Ve seni öylesine özledim ki herkeste senden bir parça arar oldum...

No title available
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

ellievsbear

oozey mess
occasionally subtle

gracie abrams
todays bird
Fai_Ryy
icyghini twinkie
official daine visual archive
Monterey Bay Aquarium

Discoholic 🪩
he wasn't even looking at me and he found me
will byers stan first human second

★
hello vonnie
macklin celebrini has autism
🪼
sheepfilms
Claire Keane
seen from Türkiye
seen from Türkiye
seen from Canada
seen from Nicaragua
seen from Nicaragua

seen from Nicaragua
seen from United States
seen from Spain
seen from Brazil
seen from Nicaragua

seen from Nicaragua
seen from United States

seen from United States

seen from France
seen from United States

seen from Philippines
seen from United States

seen from United States
seen from Venezuela
seen from United States
@kendimlesworld
Ve seni öylesine özledim ki herkeste senden bir parça arar oldum...
Her şey düzeltmeye değer değil.
Belki aramız iyi değildi, evet ama.. Varlığın yetiyordu en azından. Gerçi bunu da biraz geç fark ettim ben. Hem de bir daha birbirimizi görme ihtimali hiç olamayacak kadar geç fark ettim.
Hiç gelemeyecek olan birini beklediğin oldu mu?
Gelmeyecek değil gelemeyecek birini.
Gelmeyecek birini beklersin ama en azından umudun vardır belki bir gün gelir diye, umudun vardır belki bir yerde tesadüfen rast gelirsiniz diye.
Ama gelemeyecek biri peki? Bu dünyadan göçüp gitmiş birini mesela?
Beklemenin en acı kısmı da bu işte. Gelemeyecek birini beklemek. Umudun yok ama yine de bekliyorsun. Tesadüfün yok yine de bekliyorsun. Neden beklediğini bilmeden bekliyorsun. Sanki bir anda o bir avuç toprağın altından çıkıp dikilecekmiş gibi karşına. Halbuki sen o toprağın altına girmedikçe göremezsin bunu da biliyorsun.
Bir fotoğrafın var baba bende. Beraber çekildiğimiz ilk ve son fotoğraf. Baba o fotoğraftaki bakışların var ya öyle bir bakmışsın ki baba, öyle içli içli öyle hüzünlü... sanki tam o zaman bile biliyormuşsun gibi gideceğini. Sanki anlamış gibisin bu son fotoğrafımız olduğunu. O bakışların canımı en iç yerinden acıtıyor baba. Çok acıtıyor. Çok özledim seni. Keşke son bir kez daha görebilsem seni...
Öyle bir haldeyim ki ne evime sığabiliyorum, ne odama, ne de kendime...
Öyle bir haldeyim ki ne hayat bana yetebiliyor, ne aile, ne dost...
Öyle bir haldeyim ki mutluluğumun içi yalan, umutlarımın içi sahtelik, ruhumun içi acı dolu...
Bir insanın en büyük aptallığı herkesi kendi gibi sanmaktır.
Ölü bedenlerden korkardım ben Baba,
Ta ki senin cansız, buz gibi bedenini öpüp sarılıncaya, dokununcaya dek...
Bir insan umut etmekten yorulabilir miydi? Ben yoruldum. Artık içimde ne kendime ne hayata ne başkalarına umut beslemek istiyorum. Yalnızca yaşayıp gitmek istiyorum bir an önce bu hayatı.
Baba...
Az önce evin kapısı açıldı gözüm kapıya gitti ve bir el gördüm bir an olsun kısacık bir anda içimden 'babam geldi' dedim. Ve sonra dank etti sen gitmiştin baba, bir daha gelmemek üzere...
Sen gideli 53 gün oldu baba ve ben hala senin hakkında vefat etti diyemiyorum, hala kabullenemedim, hala gözüm her yerde seni arıyor, hala baba gözüm evin kapısında...
Baba Allah şahit yemin ederim seni çok özledim.
Dünyada ölümden başkası yalan...
Bir keresinde bana 'beş yıl sonra kendini nerede görüyorsun?' diye sormuşlardı. Beş yılı bilmem ama 20 yaşımda hayatın beni yüreğimin en derin yerinden vuracağını hiç hayal etmemiştim.
Son zamanlarda şunu fark ettim. Bazen insanlara güçlü yanımızı bile göstermemeliymişiz. İki aydır hayatım o kadar ağır ve zor geçiyor ki ve ben bu zorlukların arasında güçlü kalmaya çalışırken aslında kendi gücümü yitirdiğim fark ettim. İnsanlara bu zor sürecimde dayanabildiğimi gösterirken bu durum ayrı zamanda insanların gözünde benim yaşadığım zorlukları, acıları çabuk atlattığımı düşündürdü. Yüreğim içten içe hala cayır cayır yanıyorken insanlar acımın hafiflediğini sanıyorlar. Her yalnız kaldığım vakit hıçkırıklara boğuluyorken insanlar onlarla buluşup sohbet edip güldüğüm için hiçbir şeyim yok sanıyorlar. Ve bu durum insanların bana karşı empatiden yoksun, anlayışsız, düşüncesiz yaklaşımlarına vesile oluyor. Acı hala yüreğimi kasıp kavururken acımı yüzüme vurmaya bir an olsun tereddüt etmiyorlar, içten içe kapanırken yanımda olmamayı tercih ediyorlar... Ve artık anladım ki bazen insanlara güçlü yanınızı değil yıkılmış yanınızı göstermeniz gerekiyormuş. Bazı insanların hadlerini bilmesi gerektiği için bazı insanların size yaklaşımlarında durması gerektiğini yeri bilmesi için.
43 gün oldu sen gideli...
Ve her geçen gün de yüreğim daha da ağırlaştı ve ağırlaşmaya devam da ediyor. Alışırsın dediler, hafifler bu acı dediler. Komik, çok komik. Anlayamadıkları, yaşamadıkları acıyı teselli etmeye çalışmaları çok komik. Ben her yerde seni arıyorken nasıl hafiflesin bu acı? Her baktığım kişide seni görüyorken nasıl alışılsın bu acıya? En azından seni rüyalarımda görmek isteyip Rabbime ağlarken nasıl, nasıl hafifler bu kahrolası acı? Yüreğim cayır cayır yanıyor ve ben ömrümün sonuna kadar bu acıyı yüreğimde taşıyacağım.
Hayat ilerlemeye devam ediyor. Hayatla birlikte bedenimde. Ancak kalbim ve aklım hala orda durmuşlar. O an da, durup bekliyorlar. Onun bana son bakışlarında, onun bana son tutunuşlarında.
Ben bazı insanları, yaptıkları için değil yine yapacakları için hayatımdan çıkardım.
Ve şimdi baba, bize yaşattığın onca şeyden sonra şimdi sana olanlar… şu yaşına kadar sana bir kez olsun sarılmayan ve sarılmak dahi istemeyen bu kızın içini sarılmak isteği ile dolduruyorsun. Kafamın içindesin hep gece gündüz. Ya bugün son günse, son şanssa ve bu şansı kaçırırsam pişman olur muyum? Emin değilim. Sana şu yaşıma kadar bir kez de olsa sarılmak istiyorum. Pişman olmamak için, seni mutlu görmek için. Eğer bu son gidişin olacaksa mutlu bir şekilde gitmen için. İçinde bugüne kadar sana karşı hep acısı ve nefreti olan bu kızın, son gidişinde mutlu gitmen için sana sarılmak istiyor baba. Pişman olduğunu söylüyorsun geçmiş için. Gerçekten pişman mısın yoksa gitmekten korktuğun için mi bu pişmanlığın?