O duvarda resmin asılı ama bu ev seni hiç görmedi. Bazı şeyleri uzun uzun anlatamam.

❣ Chile in a Photography ❣
untitled
RMH
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
art blog(derogatory)
Claire Keane
KIROKAZE
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

No title available

JVL
NASA

No title available
Today's Document
🪼

Love Begins
Fai_Ryy
$LAYYYTER
almost home
No title available

gracie abrams

seen from United Kingdom

seen from Ireland

seen from Sweden

seen from South Korea
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from Türkiye
seen from United States
seen from Colombia
seen from Malaysia

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from Vietnam
seen from United States
seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from Netherlands
seen from United States
@devrimpaltosu
O duvarda resmin asılı ama bu ev seni hiç görmedi. Bazı şeyleri uzun uzun anlatamam.
Ve biri çıkıp geldi karanlığımı soğurdu. Rengi griydi, o bi' devrimin sonuydu.
Ne sen dolup taşarsın, ne benden nuh olur. Sevgilim, hala düzeltemedim kalbimi her şey daha da kötüye gidiyor fakat mutlu rolünü çok iyi oynuyorum hiç itirazım kalmadı hayata dargın bile değilim. Kendime bile aldırmıyorum artık nelerden uzaklaşıyorum nelerden uzaklaştık neler uzak böyle görsen nasıl, biz bile kendimize. Kalbi kesip geçenin bıraktığı kesik kabuk bağlamaz. İnsan bir vakit sonra katılaşır acılara da ağlamaz. Anlam arama bunda dilersen hiç bakma, inan umurumda değil. Aklıma dolanma, karşıma çıkma, beni arama şarjım yüzde bir. Kanımda yürüyen öfke ordusu sen çarpı ikidir tabii ki o mükemmel şiirlerden sonra bu sikik bir şiirdir. Sen de öylesindir belki ben fazla büyütmüşümdür gözümde seni, senin de gözünde fazla büyüttüğün başkaları gibi. Sana kandığım için kendime öyle öfkeliyim ki kurşunlara dizdireyim istiyorum yüreğimi. Öyle hemen yerini arama konu sen değilsin tabii ki konu ne zaman senden geçerse oradan koşar adım kaçacağım çünkü yakışıklı mı benim kaçmam çünkü ben hep bir şeylerden yoksundum şiirlerim bile kalmamıştı ellerim bile yokluk içindeydi. Param yoktu, babam yoktu dünya üzerime geliyordu ama kahrolası gözlerim hala seni arıyordu. Hani bilirsin, sevdiğin kişiyle asla karşı karşıya gelmek istemezsin o değil de ona olan sevgin korkutur içini, öyle bir şey. Ama tabii sen bunlardan anlamazsın, bu yazı instagramdan geçmez senden de geçmez artık çünkü öyle yazıyordu sokaklarda. Hoş günümüz yalan boş günümüzde harcarız, ne büyük laf ama! Harcanan ve sürekli harcanan çocukların cevabı bir cevap niteliğinde hayata. Hiç unutmuyorum bir sokakta da ‘‘trilyon olsanız bir gecede harcarım’’ yazıyordu kim bilir hangi para babası yaktı canını. Alçak dağlarında yalandan yaşama, öyle sokaklar yalan söylemez aslında sokaklar artık bir şey söylemiyor. Tamam, ben de bir şey söylemek istemiyorum tamam. Şekilciliğine kandığımız dünyada dertler bir şekilde hep derya bu ekranlara yansımayacak ama sandalımızda gözü kalmış hayat deryası ve ah. Ama sevin, bir gün her şeyden vazgeçişimi seninle nasıl kutlayamadığımızın şiirini de yazacağım. Kıyıya vuran gemilerden nasıl jilet yapıldığını, ş harfine tam olarak basamayan ağzımı, karanlığın dibini, ölülerin adını, türkülerin tadını, dibe bile vuramamanın ağrısını anlatacağım. Konu yine senden geçmeyecek. Sana neden olmaz diyemediğimi de anlatacağım, çünkü kavmime senden iyi bir felaket bulamam. Fakat ne hikmetse sende bir efsunluk imiş, seni efsunlu gören, galiba kendi içimdi. İnandığım sevgin, hiçbir şeyi iyi etmedi. Son olarak lütfen bir bekleyiş içine girme. Beni itilmiş bir köpek gibi hissettiren şey, beni iyi etti. Sana olan her şeyimi tükettim, biraz da senin sayende bunun için teşekkür ederim. Bu kaydı bir belge diye saklı tutuyorum, belki bir kanıt, bir yerlerde bir gün böyle hissetmiştim derim belki. Sana gelince, hala bir şeyler beklediğini biliyorum. Belki de bekleme listende adım geçmez bulursam iyi. Seni şaşırtmak istemem ama büyük bir hayal kırıklığı olabilirim. Bir müddet kendi yağımda kavrulmayı deneyeceğim. belki şiirleri de yanıma alırım, çok güzel dostlarım var birkaç gün onlarda kalırım. Ama beklenilmenin ağırlığı altında ezilirim, yine sana eğmem yüreğimi. Beni sana bekletmezler gerçi. Doğru. Dilediğin bir hayata, dilediğin arabaya, yanında olana, birlikte kafelerde dolandığına, ve Allah’a emanet ol. Ekmek bölmeyi bilmeyen ellerini kendime dert etmekten caydığımı bir selam gibi iletirim. Ben yanan aşkın renklerine kanacak adam değilim. Her şeye rağmen, hoşça kal.
Yaşamak, sekiz saatlik uykunun hafiflettiği on altı saatlik bir acıdır. Ve bu sekiz saat bile, genellikle on altı saatlik o acının geri kalanını rüyalarımızda tekrar görmemizle bölünür.
Tanımsız kaldım, insanın kendiyle savaşı kanlı.
Çünkü bazen sadece yaşamak yetmiyor, hissetmek lâzım. Her gün yaşıyorum ama kaç gün bunu hissedebiliyorum mesela? Yaşamak basit bir şey, asıl zor olan “yaşıyorum” diyebilmek.
Şimdi neden acı verir eski mutluluğumuz?
Deli gibi uykum var Nermin. Elimden hiçbir şey gelmiyor, inan.
bir öğretmen, sekiz öğrenci hayatını kaybetmiş geldiğimiz noktaya söyleyecek bir şey bulamıyorum bu nasıl bir vahşet, gerekli tedbirler artık alınır umarım başımız sağ olsun
Nâzım Hikmet’in şu sözleri yaşadığımız durumlar için yazılmış sanki: Alt tarafı bir çiçek koklayıp, bir hayvan sahiplenip, birkaç insan tanıyıp, sevip gidecektik bu dünyadan. Nasıl kötü bir zamana denk geldi ömrümüz.
Nasıl kötü bir zamana denk geldik bilmiyorum ama yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, olmalı. Bu çürümenin durdurulması elzem. Canlarımız bu şekilde yitip gitmemeli.
Boğulmak istiyorum, alelâde bir zevkle.
Gitmek senin evin.
Anlamadım. Ben mi iyileşmemiş yarayım, herkes mi keskin bıçak? Sormadım. Sadece kanadım.
Balkondayım yine, buz gibi ellerim ısınsın diye umut edip cebime koymuşum. Sahi kaç saattir oturuyorum burada, bakmadım. İnsan düşüncelere dalarken zaman kavramını yitiriyormuş. Çalan kaç şarkıyı duydum bilmiyorum ama bir şarkının sözlerinde takılı kaldım, “en çok sana anlatmak isterdim, sen duymadın.” Kaç defa geriye alıp dinledim, kaçıncı dinlemede yenilip bıraktım. Bana bir yer göster dürtüsüne dayanamayıp kafama sıkayım. Olmuyor işte, herkesi tamamlarken yarım kalıyorsun. Ar damarın çatlamış, kan sızdırıyorsun. Bunun ötesi yok.
Sen rutubetli bir evin göğe açılan balkonusun.
Gece yine beni nereden vurdu bilmiyorum ama senin gelmediğin kesin. İnsanın üzerine yokluk değil de ihtimaller düşüyor bazı geceler. Hiç olmayacak işler peyda oluyor zihninde. Biliyor musun, sana kurmak istediğim bütün cümleler boğazımda dizili. Söylenmemiş sözler, şimdilerde sırtımdaki en ağır yük. İnsan söylenmeyenle çöküyormuş. Ben seni hiç çağırmadım belki ama içimde adınla yankılanan bir sessizlik var. Duysan utanırdın. Senin için biriktirdiğim sözlerin ağırlığı varsın beni yok etsin. Sensizlikle yaşamak, o yükten daha ağırdır. Bilirim. Bildiğim bir diğer şey ise senin adına yaktığım sigaraların sonum olacağı. Birden öldürmüyor da günden güne yok ediyor. Velhasıl, senin gibi.
Ben hem yarayım hem bıçak. Hem tokadım hem de yanak. Hem uzvum hem işkence çarkı. Hem kurbanım hem cellat.