uoç
Bana çok sevenin değer bilmesinin mümkün olmadığını öğreten adam öldü. Hayalimi benden çok sevdiğin için sana çok kızgınım. Hayalimi benden çok sevip benim varoluşumu lanetlediğin için sana çok kızgınım.
Mutlu olmanı hep istedim ama bu sana kızgın olmama engel değil. Beni affet demeliymişim gibi gelse de seni affedemeyen benim. Sen gidene kadar seninle gerçekten bitmemiş bir meselem olduğunu bile hatırlamıyordum. Hayattaki işaretleri yorumlamada pek iyi değilim ve tesadüf diye bir şey de yok belki de. Yoksa sen ölmeden önce sen beni görmeden ben seni gördüğümde seslenirdim sana, artık büyümüştük ne de olsa. Biriyle kötü olduğumda “ölse üzülür müyüm” diye düşünüp çözerdim sorunlarımı veya onunla ilgili artık çözmem gereken bir şey kalmadığını o an anlardım. Senin öleceğini hiç düşünmemiştim. Düşünseydim üzülürdüm. Çok saçma ki çoğunlukla öldüğüne üzülmeyeceklerimi dert ettim.
Sana kızgınım, çünkü ruhunun harareti ve bir hayale olan aşkın benim kelimelerimi korkuttu. Senin bana iyi gelmen gerekiyordu, bu kadar çok seven biri iyi gelirdi çünkü. İyi gelmemeyi de hak gördün ve hiç fark edemedin. Seni suçlamak istiyorum sadece, çünkü sen inandırdın beni Milena olduğuma.
Sen beni sevmedin. Sen benim sana hissettirdiklerimi sevdin ve bunları hissettirmek için benim hiçbir çabam olmamıştı. Kızgınım sana çünkü o çabasızlığım sendeki tezahürünün öyle büyük olduğuna inandırdın ki beni, ellerini tuttuğumda büyüne kapılacağım sandım. Anlatamıyorum. Ben basittim, sen karışık. Ben seninle olsam da senin hayal kırıklığındım, senin sevginin karanlığı da benim.
Kırgınım daha çok. her evrende yarım bırakılacak ve asla birbirini anlayamayacak hücrelerdik.
Yine de keşke yaşasaydın…














