Kısa görünümlü o uzun günler ve bitmeyen, belkide bitirmek istemediğimiz o uzun konuşmalar.
Kelimelerin kanat takıp, odanın sessizliğinde kanat çırpıyor olmalarını görmezden gelme sebebim gözlerin ve her hecede değişen dudak kıvrımların.
Her ne kadar dinliyor gibi görünsem de, bu dinlemekten ziyade dünyadan sıyrılıp kaybolmaktı.
"Galiba kahvem geldi" arası ve küllükteki yarılamış olduğum sigarama göz dikişin. Sonrada buna kızdığımı bildiğin halde, "Bu benim, sen kendine yenisini yak ve hadi yine iyisin kahveler yine benden" cümleleri ile yumuşatmaya çalışıyor olman :)
Biliyor musun? Artık sigaranın yarısından sonrası daha çok zehirliyor.
Yanındayken daha fazla sigara tüketmemin yanısıra, kahveyi de bir türlü sıcak içemiyordum. Gözlerim zatı aliniz ile meşgulken, küllük sigarama ortak oluyor ve hatta benden daha fazla içiyor, kahvemde unutkanlığımı firsata çevirip daha çabuk soğuyordu.
Bak yine elin boynuna gitti ve kaşımaya başladın. Konuşurken aklını meşgul eden bir konunun varlığına işaret. Haksızlığın daniskası bu. Yanıbaşımdayken başka şeyler düşünme hakkına sahip değilsiniz yeşil hanım. Söz konusu siz olunca bencillik dibine kadar :)
Durgun halerinden arındırma terapisi. Büyük burnunla biraz dalga mı geçsem acaba?
Hatırlarsın, bir keresinde ne çok gülmüştük.
Uzun süreli bir telefon istişaresi sonunda, konuya açıklık getirmek için birkaç cümle kurmuştum ve o an ısrarla anlamamak gibi bir durum içerisine girmiştin. Sonunda dayanamayıp "keşke beynin de burnun kadar büyük olsaydı" esprimin ardından, hayatımın en uzun geçen birkaç saniyelik sessizlik nedeninin bana kızmış olman ihtimali. Sonrasında kahkaha atıp "bak bu espri güzeldi" cümlenin, omuzlarımdaki bütün yükü almış olması. :)
O kocaman burunla bile çok güzeldin bee..














