untitled

Kiana Khansmith
Doug Jones

No title available
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Cookie Run:Kingdom Official!
𓃗
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Cosimo Galluzzi
Not today Justin

pixel skylines
almost home
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
$LAYYYTER

Andulka

Product Placement
d e v o n
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Xuebing Du

gracie abrams
seen from Philippines
seen from United States
seen from United States

seen from Canada

seen from Singapore

seen from Argentina
seen from Peru
seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from Bangladesh

seen from United Kingdom

seen from Türkiye

seen from United States

seen from Venezuela
seen from Chile

seen from Japan

seen from United States
seen from Netherlands

seen from Venezuela
@kayipgolgeler
Kule’nin şarkısı
Şimdi ben bu kulenin dibinde sessizce oturuyorum
Karanlık,ışıklı,sessiz ve gürültülü
Ne yaptığımı bilmiyorum
Milyonlarca ses var içimde
Kısık sesler,yüksek sesler
İçimdeki tanrı benden çok uzakta
Senin bundaki payın ne?
Yamuk yumuk kaldırım taşları,
Kocaman ağaçlar,soğuk banklar var burda
Bir şeyler kanıyor sonra da kuruyor
Saat tam 00.54
Birileri geliyor,sonra da gidiyor
Artık sen hiçbir şey değilsin bende
Kızıl saçlarım omzuma dökülüyor
Yağmurla yıkanıyorum
Ve ben kalemi tutacak güçte değilim
Ağlayamıyorum
Bulunduğum yere yığılmamak için tek bir sebebim yok
Yol mu içimde?
Bir adamın sesiyle bölünmüştü çalan şarkı.Kafamı kaldırıp,kulaklığımı çıkardığımda ‘Biletiniz diyorum hanımefendi,bakabilir miyim? diyordu muavin tok sesiyle. Biletimi uzattım ve otobüse yürümek için iki kat büyüklüğümdeki bavulumu çekelemeye başladım.Yerime yerleştiğimde beynimle savaş veriyordum.Mutlu olamıyor,konuşamıyor ve susamıyordum.Nereye gidiyormuşum,saat kaçmış? Bilinçsiz gibiydim.Otuz yaşıma gelmiş kendimi çözmeyi başaramamıştım.Aslında ben hiçbir şeyi düzgün yapamamıştım ki.Size yemin edebilirim,on beş yaşında bir kız çocuğu benden daha olgundur.Çocukluğumdan beri okul hayatım,arkadaşlıklarım sorunluydu. Bende kaçarak yaşamayı adet haline getirmiştim.Bana sorsanız düne kadar çevremdekilerin sorunlu,benim ise mükemmel olduğuma inandırabilirdim sizi.Ama şu an bu mümkün değil.Melisa’nın aklımı başıma getirmesi ve İstanbul’a çağırması ile ani bir karar verdim hayatıma dair.Ne yapıyorum ben dedim,neyim var? Sorunlarımdan kaçarak yaşamayı bırakmalı,bana değer veren insanları paranoyaklıklarım yüzünden terketmemeliydim.Sürekli iş ve ev değiştirip,hayatımdaki insanları da yenileriyle değiştiriyordum. Asıl problemi sakın sormayın,bende bilmiyorum.Dedim ya bende bazı şeylerin yeni farkına varıyorum.Galiba sorunum çevre falan değil de hayata uyum sağlayamamakla alakalı. Neyse bu son yolculuğum olacaktı,birkaç ay belki bir sene kendimi kendi hapishaneme kapatacaktım.
Otobüsten indiğimde sudan çıkmış balık gibiydim.Boş boş etrafa bakınırken,Melisa’nın bana doğru geldiğini gördüm.Evine gittik,biraz dinlenmeye ihtiyacım vardı.Eve vardığımızda,duş alıp ışık hızıyla terasa koştum.Şu an tek ihtiyacım biraz alkol olabilirdi ancak.Harika bir sofra hazırladı Melisa bize.İçim burkuldu,sanki son kez bu zevki yaşayacaktım.Konuşmaya mı mecalim yoktu yoksa konuşacak bir şeyim mi kalmamıştı bilemiyordum.Melisa yirmi beş senelik arkadaşımdı,kendimi hiçbir şey için zorlamama gerek yoktu.Annem bile beni onun kadar anlayamazdı.Şehrin ışıklarını seyrediyordum,biraz ayaz vardı ama üşümek hoşuma gidiyordu.Kendi varlığımın farkına böyle varıyordum belki de.Sabaha kadar öylece oturduk terasta,beynim uyuşmuştu.Bir şeyler yiyip,evden çıktık.Arabadan indiğimde,gördüğüm manzara karşısında ayaklarım tutmuyordu.Melisa koluma girip ‘emin misin,geri dönebiliriz?’ dedi.Ne? Emin miyim? Bu dünyanın en saçma sorusu olabilirdi.Şu hayatımda benim kadar ne yaptığından bir haber olan biri olamazdı herhalde.En azından henüz benim karşıma çıkmamıştı.Kocaman ağaçlar vardı bahçede,hemşireler,yürüyenler,boş oturanlar... Kapıya doğru yürürken tamam dedim kendi kendime şimdi bu kapıdan giriyorsun ya,çıktığında her şey çok güzel olacak. Hemşire karşıladı kapıda bizi,işlemleri yaptırdıktan sonra doktorun odasında buldum kendimi. Karşısındaki koltuğa oturdum.Melisa kapıda beni bekliyordu.Gereksizce güler yüzlü biriydi,doktor.Konuşmaya başladığında içimde küfür eden her kim ise onu durduramıyordum.Artık ne kadar aptal cevaplar verdiğimi siz düşünün,doktor buna dayanamadı ve yarın tekrar görüşebileceğimizi biraz dinlenmenin bana iyi geleceğini söyledi.Melisa’nın kolundan tutup bahçeye koştum.Yere oturup bir sigara yaktım,ona gitmesini söyleyip vedalaştım.Gereksiz bir boşluk yaşadım,gidişini izlerken.Hayatımdan çıkmayan tek yakın arkadaşımdı,giden.Yapayalnız kalmıştım ve asıl hikaye şimdi başlıyordu.Kendi kendini akıl hastanesine kapattıran kızın hikayesi...E ne yapabilirdim bende buydum sonuçta içimde sonsuz bir yol,dilimde de gitmek vardı.Yine de ben kendime deli demeyeceğim,siz de bana demeyin.
Aşk-Acı-Çaresizlik Üçgeni
Bugün size gerçek hayatlardan çalıntılar yaparak oluşturulmuş ama çok saf duygulardan oluşturulduğu için gerçek olduğuna inanmak istediğimiz birinin hayatından alıntılar yapacağım.Kendisi,Werther.
Goethe’nin ‘Genç Werther’in Acıları’ isimli romanındaki Werther,evet o bir roman karakteri.Yine de ben kitabı okuduğumdan beri onun var olmuş olduğunu düşünmekten alamıyorum kendimi.
‘Sahip olduğum o kadar çok şey var,ama Lotte için duyduklarım,sahip olduğum her şeyi yutuyor;sahip olduğum o kadar çok şey var,ama onsuz her şey bir hiç.’
Werther,ruhsal açıdan sıkıntılar yaşadığı dönemde büyük şehirden kaçıp,küçük yerleşim yerlerine giderek kendisine yeni bir hayat sunmayı planlamıştır.Gittiği ve gördüğü yerleri de en yakın arkadaşı olan Wilhelm’e yazdığı mektuplarla anlatmıştır.Bu mektuplar onun ruh halini tümüyle aktarmaktadır.Büyük şehirden kaçmanın ona iyi gelmeye başladığı zamanlarda, hiç hesapta yokken genç ve güzel bir kadın olan Lotte ile dostluk kurar.Bu dostluk zamanla aşka dönüşür çünkü Lotte tam da Werther’in bir kadında aradığı özelliklere sahiptir,onunla vakit geçirmek,bir şeyler paylaşmak Werther’e çok iyi gelmektedir.Fakat bu aşkın önünde aşılamaz bir engel vardır,Lotte nişanlı bir kadındır. Werther,Lotte’nin nişanlısı Albert ile de güzel bir dostluk kurmuştur,o da harika bir insandır.Sonrasında bu iş Werther için iyice aşılamaz bir hal almıştır.Onlara zarar vermek istememektedir ama duygularının da önüne bir türlü geçememektedir.
‘Tanrı’ya onu bana bağışlaması için dua edemiyorum;ama yine de o sanki bana aitmiş gibi geliyor.Tanrı’ya onu bana vermesi için dua edemiyorum;çünkü o bir başkasına ait.Acılar içinde kuruntulara dalıyorum;düşündüklerimi kağıda dökmeye kalkışsam,bir karşıtlıklar ilahisi çıkar ortaya.’
Werther,aşk ve çaresizliğin içinde hapsolduğunu bu denli hissederken çözümü tekrar kaçmakta bulur.Ama çok fena yanılmıştır ne yeni bir hayat kurmayı başarabilmiş ne de Lotte’den ayrı kalmaya gönlü razı gelmiştir. Lotte’nin yanına döndüğünde ise artık her şey için çok geçtir.Lotte ve Albert evlenmiştir. Werther ise artık sadece onların bir aile dostudur.Samimiyetleri devam etmektedir ama Werther’in saklanılması imkansız olan duyguları Albert’ı oldukça rahatsız etmektedir. Lotte ise kocasını çok sevmesine rağmen,kendisinin arada kaldığını hisseder.Werther ile olan ilişkisi çok hassas bir noktadadır; aşk ve dostluk. Aslında Lotte de derinlerde bir yerlerde Werther’e karşı bir şeyler hissetmektedir. Bu yüzden Werther’e bir daha görüşmemeleri gerektiğini söyler. Bu durum Werther’i acılara boğar ve artık bu acıya dayanamayacağını anladığı zaman intihar etmeye karar verir. Uşağını Albert ve Lotte’nin evine gönderir ve yolculuğa çıkacağını söyleterek,silah istetir. Silahları bizzat Lotte’nin elinden alır uşak. Bunu öğrenen Werther,sevinçle karışık bir hüzün yaşar.Ölümüm senin elinden olacak Lotte diye düşünür ve Lotte’ye bir veda mektubu bırakıp tetiğe basar.
Eline silahı aldığında şunları söyler;
‘Onlar senin elinden geçti.Tozlarını silmişsin;bin kez öptüm onları,senin elin değdi onlara. Ey gökyüzünün ruhu,kararımı onaylıyorsun! Ve sen,Lotte,araçlarımı sunuyorsun; senin elinden ölmek istiyordum ve şimdi,ah,senin elindir bana ölümü sunan. Ah,delikanlıyı sorguya çektim. Onları uzatırken ellerin titriyormuş,elveda bile dememişsin. -Eyvah! Eyvah! Bir elveda göndermedin!- Beni sana sonsuza dek bağlayan o an,bana yüreğini mi kapadı? Lotte,duyduklarım binlerce yıllık bir zaman geçse bile silinmez yüreğimden! Öyle hissediyorum ki,seni böylesi bir ateşle seven kimseden nefret edemezsin.’
Genç Werther’in acısı da böyle hazin bir şekilde son bulur. Beni Werther’in hayatında etkileyen şey; yazdığı mektupların her bir satırında kelimelere dökmeye çalıştığı duygularıdır.Şüphesiz ki bir insanın en saf hali kaleminin kağıda değdiği o andır. Werther sadece aşkını değil,hayata ve insanlığa karşı olan ümitsizliğini de çok güzel anlatmıştır mektuplarında.
‘İçimden göğsümü parçalamak ve beynimi dağıtmak geliyor;insanların,birbirleri için ne kadar az bir anlamları var.Ah! Sevgi,sevinç,yakınlık ve coşku kendi içimden gelmiyorsa,bir başkası da bunları veremeyecektir bana; soğuk ve güçsüz bir halde karşımda duran birini,ben de mutlulukla dolup taşan yüreğimle mutlu edemem.’
07.05.2016
Masalın Bir Sonu Yok
Bir hisle uyanırsın,düşünürsün,saçmalarsın.Bilirsin ki geçmemiş,bitmemiş bir şeyler var.Yarım kalanlar var.Lanet ettiklerine teşekkür borcun olduğunu bilirsin.İyi ya da kötü bir şeyler yaşamışsındır,birileri gelmiş bir diğerini götürmüştür hayatından.Sana bir şeyler katmış,senden bir şeyler çalmıştır hayatına aldığın insanlar.
Hepsinin bir sebebi,bir bahanesi vardır.İzin alır kimisi,kimisi yıkar geçer.Küçük tesadüfler yaşar,kader dersin.Kader? İyi de neden ben,neden şimdi? Kavramlar oluşur.Bir yerde,bir zamanda,birileri bir şeyler yaşıyor.Zaman,insan ve yer.Bu üçünün doğruluğu beraberse ne mutlu sana.Ama ya bir tanesi yanlışsa? Dağıtır hepsini,bir yanlış ikisini de götürür.Sen yine beklersin,beklersin..Bu bekleme ne zaman bitiyormuş bileniniz var mı?Kaderin gerçekliğine,doğruluğuna inanan?
Bir şarkı çalar,bir film başlar,biri ölür bir diğeri doğar...
Artık sebep arama yaşadıklarına çünkü adil olduğuna inandırılmaya çalıştığımız bok gibi bir düzen içinde yaşatılıyoruz.
Sen şimdi uyu,sadece uyu.Bekle beni bir yerlerde.Ben çok güzel masallar anlatacağım sana oraya geldiğim zaman.Dizime yatırıp,her şeyin geçmesini bekleyeceğim seninle.Çünkü doğru zaman,doğru insan sendin.Yer yanlıştı ve seni birileri burdan aldı.Birileri? Kim olduğunu henüz bilmediğimiz birileri...
18.04.2016
Fil ile Güvercin
Birini çok fazla sevdiğinizi hayal edin... O kadar çok seviyorsunuz ki etrafınızdakilerin bu aşk hakkında,onun hakkında düşündükleri umrunuzda değil.Hatta siz,bu aşkın size zarar verdiğini bile bile aşkınızdan vazgeçmiyorsunuz.
Şimdi öyle bir aşkın hikayesinden bahsedeceğim size; Frida Kahlo ve Diego Rivera...
Frida,yaşadığı büyük tramvay kazasından sonra sakat kalmış,hayatının bir süresini yatağa bağımlı geçirmişti.Resim yapmaya da bu dönemde ağırlık vermişti. Yaptığı resimlerinden birini o zamanların iyi ressamlarından olan Diego Rivera’ya göstermişti ilk kez. Böyle başlamıştı tanışma hikayeleri,sonra başta ailesinin karşı geldiği bir aşk başlamıştı aralarında.Diego,Frida’dan oldukça yaşlıydı.Fiziksel olarak da hiç yakışmıyorlardı.Fil ve güvercinin aşkı diyorlardı onlar için ama kimin umrundaydı aşktı bu işte.Engel olunamaz,yaşanması gerekiyorsa yaşanacak olandı.
Bu aşka karşı gelinmesinin diğer bir sebebi ise Diego’nun uslanmak bilmez çapkınlığıydı. Evlenip ayrılmış,çocuklu bir adamdı Diego.Frida aşkı yeterince tatmamış gencecik bir kızdı onu sevdiğinde.Herkese rağmen evlenmişti Diego ile. Diego’ya duyduğu aşka tutunmuştu,hata yaptığını anlaması yıllarını almıştı. Yine de her zaman toparlamak için çareler aramış,vazgeçmemek için hep en iyisini denemişti.
Bir gün Diego’yu kendi kız kardeşiyle basmıştı Frida.O zaman en büyük yıkıntıyı yaşamıştı kalbi. Yıkıp dökmüş ve içine kapanmıştı uzun süre. Sonra tek bir cümle söylemişti Diego’ya ; ‘‘Hayatımda iki büyük kaza geçirdim Diego;tramvay ve sen.En kötüsü sendin.’’
Hayatı boyunca kalbi kırılmış,yaşattığı aşkı yaşayamadan ölüp gitmişti Frida. Yaşadığı tüm anılar birer resim olarak kalmıştı onun arkasından.
Bu aşkı bir de Frida’nın Diego’ya yazdığı mektupların birinden okuyun.
‘‘Diego Rivera’ma..
Seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. Küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. Şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. Bütün bedenler çürüyor Diego’m. Eskiyor bütün bedenler.
Ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.
Benim acı çeken bir yüreğim var Diego. Seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var.
Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın.
Ben de seni anlamak istedim. Tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. Sen nereye gittiysen, ben de gittim. Sen neye güldüysen ona güldüm. Sen kimi sevdiysen onu sevdim. Hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. Bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm. Dokunduğun kadınlara dokundum…
Senin sevmediklerini de sevdim ben Diego. Neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim. Ya da sevmeye çalıştım… İçimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki. Öfkem dinmedi Diego.
Her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. Ya da aslında senden hiç gitmemiştim.
Seninle Amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. En büyük yanılgım oldu bu belki de. Sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. Kimseye ait olamazdın sen! Ruhun buna izin vermezdi. Oysa ki ben, sana ait oldum hep.Yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım Diego. Acı çekerek seviştim onlarla.
Bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. Ah Diego’m.. Bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutmayınca. Söküp atmak istedim rahmimi. Sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.
Kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. Nasıl korktuğunu, ölmemden. Sırf bundan ölmedim ben Diegom. Sen acı çekme diye. Ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. Çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. Bana acı ve geri dön istedim. Buna bile razıydım sevgilim.
Senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. Sana benim gibi bakamayan herkesten. Senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç…
Kurbağa sevgilim, Diego’m..Bana dünyanın en büyük acısını yaşattın sen. Gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren.
Ama sevgilim, bir daha gelseydim dünyaya yine seni severdim… Canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!’’
08.04.2016
Ada’nın Kalbi
Her şehrin,her yerin bir şarkısı vardır aklımda. O şarkıları nerede dinlersem dinleyeyim tek bir yere giderim içimden.Tanıdık yüzler görür,bilindik duygular yaşarım belki oranın kokusunu duyarım.Günlük yaşantıdan üç-beş dakika kaçmanın en güzel yoludur şarkılar.
O yaz Bozcaada’ya ilk defa gittiğimde oraya da bir şarkı bulmak vardı aklımda.Ama bu sefer ben şarkıyı değil,şarkı beni bulmuştu.
Sadece tatil yapmak için gittiğim adada Deniz ile yüzleşmek zorunda kalacağımdan habersizdim.Tatilin ikinci gününde telefonumun çalması ile irkildim.Bu kadar zaman anlatamadıklarımı anlatmak,duygularımdan bahsetmek için daha güzel bir fırsat geçemezdi elime.Hem bu sefer güçlü ve cesaretli olmak zorunda da değildim sadece içimden geleni yapacaktım.
Yarım saat sonra hazırlanıp çıktım odadan.Ada’nın meşhur Çınaraltı kahvesinde sade bir türk kahvesi sipariş edip beklemeye koyuldum.Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım bile, kafamı kaldırdığımda Deniz’in bana doğru geldiğini gördüm.Hiç değişmemişti. Upuzun boyu,sıcacık bakan gözleriyle tam karşımda duruyordu.O kadar sıkı sarıldık ki; kaybettiğimiz yılların acısını çıkarırcasına. Yıllardır görmediğim,neler yaşadığından habersiz olduğum, bir zamanlar ki en yakın arkadaşımdı Deniz…
O gece masaların ve sandalyelerin denizin kıyısında olduğu,içkini denizin sesi ve serinliğiyle yudumlama fırsatı bulduğun bir bara gitmiştik.Bizde adanın ambiyansına yakışır bir şekilde iki kadeh kırmızı şarap sipariş ettik.İkimiz de susuyorduk.Üç yıl önceyi düşündüm.Her şeyimi paylaştığım,çokça gülümsememe sebep olan,onun kadar değer verdiğim bir kişi daha yoktu o zamanlar hayatımda.Şimdi üç sene kaybetmişti bu dostluk.Bana karşı hissettiklerinin arkadaşlıktan öte olduğunu söylediğinde,onu kaybetmekten çok korkmuştum, ki öyle de oldu. Düşüncelerimden sıyrıldığımda Pink Martini’den ‘‘Let’s Never Stop Falling in Love’’ çaldığını duydum.Aynı anda birbirimize bakıp güldük.Deniz,ikinci kadehlerimizi sipariş etti,hikayemiz ayık kafayı kaldırmıyordu. Sürekli güncel konulardan bahsedip bir türlü asıl konuya gelemiyorduk.Sonra bir anda; ‘Sana hislerimi söylediğimde seni kaybetmeyi göze almıştım’ dedi.Bir tarafım bunu duymuş,bir tarafım şarkıya konsantre olmuştu.O bana duygularından bahsettiğinde bir sürü problemim vardı,tam bir bunalım içerisindeydim.Bana tek iyi gelen şey,Deniz’in arkadaşlığıydı.Daha fazlasını düşünmek istemiyordum,ona karşılık vermeye gücüm yoktu.Yıpranmış ve kırılmış bir haldeydim,bir daha kötü şeyler tecrübe etmeyi göze alamazdım.
Sonra biraz şarabın gevşetmesi,biraz da birikmişlikler ile ona her şeyi anlatmaya karar verdim ve yaptım da.Tüm korkularımın kaçışlarımın sebebini anlattım.Benim kadar üzüldüğünü hissediyordum.Keşke bir cesaret kaptırsaymışım kendimi ona diye düşündüm.Kalkıp, yürümeye başladık.Onu durdurup sarıldım.Kulağına ‘‘özür dilerim’’ diye fısıldadım.Sustuk,beni otele bıraktığında rahatlamış hissediyordum.Ertesi sabah toparlanıp yola çıktım.Otobüse bindiğimde her şeyi en baştan düşünmeye başladım.Biraz pişmandım.Yaşadığım kötü şeyler yüzünden,yaşayacağım iyi şeylere kocaman bir duvar örmüştüm.Her şeyi akışına bırakmaya karar verdim.Deniz’i de kendimi de.Kulaklığı taktım,Pink Martini’den ‘‘Sympathique’’ çalmaya başladı. O an karar verdim adanın şarkıları bu ikisi olacaktı; ‘‘Let’s Never Stop Falling in Love’’ ve ‘‘Sympathique’’.
Şöyle diyordu ‘‘Sympathique’’ de ; ‘Aşkın kokusunu önceden öğrendim,bir milyon gül beni o kadar etkileyemezdi.Şimdi çevremde tek bir çiçek beni hasta ediyor…’’
29.03.2016
This is a demo of "Falling" The Civil Wars did at a preformance at Eddie's Attic. I do not own any of the material presented. Enjoy! Lyrics (Got them from th...
Benimle birlikte yaşayabilmen için her şeyi yapacağım.
Bazı şeyler hep aynıydı,değişmezdi.Değişmedi de zaten.Ama ben denedim.Bugün,bu sabah her zamankinden farklı olmalıydı.Durdum,düşündüm.Biraz daha açtım müziğin sesini.En yüksek bağıran kimse onu dinledim. Dolaştım evin içinde.Ahşap parkelerin sesini hiç duymadım bu sefer. Balkona çıktım,çiçeklere baktım.Sevmem onları bilirsin.Kaldırdım bir köşeye bende. Temiz havayı soludum,ilk defa kokun gelmedi burnuma.Daha da sarıldım kendime.Ürperdim.Yapabileceğime inandığım sözler verdim kendime.Odaya gittim,tozlu kitaplara dokundum.Yaşanmışlıklar çok acıttı sonra…Bıraktım bende.Fotoğraflara baktım ve pencereyi açıp rüzgara eşlik edişlerini seyrettim.Bilirsin; anılar acıtır ve daima yolunu bulur. Sevdiğin yemekleri hiç yemedim.Beraber gittiğimiz yerlere hiç gitmedim.Dediğimi yaptım ve nefret şehrimizi terk ettim o gece.Yanlış giden bir şeyler vardı ve ben değiştirmek zorundaydım.Eskiye dönmemek,hatırlamamak için yaptım.Terk etmiştin,terk edilmiştim ve terk ettim.Sadece seni değil.Hayatımı ve beraberinde yanlış giden her şeyi.Çünkü bu sefer güçlü değildim yüzleşmeye.Ben de bana basit görünen tek şeyi yaptım.Yeni bir hayat sundum kendime; yeni insanlar,yeni ilişkiler.İyi gelmeliydi bunlar,mecburdular.Aslında tüm bunlar biten bir ilişkinin hüznü ve kırılmışlığı değildi.Bütünüyle bir hayata kırgınlıktı.Neden korktuysam yaşamak zorunda kaldım.Hep bedel ödedim.Geçer sandım ama hiç geçmedi.Sonra doğru bir şeyler ararken sen çıktın karşıma.Bütün yaralarımın üstünü örtüp en güzel yere koydum seni.Tüm hayatımı sana odaklayıp geri kalanları yok saydım.
Sonra sen gittin.Ben sessiz kaldım.Ama bir gün sana yönlendirdiğim tüm duygularım tekrar açığa çıktı.Beklediğim hiçbir şey olmadı,acım ikiye katlandı.Kendime tutundum bende.
İyileşmeye başladığım dönemlerde sen tekrar çıkageldin; tüm yüzsüzlüğünle.Ben yine kabul ettim seni.Her zaman sana ihtiyacım vardı.Ne yaparsan yap,ne yaşarsan yaşa.En kötü zamanlarımda kendimi tüm benliğimle ona yönlendirdiğim adama muhtaçtım işte.Bu kadardım çünkü ben,en zayıf noktam sendin.Ne kadar güçlü görünürsem görüneyim hep sakladığım büyük yaralarım vardı; en zor zamanlarımda açığa çıkan.Ben de sığınak seni seçmiştim.Ama geri döndüğünde hiçbir şeyin değişmediğini anladım.Kendimi senin yanında iyi hissedeceğimi zannettiğim ben,tamamen yanılmıştım.Artık başa çıkmam gereken şeyler ikiye katlanmıştı.Benliğimi bulmalı,senden kopmalıydım.Sensiz daha güçlü olduğumu anlamak zorundaydım.Sen de yaralıydın ve başa çıkmak konusunda benden daha kötüydün.Her şey yanlıştı.Seninle ilgili doğru zannettiklerimi unutmak,senden vazgeçmek zorundaydım.Zaten yaralar,yarası olanlarla kapatılmazdı.Çok denedim ama başaramadım,ikimize de iyi gelmek istedim.Ama tek başıma yapamadım.Sen hiç olmadın.Başa çıkamadığın duygularında boğuldun.Beni terk ettin,ben de hem seni hem şehrimi.Kaçmak zorunda kaldım.Gitmiştin çünkü.Katlanabileceğim kadarına katlandım,senin için elimden gelenin en iyisini yaptım hep;ama değişmedin. Bu düzeni seviyordun,sen buydun.Belki de ben sana ayak uyduramadım.
Şimdi her şey çok farklı.Değişmedi ama düzeldi.Sen yoksun,ben yokum.Başkaları var yanımızda.Biz,’biz’ olma şansını seneler önce kaybettik.Bugün seni gördüğümde tüm acılarımı,anılarımı tekrar gözden geçirdim.Belki yazık ettik belki bize en doğru gelen kaderimizi yaşadık.Ama ben bugün pişman oldum.Hala aklımdaki de kalbimdeki de sensin.İyileşenler,en basitleri.Güzel şeyler yaşıyorken bastırdığım kötü anılar ve duygular,bugün gösterdi kendini yeniden.
Ne zaman sessizlik olsa yanımda sen varsın.Gece yarısı uyanıp balkona çıktığım zamanlar,sabah kahvelerimi içerken hep yanımdasın.
Onun gözlerine bakıp seni gördüğümde,ondaki sıcaklığı senin garip sıcaklığın zannettiğim zamanlarda… Hiç unutmamışım belki de.Zaman denen lanet şeye bugün inandım.Geçmemişti acılar ama üstü örtülüydü artık.Örtünün altından çıkmaya,çırpınmaya gücü kalmamış zavallı duygulardı geriye kalan.
Ama sen,
Sen bugün öyle garip baktın ki..Çok korktum.Aynı şeyleri yaşamaktan,güçsüz olmaktan.
Pişmandın,anladım.Seni tanıyor olmak çok yaktı canımı.Kendimi bile bu kadar iyi tanıyamazken senin her zerren yıllar sonra bile aklımdaydı.
Ona hiçbir şey anlatmadım seninle ilgili.Sen ve ben;bitmiş hikayelerimden en acıklısı.Ölene kadar unutmak istemediğim tek insan.Şimdi başkasıyla.Yaşadığın şeylere tanık olamadığım onca sene var aramızda.Saçların beyazlamaya başlamış,ben bunu göremedim.Ve gözlerin; ona çok farklı bakıyor.Hangisi gerçek sendi? Benim tanıdığım mı onun gördüğü mü? Sahi mutlu musun? Öyle çok isterdim ki yanına gelip seninle konuşmayı,zamanı durdurup sana sımsıkı sarılmayı.
Özlemişim.Çok özlemişim.Bir daha hiçbir şeyin aynı olmayacağını bilmek beni öldürüyor. Bu gece hiç uyuyamadım.Seni son kez görmüş olabilirdim.Yüzünü asla unutmamalıydım.Gözümü kaparsam sana ait her şey yok olacak gibiydi.Defalarca çizdim beynimde yüzünü,tekrar tekrar geçtim üstünden.Anılar diyordum ya artık çok yaşlanmışlar.Sen de sarıl onlara.Hiç unutma.Çünkü ben, gittiğim o gün unutmaya çalıştığım tüm anılarımız için kendime lanet ediyorum.Ama artık bir karar verdim.Hiçbir şeyi değiştirmeyeceğim.Seni hep seveceğim,derinlerde bir yerde.Acımı yaşamaktan,anılarımı yaşatmaktan vazgeçmeyeceğim.Bu şekilde olgunlaşıp kendimle barışıp,seni de affedeceğim.Ve bir gün hazır hissettiğimde benden gitmene izin vereceğim. Artık hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimi bildiğimden kendime bu yolu seçtim.
Yine de özür dilerim;unutmaya ve yaşamaya çalıştığım için.Bildiğim tek bir şey var; bu unutmama çabam,pişmanlığım bir cümleye sığıyor..Yanındaki ben olmalıydım.
20.03.2016