"Bir boşluğa düşersin, bir boşluktan."
cherry valley forever
KIROKAZE

Jar Jar Binks Fan Club

blake kathryn
ojovivo
Mike Driver
No title available

Love Begins

shark vs the universe
untitled
Cookie Run:Kingdom Official!
hello vonnie

tannertan36
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
occasionally subtle
No title available
h

gracie abrams

No title available
Show & Tell
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Venezuela

seen from Austria
seen from Australia

seen from T1

seen from Australia
seen from Poland
seen from United States

seen from United States
seen from Malaysia
seen from Türkiye

seen from Russia

seen from United States

seen from Sweden
seen from Australia
seen from Canada
seen from Australia
@justrunthatracelittlesoldier
"Bir boşluğa düşersin, bir boşluktan."
Her şeyden uzaklaştığınızı anladığınız bir an vardır. Sadece anlık bir duygudur. İki gün sonra bu anın varlığını unutmaya başlarsınız. İki ay sonra böyle bir an yaşadığınızın farkına varıp, ne zaman başladığını sorgularsınız. İki yıl sonra ise sizin için 'her şey' tekrar oluşmaya başlar. Bu anlık duygu, ölüme çok benzerdir. Çünkü tam da ölümün tasviri yapılırken söylendiği gibi; tüm hayatınız bir film şeridi gibi geçer gözünüzün önünden. Birkaç saniye sonra bu anı unutunca neye tutunacağınızı belirlemek için analiz edersiniz. Belki kendinizi kandırırsınız, belki gerçekten derinlerde tutunacak bir şeyiniz vardır. Çünkü böyledir işte insanoğlu; düşerken bile iki saniye sonra tutunacağı dalı düşünür. Kimisi tek damla kan akıtmayan derisine çizik almak istemez, kimisi önceki çiziklerin kabuğunun açılmasını istemediği için istemez. Şimdi ya bu metaforun anlamını düşünüyorsunuz, ya da gece yarısı aldığınız çiziklerin sayısını. Ben de oturmuş, her şeyden uzaklaştığım bu andan; sürecin sonraki basamağına, tutunacağım dala geçmekten korkuyorum. Bu anın hafızamdan silinmemesi için yazarak çabalıyorum. Her şeyden uzaklaşmaktan korkuyorum. Çünkü biliyorum ki tutunduğum tek dal beni tekrar tepeye çıkarmayacak. Sadece düşmemi engelleyecek. Ama ben aşağıdan korkuyorum. Vücudumla kalbimi eşzamanlı titreten, aşağısı daha çok. Boşlukta süzülmeyi, aşağıya tercih ediyorum. Ve ben yine keşkelerde boğulup, kaza yaptıktan sonra ölmek üzereyken ehliyet almadığı için pişman olan o adam gibi hissediyorum; spora gidip, sonsuza kadar bu dalda tutunmamı sağlayacak olan kaslara sahip olmadığım için. Yerçekimi, pek de şans tanımıyor değil mi?
bu düğümle yaşamak çok zor
en yakınım oldu boğaz yumrularım,
hastalıklı gibi konuşuyorum onlarla.
engelliyorlar kelimelerimin dökülmesini,
hoş, fark yokmuş yumrularla insanlar arasında
blanchot'tan müthiş ve neredeyse hepimize tanıdık gelen bir tasvir: “ben bir taşın altındayım, ezildim; kalkmaya çalışıyorum. bu sırada siz gelip taşın üzerine oturuyorsunuz ve bana öğüt veriyorsunuz .”
Ben dünyanın çivisine inançlarımı asmıştım.
Bu, en büyük yenilgimdir.
Yıldızsız bir gök kalır geride, kaybolma O gözler seni gören O ışık sende kalan hediye, unutma…
Düşmenin önemi kalmadığında ilerlemeyi bırakmanın nedeni yorgunluk değil.
Şairane bir yalancılık söz konusu; süslü cümlelerin içine gizlenmiş bir sahtelik, tebessümlerin ardında kötücül bir taraf, her bakışta çürük bir ruh var sanki, çok değişti dünya ve çok yanlış bir asırda görmeye çalışıyoruz yıldızları.
"Çünkü, itiraf edeyim, hâlâ umutluydum... Şimdi Tanrı'ya şükür, hiç umudum kalmadı."
Victor Hugo, bir idam mahkumunun son günü.
"ben alnımı dayadığım ilk duvarı hatırlıyorum ibrâhim, ilk taşın soğuğunu, ilk kalakalmayı. zihnim unutkandır, kabul ama şuram asla.."
"Sana, beni asla tanımamış olan sana..."
Stefan Zweig, bilinmeyen bir kadının mektubu.
Olsun; imkânsız değil, yok ki başarmanın yaşı.
adam bir duruma dair bir öykü yazmaya karar verir. siyasi duruma dair değil, sosyal duruma dair de değil. insanlığa dair. fakat zihni bomboştur. bir öykü belirmez. içinde bulunduğu insanlık durumunun bir öykülük değeri yoktur...
Düşen yağmur damlaları
Beraberinde getiriyor belirsizliği
Ve son bir düş; düşüşümün sessizliği..