen, bedeni rahatlatan bir etki bırakır.
Kanyon, Gürün’ün hem jeolojik hem de kültürel kimliğini bir arada gösteren özel bir doğal koridordur. Tohma Kanyonu ve Kudret Havuzu, Gürün’ün hem doğa hem de ruhu dinlendiren en özel duraklarından ikisidir. Kısa bir yürüyüşte bile insanın bakışını, nefesini ve duygusunu değiştiren bir sakinlik sunar.” Kayalıklar üzerindeki doğal oyuklar ve mağara şeklindeki kısımlar mevcuttur. Bu kayaların yamaç kısmında, kayalar oyularak Somuncu Baba Camii’ne kanal ile su getirilmiştir. Kısmen yıkılmış vaziyette olan bu kanalın bazı kısımları beton yapı malzemeleriyle onarılmıştır. Alanda rafting, trekking, foto safari ve tırmanış gibi etkinlikler yapılmaktadır.
Fotoğraf için en güzel yer köprü çevresidir
Somuncu Baba Türbesi ve Külliyesi
Malatya – Darende ilçesinde, Tohma Kanyonu içinde Şelale, cami, köprü ve yürüyüş yolları ile birlikte doğal ve manevi bir kompleks oluşturur.
Somuncu Baba
Şeyh Hamid-i Veli (Somuncu Baba)
Somuncu Baba, asıl adı Şeyh Hamid-i Veli’dir. 14. yüzyılda yaşamış büyük bir İslam âlimi ve mutasavvıftır. Anadolu’nun en büyük gönül, manevi mimarlarından biridir.
Hoca Ahmet Yesevi geleneğine bağlıdır
Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri başta olmak üzere bir çok talebe yetiştirerek Osmanlı Devleti’nin manevi anlamda büyümesinde ve gelişmesinde büyük katkısı olmuş bir Allah dostudur.
“Somun yapıp halka dağıtması” nedeniyle “Somuncu Baba” olarak anılmıştır
O, ilmini gizleyen bir bilgeydi. Mütevazılığı ile bilinirdi.
Bursa’da Ulu Cami’nin açılışında okuduğu etkileyici hutbe ile tanınmış, şöhretten uzak durmak için Darende’nin kanyonlarına çekilecek kadar da mütevazı bir dervişti.
Bugün türbesi, insanların manevî nefes aldığı en özel duraklardan biridir.
Bursa Ulu Camii Açılışı ve Somuncu Baba
Bursa’da çilehanesinin yanına yaptığı ekmek fırınında somun pişirerek çarşı pazar dolaşıp “Mü’minler, Somunlar” nidâlarıyla ekmek dağıtan Şeyh Hamidi Veli Hazretleri Ulu Cami’nin inşâası sırasında da işçilere ve halka somun dağıtmış, manevi yönünü gizlediğinden dolayı halk arasında “Somuncu Baba” lâkabıyla bilinir olmuştur. Somuncu Baba kimdir? diye sorsanız tüm halk her gün ekmek dağıtan yaşlı nurâni zâtı gösterecektir.
Cami inşaatı tamamlanıp da açılış günü geldiğinde Padişah Yıldırım Beyazıt Han ilk hutbeyi okuması için dönemin tasavvuf büyüklerinden Emir Sultan Hazretleri’ni görevlendirmiştir. Şeyh Hamidi Veli Hazretlerinin manevi yönünü Bursa’da ilk keşfeden kişi olan Emir Sultan Hazretleri;
“Padişahım bu beldede benden daha âlim kimseler vardır. Onlar aramızda iken hutbe okumak bize düşmez”
diyerek bu görev için Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri’ni işaret etmiştir. Padişahın huzurunda görevi reddetmeyen Hamidi Veli Hazretleri hutbede Fatiha Suresi’ni 7 farklı şekilde yorumlayarak işârî tefsirini yapmıştır. Bu olağanüstü hutbeyi dinleyen cemâat Somuncu Baba olarak bildikleri Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri’nin manevi büyüklüğünün farkına varmıştır.
Somuncu Baba Camii Ve Türbesi - Malatya
Darende ilçesinin Zaviye Mahallesi’nde bulunan Somuncu Baba Türbesi, Somuncu Baba Camii ve Balıklı Göl ile bir arada bulunur. Türbede yapım tarihine ait bilgi bulunmamakla birlikte caminin minaresi 1686 tarihlidir. Caminin ortasında türbe bulunmakta ve onun içerisinde de Cumhuriyet devri ahşap işçiliği ile yapılmış bir sanduka yer almaktadır. Caminin güney yönünde dikdörtgen bir oda vardır. kütüphane olarak kullanılmaktadır. Türbe içinde taş mimarili kabirler bulunmaktadır. Ayrıca caminin bodrum katında, Somuncu Baba Müzesi bulunmaktadır.
Gökpınar Gölü
Sivas, Malatya ve Kayseri kesişiminde bulunan ve mavi – yeşil aşkına tanıklık eden Gökpınar Gölü, Sivas’ın tarihi olduğu kadar gezilesi doğal güzelliklerinden sadece biri. Gökpınar, Türkiye’nin en berrak ve en turkuaz renge sahip doğal göllerinden biridir. Gölün suyu o kadar temizdir ki, 10–20 metre derinlik bile çıplak gözle görülebilir. Kaynağını yer altındaki doğal su damarlarından alır Su yıl boyunca buz gibi (yaklaşık 10–12°C) Derinliği 15–20 metreye kadar ulaşır. Öyle ki bazı kısımların derinliği 17-20 metreyi bulduğu halde içine atılan küçük bir cismin tabana kadar çöküşü ve tabandaki duruşu, net olarak izlenebilmektedir. Dibi tamamen gözle görülebilir Dalış sporcuları için özel eğitim alanı olarak da kullanılmıştır Gökpınar sadece görsel güzelliğiyle değil, aynı zamanda çok nadir bulunan berraklık derecesi ile Türkiye’nin koruma altındaki nadide alanları arasındadır. Halk arasında suyun “gözlere iyi geldiği”, “ruhu ferahlattığı” gibi inançlar da vardır. Gürün doğasının en özel duraklarından biridir. Anadolu’nun bu saklı cennetinin suyu duru ve oldukça temiz. Göl alabalıklarıyla ünlü ve fazla sular Tohma Çayı’na dökülüyor. Gölün diğer bir özelliği, güneşin açısına göre ton değiştirmesidir. Gölün rengi mavi-gök renginden olduğu için bu ad verilmiştir. Yaslandığı kayaların dibinden ve yer yer tabandan kaynayan göl, iki parçadan oluşmaktadır. Küçük Göl adı verilen gölden çıkan suda alabalık üretimi yapılmaktadır. Büyük Göl ise turistik amaçlarla ziyaret edilen bir konumdadır. Halk arasında Gökpınar’ın oluşumu ile ilgili olarak iki efsane anlatılmaktadır. Birincisine göre, “Bir çoban, sürüsüyle birlikte gölün bulunduğu arazide dinlenirken rüyasında kendisine ‘Koyunların ile birlikte buradan uzaklaş, alttan su kaynayacak’ denir. Çoban uyandığı zaman aceleyle sürüyü alır ve karşı yamaca geçer. Gerçekten de bir süre sonra su kaynamaya başlar ve Gökpınar oluşur. İkincisine göre ise, “Çoban ve sürüsü şiddetli susuzluk çekmektedir. Oraya yakın bir çevrede su kaynağı yoktur. Çoban çaresiz bir şekilde ‘Ya Rabbi su’ diye inler ve elindeki asasını yere vurur. Bir süre sonra asanın değdiği yerden su kaynamaya başlar. Çoban ve koyunlar kana kana sularını içerler. Çıkan bu su, orada bir göl halini alır. Gölün suyu berrak ve gök mavisi olduğu için yöre halkı göle “Gökpınar” ismini verir.
Gökpınar Gölünün alanı 3000 metrekaredir. Doğal bir akvaryum görünümündedir. Suyu çok tatlı olup ve soğuktur.
Şuğul Vadisi
Şuğul Vadisi, doğal bir kanyon koridoru şeklindedir. Tohma Çayı’nın yan kolları tarafından şekillendirilmiş kayalık bir yapı sunar. Vadide ahşap yürüyüş yolu, seyir köprüleri, dinlenme alanları ve doğayla iç içe manzara noktaları bulunur. Yazın serin, ilkbaharda ise en canlı hâlidir. Sessizlik + su sesi + kayalık yapı birleşerek çok huzurlu bir ambiyans oluşturur.
Divriği Ulu Camii
Sivas’ın Divriği ilçesinde, Anadolu Selçukluları döneminde yapıldı. Anadolu’nun gururu olarak da bahsedebiliriz onun için. Neden mi ? Çünkü 1985 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne giren ve listedeki Türkiye’nin ilk mimarisi o! Ulu Camii, Süleyman Şah'ın oğlu Ahmet Şah tarafından, Darüşşifa ise Ahmet Şah’ın eşi Melike Turan tarafından yaptırılmış. Yapımı 15 yıl sürmüş ve 1228 yılında başlamış 1243 yılında tamamlanmış. Baş mimarı Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah'tır. Camiye bitişik olan Darüşşifa (şifahane) içerideki kanal ve havuzdan gelen su sesi ve tasarım harikası akustiğinde çalınan ney ile akıl ve sinir hastalarının tedavilerinde kullanılmış daha sonra medrese olarak da hizmet vermiştir. Camiyi yaptıranların aileleri ve mimarların kabirleri burada yer almaktadır.
Minber
Camiyle yaşıt olan bu minber en uzun ömürlü ağaç olan abanoz ağacından yapılmış ve hâlâ orjinalliğini korumaktadır. Yapımı 12-13 yıl süren bu minberi yapan usta parçaların birleşiminde tahta çivi kullanmış sadece mukavemeti arttırmak istediği yerlerde demir çivi kullanmış ve bu çivilerin başlarını gizlemiştir.
Cennet Kapısı
Yapının cami bölümünde 3, Darüşşifa da ise 1 tane olmak üzere toplamda 4 kapısı vardır. Bunlardan biri olan cennet kapısı en ihtişamlı olanıdır. Kapı üzerindeki tüm motifler cenneti tasvir etmektedir. Altında ateş yanan kazan motifi ise Anadolu Selçuklularında bolluk ve bereketin simgesiyken burada cehennemi sembol etmiştir.
Taç Kapısı
Bu kapı Darüşşifa'nın girişi için kullanılır. Caminin denge sütunlarından biride bu kapıda bulunmaktadır daha önceden dönme özelliğine sahipken 1939 Erzincan depreminde bu özelliğini kaybetmiştir.
Batı Kapısı
Gelelim gölgelere. Caminin Batı Kapısında kapının mimari özelliklerine bağlı olarak mayıs ile eylül ayları arasında ikindi namazından 45 dakika önce insan silueti belirmektedir. Bu siluet önce Kur'an okuyan bir insan, namaz vakti yaklaşınca ise ellerini bağlayarak kıyamda duran insan şeklini almaktadır. İşin acı kısmı ise bunun belgesel çekimi için gelen Japonların fark etmesi olmuş. En önemli özellikleri Gölge ışık tasarımıdır. Sivas, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’nda günün belli saatlerinde “namaz kılan insan” silüetleri vardır. Asırlar önce, güneşin doğuşundan batışına, yıldızların çıkışından kayboluşuna kadar birçok konuda ince hesaplamalar yapan mimar ve ustalarca inşa edilen Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, mimari yapısıyla tam bir şaheser. Yapının cennet kapısında güneşin geliş açısına bağlı olarak Saat 07.00 sıralarında ortaya çıkan “namaz kılan kadın silüeti” ve batı kapısında (taç kapı) ikindi vakti görülen yaklaşık 4 metre uzunluğundaki “namaz kılan erkek silüeti” ile şah kapısında saat 09.00 sıralarında oluşan ve eseri yaptıran Ahmet Şah’ın başını temsil ettiğine inanılan gölgeler görünmektedir. Caminin giriş kapısına ikindi güneşi düştüğü zaman gölgelerden oluşmuş, ayakta duran, yandan bir erkek silüeti belirir. Bu silüetin önünde dikdörtgene benzer bir gölge daha vardır. Bu gölgelerin Kur'an okuyan ve namaz kılan bir adam olduğuna inanılır.
Gölge mucizesi nasıl oluşuyor?
Divriği Ulu Camii'ndeki "gölge mucizesi", güneş ışınlarının kapı üzerindeki motiflere belirli bir açıyla düşmesiyle oluşur. Bu silüetlerin bir tesadüf eseri olmadığı, çok kapsamlı bir fizik bilgisi ve ince hesaplarla yapılabileceği uzmanlar tarafından belirtilmektedir Gölge oyununun oluşma şekli ve zamanı üzerine yapılan çalışmalar, dönemin astronomi bilgisinin gelişmişliğini de kanıtlamaktadır. Kapıdaki motifler 2–15 cm derinliğe varan kabartmalar hâlindedir. Taş yüzeyleri düz değil, çok katlı ve basamaklıdır. Bu derinlik sayesinde her çıkıntı ve oyuk ayrı bir gölge üretir. Güneş hafif açıyla vurduğunda uzun gölgeler oluşur, dik açıyla vurduğunda gölgeler kaybolup motifler öne çıkar. Sabah güneşi yatay gelir → motiflerin bir yüzü aydınlanır, diğeri gölgeye düşer. Öğlen güneşi dik gelir → gölgeler kısalır, kabartmalar “kabartma harita gibi” belirgin olur. Akşam güneşi yandan vurur → çok uzun ve dramatik gölgeler oluşur. Aynı kapı sabah, öğle ve akşam tamamen farklı gölgeler ile görünür. Taş ustaları motifleri gelişi güzel değil, güneşin yıllık ve günlük hareketini hesaplayarak oymuştur.
Motifler:
Dönük, Çapraz, Katmanlı, Hacimli şekillerde tasarlanmıştır ki ışık hangi açıdan gelirse gelsin farklı bir gölge tablosu oluşturabilsin. Taş yüzeyler “hareket eden desenler” gibi görünür. Bu yüzden kapı, adeta taştan yapılmış bir güneş saati gibidir. Derin oyma + Katmanlı taş yüzey + Güneşin açısı birleştiğinde:
✔ Motifler gün içinde “canlıymış gibi” değişir ✔ Gölgeler uzar, kısalır, kayar ✔ Bazı desenler sabah görünürken akşam kaybolur ✔ Taşın üzerinde hareket varmış hissi oluşur
Bu etki, Divriği Ulu Camii’ni dünyada eşi olmayan bir sanat eseri hâline getirir.
UNESCO'nun Dünya Mirası Listesi’ne aldığı bu eser hakkında Evliya Çelebi'de notlarında bu şaheser için ''Methine diller kısır, kalem kırıktır'' demiştir. Bu sözleri aslında yapıyı özetler niteliktedir. Divriği Ulu Camii’ni dünya çapında özel yapan şey, “dünyada eşi olmayan taş işçiliği” ve üç büyük kapıdaki inanılmaz derinlikli süslemelerdir:
Batı Kapısı: Gölge oyunlarıyla ünlü
Taç Kapı: En detaylı işlemelerin olduğu ihtişamlı kapı
Şifahane Kapısı: Daha mistik, sembolik motiflerle bezeli
Her kapı farklı bir üslupta işlenmiş ve adeta “taşa oyulmuş bir dua” havasındadır.
Darüşşifa (Şifahane)
Ortaçağ döneminde hastaların hem manevi hem tıbbi yöntemlerle tedavi edildiği bir sağlık merkezidir.
Akustik sistemi, kubbe yapıları, ışık–gölge tasarımı ve su sesi kullanımıyla huzur veren bir mekândır.
Bazı bölümlerde akustik ses kubbeleri hâlâ etkisini korur.
Neden Dünya Mirası?
UNESCO, eseri şu özellikleri nedeniyle korumaya aldı:
Dünyada benzeri olmayan taş işçiliği
Üç kapının birbirinden tamamen farklı sanat anlayışı
Mimarî bütünlük: Cami + Darüşşifa + Türbe tek kompleks
Gölge, ışık, sembol ve motiflerin derin anlamları
Ortaçağ Anadolu’sunun en gelişmiş sağlık yapılarından biri oluşu
Çifte Minareli Medrese – Sivas’ ın Simgesi
Sivas kent merkezindedir, Sivas’ın sembolü hâline gelmiş en ünlü Selçuklu eserlerinden biridir. 1271 yılında İlhanlı Veziri Şemseddin Cüveyni tarafından yaptırılmıştır. Çifte Minareli Medrese aynı zamanda “Darülhadis” (hadis ilimleri okulu) olarak kullanılmıştır. Medresenin bugün yalnızca anıtsal ön cephesi ve iki minaresi ayakta kalmıştır. Medresenin tek özgün kısmı görkemli ön cephesi, o da Anadolu’nun en yüksek taç kapısının olmasından kaynaklanıyor. Taç kapı üzerinde yükselen iki minare ise adeta Sivas'ın sembolü olmuştur. Anadolu'da yapılmış en abidevi medreselerden biri olup, Dârü'l-hadis adıyla da bilinir. İki katlı, dört eyvanlı bir yapıdır. Taçkapının üzerindeki tuğla minareler çini bezemelidir. Bitkisel ve geometrik motiflerle süslü taşkapı ile yanlarındaki mukarnaslı nişler yapıya hareketli bir görüntü kazandırmıştır. Köşelerde yivli yarım kuleler vardır. Medresenin taç kapısı kabartma, geometrik ve bitkisel motiflerle olağanüstü bir derinlikte işlenmiştir. Taç kapıdaki taş işçiliği, Selçuklu sanatının zirve kabul edilen örneklerindendir. Cephenin simetrik yapısı ve minarelerin ince yapısı eseri estetik açıdan çok etkileyici kılar. Sivas’ta Çifte Minareli Medrese’nin hücre duvarındaki sır 740 yıl sonra keşfedildi.... SİVAS’ta Selçuklular döneminde yaptırılan Çifte Minareli Medrese’nin Çay bahçesi olarak kullanılmak üzere gerçekleştirilen çalışmalar sürürken, Yapılan incelemede eyvan bölümündeki hücre duvarlarının, küfi yazı ile ’Allah’ kelimesini oluşturduğu saptandı.
Şifaiye Medresesi (Sivas Darüşşifası)
Anadolu Selçuklu Devrinde hastaların tedavi edildiği ve aynı zamanda tıp tahsilinin de yapıldığı en büyük tıp medresesi ve şifahane kompleksidir. 1217–1218 yıllarında Anadolu Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılmıştır. Hem tıp eğitimi verilen bir medrese hem de hastaların tedavi edildiği bir darüşşifa (şifahane) olarak kullanılmıştır. Medreseyi bu kadar önemli kılan noktalardan biri dünya üzerinde bugüne kadar varlığını koruyan en eski hastanelerden biri olması ve Anadolu'nun en büyük şifahanesidir. Anadolu’da tıp eğitimi verilen en eski kurumlardan biridir. Medrese + hastane + türbe tek yapıda birleşmiş geniş bir Selçuklu kompleksi örneğidir. Döneminde hem hocalar hem öğrenciler hem de hastalar aynı avlu etrafında yer alırdı. Türk-İslam dünyasının önemli hekimleri burada yetişmiştir. Taç kapısı, Selçuklu taş işçiliğinin en gösterişli örneklerinden biridir. Avlulu plan tipiyle klasik Selçuklu medresesi yapısına sahiptir. Ortadaki avlu etrafında tedavi odaları, derslikler ve şifahane bölümleri sıralanır. Türbe bölümü sekizgen bir yapıdır ve çinilerle süslenmiştir. Medrese içinde Keykavus’un türbesi yer alır; çinileri ve mimarisi dikkat çekicidir. Sivas’ın “tıpta merkez şehir” kimliğinin temellerinden biridir.
Susamışlar Konağı
Adres: İnönü Mah., 20 - 10. Sokak No: 1, Sivas Merkez
Telefon: +90 (346) 223-59-08
Saat: 09:00 – 17:00 Öğle saatlerinde (13:00-14:00) kapalı
Konağın girişindeki köşk kısmı ve ön çeşmesi 1815 yılında Benderli Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı döneminde yazlık ve kışlık odalar, misafirhane, ahır gibi müştemilatları ile büyük bir yerleşkedir. Yapı tek katlı ahşap mimarîyle örülmüş olup, tavan ve zemini tamamen ahşaptır; duvarlar ise ahşap arasına kerpiç dolguludur. Günümüzde “Susamışlar” ailesinin adıyla anılmakta ve restore edilmiştir. Sivas’ta Osmanlı konak mimarisinin çok iyi korunmuş örneklerinden biridir. İçinde semahane bölümü gibi kültürel değerler barındırıyor; mimarî detaylarla doludur.
İnönü Konağı
İnönü (Konağı) Etnoğrafya Müzesi (Merkez)
Adres: Bahtiyarbostan Mah., Ali Baba Cd. No: 24, Sivas Merkez
Telefon: (0346) 223 53 01
Saat: 08:30 - 16:00
Sivas’ın en iyi korunmuş tarihî Türk evlerinden biri olarak bilinir. Konağın 19. yüzyıl sonlarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Kurtuluş Savaşı döneminde Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü Sivas’ta bulunduğu süreçte bu konağı kullanmıştır. Bu nedenle yapı, halk arasında “İnönü Evi” olarak anılır. Sivas’ın geleneksel konak mimarisinin güzel örneklerindendir. Ahşap tavan işlemeleri, Cumbalı odalar, Avlulu geleneksel Türk evi planı Oda düzenleri ve kullanım şekilleri dönemin yaşam kültürünü yansıtır. Müzede İsmet İnönü’nün fotoğrafları, evde yaşadığı sırada kullandığı eşyalar, çeşitli silahlar, küçük el sanatları, Gürün şalları, yöresel üç etek elbiseler, el işlemeleri ve sikkeler sergilenmektedir. Sivas’ın milli mücadele yıllarındaki rolünü anlatan küçük bir sergi niteliğindedir.
Sivas - Kongre Binası Atatürk ve Etnografya Müzesi- Cumhuriyet tarihinin kalbi.
Adres: Örtülü Pınar Mah., İnönü Bulvarı, Sivas Merkez,
Telefon: (0346) 224 31 41
Saat: 08:00 - 17:00 giriş ücretsiz
Şehrin en kıymetli yapılarından biri
Atatürk’ün çalışma odası, kongre salonu, dönem belgeleri sergileniyor
Bina, 5 Ekim 1892’de Sivas Valisi Mazlum Paşazâde Mehmet Memduh Bey tarafından “Sivas İdadisi” olarak yaptırılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye tarafından 2 Eylül-18 Aralık 1919 tarihleri arasında "Milli Mücadele Karargâhı"olarak kullanılan bina Cumhuriyet tarihimizde çok önemlidir. 1990’dan itibaren müze olarak düzenlenmiş; etnografya ve milli mücadele sergilerini içermektedir. Kongre Salonu: Kongre toplantısı yapılmış orijinal müze Atatürk’ün çalışma ve dinlenme odası. Telgraf odası, matbaa makinesi ve “İrade-i Millîye” gazetesi ile belgeler. Zemin katta etnografya bölümü, üst katlarda milli mücadele tarihine ait eserler.
Buruciye Medresesi
Sivas Meydanı’nın tarihî üçlü medrese kompleksinin bir parçasıdır. Selçuklu çay bahçesi gibi ortam, fotoğraf için çok güzel. 1271 yılında, Anadolu Selçuklu döneminde Hamedanlı Muzaffer Burucerdî tarafından yaptırıldı. Adını banisinin memleketi olan Burucerd şehrinden alır. Matematik, astronomi ve fen ilimlerinin okutulduğu bir bilim medresesiydi. Mimarisi çok belli olmasa bile simetrisiyle Anadolu’daki en düzgün medrese planına sahip medresedir Buruciye. Dört eyvanlı Selçuklu medrese planına sahiptir. Taç kapısı sade ama çok zarif taş işçiliği ile dikkat çeker. Avlunun ortasında klasik Selçuklu medreselerinde olduğu gibi bir havuz bulunur. Kayrak taş ve mermer geçişleriyle dengeli bir mimarî sunar. Günümüzde restore edilmiş hâliyle, avlusu kafeterya ve sanat etkinlikleri için kullanılmaktadır.
Sivas Ulu Cami
1197 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan’ın oğlu Kutbeddin Melikşah tarafından yaptırılmıştır. Ahşap direkli Selçuklu cami tipinin en güzel örneklerindendir. İçeride çok sayıda ahşap sütun ve geniş bir harim alanı bulunur. En ünlü özelliği: Eğik minaresi.Yüzyıllar içinde zemin hareketleriyle hafif yana eğilmiş; bu yüzden halk arasında “Sivas’ın Pisa Kulesi” olarak da anılır. Mihrap ve minber Selçuklu taş ve ahşap işçiliğinin zarif örneklerini taşır. 12.yüzyıldan günümüze kadar ayakta kalan en eski Selçuklu camilerinden biri olduğu için tarihsel değeri çok yüksektir.
Sivas Kalesi
Sivas Kalesi, ilk olarak Bizans döneminde yapılmış, daha sonra Danişmentliler, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından onarılmıştır. Şehir merkezindeki tepenin üzerine kurulmuştur ve Sivas’ın eski savunma noktalarından biridir. Günümüze surların bir kısmı ve temel taşları ulaşmıştır. Eski kale duvarlarının çevresinde yapılan arkeolojik çalışmalarda Bizans ve Selçuklu dönemine ait izler tespit edilmiştir. Bugün kale alanı rekreasyon – seyir terası – yürüyüş alanı şeklinde düzenlenmiştir.
Gök Medrese
Restorasyon devam ediyor ama yinede dıştan görseli çok etkileyici. Gök Medresesi, Türk mimarisi ve süsleme sanatının buluştuğu en güzel yapı! 1271 yılında Anadolu Selçuklu veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılmıştır. Medrese ismini, minarelerinde ve süslemelerinde kullanılan gök mavisi (firuze) çinilerden alır. Bir dönem “darüşşifa” ve “medrese” olarak hizmet vermiştir. Avlulu, iki katlı, dört eyvanlı klasik Selçuklu medrese planına sahiptir. Zengin geometrik ve bitkisel taş süslemeleri dikkat çeker.
Yapmadan Dönme
• Divriği Ulu Camii ve Darüşşifasını görmeden, Sivas Gökmedrese, Çifte Minareli Medrese, Buruciye Medresesi, Şifaiye Medresesini gezmeden, Sivas Ulu Camiini gezmeden, Atatürk Kongre ve Etnoğrafya Müzesini gezmeden, Susamışlar Konağını gezmeden, Abdi Ağa Konağını gezmeden, Osman Ağa Konağını gezmeden, İnönü Konağını görmeden, Akaylar Konağını gezmeden, Gemerek Sızır Şelalesini görmeden, Gürün Şuul Vadisini gezmeden, Gürün Gökpınar Gölü’nü görmeden, Kangal Balıklı Kaplıca’yı görmeden, Sıcak Çermiği görmeden, Soğuk Çermiği görmeden, Kangal Köpeğini görmeden, Sivas Halk Oyunlarını izlemeden,
Ne Yenir?
Saç Katmeri / Sivas Köfte / Etli Ekmek / Sivas İçli Köfte / Sebzeli Sivas Kebabı / Pezik Turşusu Kavurması / Pestuken Çorbası / Patatesli Kete / Pestil Tatlısı / Kelle Tatlısı / Pastırmalı Madımak / Hurma Tatlısı / Fırın Katmeri