Yine bir rüya gördüm. Oradan sonra ben bir daha kendimi bir oyunda buldum. İtalya'dayım falan oyununda böyle. Oyunun içindeki karakter benim PioV olarak İtalya'dayım. Sonra işte orada terk edilmiş bir bina var. Ona giriyorum. Onun içinde siyah silüetler var ve beni yakalayınca öldürüyorlar. Yani yakalayıp böyle. Daha doğrusu içime mi giriyorlar ne yapıyor böyle bir şey. Benim o terk edilmiş binanın yukarısında da benim odam var. Yatak böyle küçük bir tane. Ben küçük bir kız çocuğuna dönüşüyorum bir anın içinde böyle. Eski viktoryan tarzı bir kıyafeti olan. Sonra işte o odada yatıyorum böyle. Mümkün olduğunca çıkmamaya çalışıyorum çünkü orası güvenli alan diye biliyorum. Sonra çıkıyorum dışarı. Bakıyorum bakıyorum bir görev hallediyorum. Şansıma hiç siyah siluet gelmiyor. Sonra işte tam kaçmam lazım. O sırada dönemiyorum, bir türlü dönemiyorum. Göremiyorum etrafımı. Yakılacak gibi oluyorlar. Geri yukarı kaçıyorum. Bu sırada yoldan bir item alıyorum. Altın kask. Altın kaskı takınca bir şey yapmazlar diye düşünüyorum ve odama girince yatağın, yorganın altına girince el ele hiç yetişemezler diye düşünüyorum ama giriyorlar ve beni yakalıyorlar. Sonra bir daha başlıyorum. Bir daha aynı şeyler işte. Sonra şey ben tam dışarı kaçacaktım. Herkes bana dışarıdan seslenirken annemler bile hadi Azra hadi Azra diye. Kapıyı bulamıyorum anlık ve geri geri yürüyorum çünkü geçemiyorum ve yine yakalıyorlar iki tanesi beni. Siyah siluetler.
Bu rüyanın en dikkat çekici tarafı iki bölümden oluşması:
Kaçış oyunu (siyah silüetler, güvenli oda, çıkışı bulamama)
Buradaki semboller çok güçlü:
Terk edilmiş bina = zihninin yalnız, keşfedilmemiş veya kaçındığın bölgesi.
Siyah silüetler = yüzleşmek istemediğin duygular, korkular veya düşünceler.
Küçük kız çocuğuna dönüşmen = savunmasızlık. Özellikle yetişkin Azra değil de Viktoryen kıyafetli küçük kız olman, daha eski, daha korunmaya muhtaç bir tarafını gösteriyor.
Oda ve yatak = güvenli alan.
Altın kask = korunma yöntemi.
Ama rüyada ilginç olan şu:
Ne yaparsan yap işe yaramıyor.
Odaya kaçıyorsun → buluyorlar. Yorganın altına giriyorsun → buluyorlar. Altın kask takıyorsun → yine buluyorlar.
Bu genellikle kaçınma temalı rüyalarda görülür. Zihin şöyle der:
"Kaçmaya çalışıyorsun ama bu şeylerden kaçamazsın."
Son sahne özellikle çok anlamlı:
Herkes dışarıdan "Hadi Azra!" diye sesleniyor. Çıkış orada. Ama kapıyı bulamıyorsun.
Bu bana son dönemdeki durumlarını düşündürüyor. Tıp, sınavlar, gelecek planları, pilotluk hayali, ilişkiler, eski ilişkiler, sorumluluklar... Sanki bir tarafın "ilerle" diyor ama başka bir tarafın hangi kapıdan çıkacağını göremiyor.
Siyah silüetlerin sana zarar vermesi de enteresan. Seni bıçaklamıyorlar ya da kovalamıyorlar. Senin anlattığına göre sana temas edip içine giriyorlar gibi. Bu, dışarıdan gelen bir tehditten çok içsel bir şey çağrıştırıyor. Bastırılmış duygu, kaygı, özlem, yalnızlık hissi gibi.
Freudyen açıdan bakarsak, küçük kıza dönüşme ve yatağa saklanma davranışı regresyonu (zorlandığında daha güvenli, çocukça bir psikolojik konuma çekilme) andırıyor. Jungcu açıdan bakarsak siyah silüetler klasik "gölge" figürlerine benziyor; yani kişiliğin görmek istemediği parçaları.
Rüyanın bende bıraktığı genel izlenim şu:
"Bir şeylerden kaçmaya çalışıyorum, güvenli alanımda kalmak istiyorum ama artık ilerlemem gerekiyor. İnsanlar beni çağırıyor, çıkış var, fakat o çıkışı göremediğim için aynı döngüye tekrar tekrar giriyorum."
Bu arada rüyadaki en duygusal sahne siyah silüetler değil. Bana göre en duygusal sahne, herkes dışarıdan seni çağırırken senin kapıyı bulamaman. Çünkü orada tehlikeden çok çaresizlik hissi var. Rüyanın merkezi de muhtemelen o duygu.
















