
Andulka

bliss lane
tumblr dot com
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

ellievsbear
Today's Document

Game Changer & Make Some Noise
🩵 avery cochrane 🩵
Fai_Ryy
macklin celebrini has autism
sheepfilms
The Bowery Presents
almost home
RMH

Jar Jar Binks Fan Club
No title available
Xuebing Du

roma★
NASA

blake kathryn

seen from Brazil
seen from Costa Rica

seen from United States
seen from Canada

seen from Sweden

seen from Ecuador
seen from United States

seen from Guatemala

seen from Malaysia
seen from Venezuela

seen from United States

seen from Colombia

seen from Vietnam

seen from United States

seen from Ukraine
seen from Spain

seen from Philippines

seen from United States
seen from Brazil
seen from Colombia
@kinyaskayravehayat
eroinin değil ama eroini elinde tutanların kendisini öldüreceğinden korkmuştu.
her normal hayatta asgarî düzeyde de olsa bir şiddet derinliği vardı. bazılarında diz, bazılarında bel hizasında!..
insanın tek gerçek özgürlüğü yalnızlığıdır. ve yalnızlığı küçük düşürense bağımlılıklardır. aşklar, alkol, nikotin, ahlakî değerler, uyuşturucular... hepsi de birer pranga olabilir her an, insanın ayağına. zevk veren prangalar. ortak özellikleri varlıklarının verdikleri zevkin uzun bir süre sonra hissedilmemesi, yokluklarının ise derhal kalpte bir ağrı yaratmasıdır. bağımlı insan atlı karıncaya binmiş gibidir. ne bir varış noktası ne de bir ilerleme vardır hayatında. herkes ilk başladığı yerde, midesi kaldırana kadar döner durur... insanın kendiyle mücadelesi, bağımlılıklarını yok etmesiyle başlar. yıllarca uğraştım hepsinden vazgeçmek için. yıllarca teker teker vücudumu ve beynimi kaplayan bu kabukları soydum. ama her erken koparılmış kabuk gibi izleri kaldı zihnimde. insanı hayvan yapan bağımlılıklardan tamamen kurtulmanın tek yolunun ölmek olduğunu geç de olsa anladım. kayra'yla aramızdaki farktı bu. o diretti hepsini buharlaştırabileceği konusunda...
anlattığına benzeyen binlerce hikaye dinlemiştim. kronik eroinman hikayeleri. uçurumdan bir adım geride yaşanan hayatları. sadece normal görünebilmek için alınan hesaplanmış dozlar. asla evsiz bağımlılarla karıştırmamak gerekir. bu adam ve kadınlar, dünyanın en sıradan insanları gibi yaşarken bir gün aldıkları eroinin bir gergedanı uyutmaya yeteceğini fark ederler... uyuşturucu sadece, dünyanın farkında olacak kadar akıl sahibi ancak üzerinde yaşayamayacak kadar sakat bedenli olanlara sunulması gereken bir maddedir oysa! çünkü onların hayata olan kinlerini ve yaslarını biraz da olsa dindirmenin tek yoludur bu. asıl tekerlekli sandalyelerde oturan hayatların ihtiyacı vardır rüyalar görmeye. koşamadıkları yolları hayallerinde arşınlayabilmeleri için. bedeninin saat gibi çalıştığı bir eroinman utanç verici. bütün hayatı boyunca eroinle attığı acının üzerinden tekerlekli sandalyeyle bir saatte geçilir! evet, yürüyememek, konuşamamak, görememek, cüzzamlı olduğu için sevilmemek eroinman olma nedenleridir. ama dayanamadığı için iş hayatının temposuna, kokainli kaşığını burnuna götüren insan böcekten beterdir!
altı milyarlık bir seks ve şiddet bahçesi. altı milyarlık bir gaz odası... gerçekçi olalım! iyi bir gösteriyiz bizi seyredene. onun için ölüp ölüp doğuyoruz. gösteri devam etsin diye!
istemem, ölümünün benden gelmesini! ve istemem, bir mayına "sevgilim" dediğini öğrenmesini. aslında, ben bastım o mayına. patladı çoktan içim. ama ölmedim. çünkü biz, zihinleriyle misket oynayanlar, beyinlerini uçurtma niyetine uçuranlar, toprağın yiyemediği plastikler gibiyiz. herkes ölür, biz kalırız. ne ölü ne diri. mutluluğu tanıyamayız. görsek bile tanımayız...
peki ya kayra? o ne yapıyor şimdi? bulabildi mi aradığını? zihni, planladığı gibi yok olmak üzere çürümeye başladı mı? belki de onunla kalmalıydım. hiç dönmemeliydim ülkeye. devam etmeliydi, hareketlerin nedenlerinin aranmadığı hayatım. sürmeliydi vahşet ve zevk. yan yana yaşayan çelişkili düşüncelerimin biçim verdikleri hayatım sürmeliydi. en azından o hayatta başarı kavramı yoktu. sadece yaşamak ve ölmek vardı. yanlış ve doğrunun bir değeri yoktu orada. insanın, kendisinden başka hiçbir ölçüsü olmadığı için ortada bir soru da yoktu!
zihnim kırmızı ve siyah renklerin çoğunlukta olduğu bir filmin en şiddetli ve karamsar sahnesi gibi. gazete okumuyorum. müzik konusundaysa artık gerçek bir cahilim. doktorum, bütün bunların depresyon belirtileri olduğunu söylüyor. ondan iyi bilirim depresyonu! hayatım boyunca içinde yaşadım. bu, depresyon değil. çok zor geçen bir değişim sürecinin sancıları. ancak şimdi anlayabiliyorum normalleşmeyi ne kadar küçümsediğimi. bu kadar ağır ve zor olabileceğini hiç sanmıyordum. istemenin yeterli olduğunu düşünmek saflıkmış. bazen normalliğin, bazı insanlara doğuştan verilmiş bir yetenek olduğunu düşünüyorum. ve o zamanlar, terlemeye ve üşümeye başlıyorum. paniğin sinyalleri. en derin kaygının belirtileri. ter ve titreme... kurduğum hayatın son çarem olduğunu tekrarlıyorum, kendime işin ciddiyetini anlatabilmek için... dünya üzerinde başka bir hayat yok! ben birincisini otuz yıl yaşadım. yani toplumdan ve kurallarından uzak ve var olan her şeyi reddederek. şimdi ikincisi ve sonuncusunu yaşıyorum. kapı ya açıktır ya değildir! sadece iki tür hayat var. sokakta görülenlerse bu ikisinin değişik tonları... eğer yeni başladığım hayatı da başaramazsam ne yapacağımı düşünmek çok korkutuyor beni. ne yaparım bedenimle, beynimle? intihar cehennemin altın anahtarı. vururum kendimi, diyorum. eğer, bu hayatın da altından kalkamazsam öldürürüm kendimi...
ben yazarak yaşamaya çalışıyorum. yazdıkça kurtuluyor ve unutuyorum. ve bir gün ihtiyacımın kalmayacağını da biliyorum yazmaya. ama o gün çok yakın değil, çünkü hâlâ en ilkel duyguları bile tamamen hissedemiyorum. o kadar zorluyorum ki kendimi, zihnimi kandırdığımı anlıyorum bazen. gerçekte hissetmediklerimi derimin altına sokmaya çalışıyorum. dolayısıyla daha yazmam gerekiyor, normal bir insan olabilmem için. hâlâ içimde eritmeye çalıştığım koca bir kıta ve üzerindeki milyonlarca insan var. hepsi milyarlarca litre kan yapar! ve içinde yüzüyorum ben hâlâ.
tabii uykular çoğaldıkça kâbuslar da kendiliğinden gelmeye başladılar. uyanıkken ne kadar az geçmişi düşünüyorsam gece o kadar çok hatırlıyordum.
sadece yalnız kaldığı zamanlarda kendini öldürmeyi düşünen sıradan bir adam olmak istiyordum. herkes gibi...
hayatı kapalı devre zihnimle yaşamıştım bugüne kadar. artık duygularımın sahaya girme zamanı gelmişti...
kimse artık delirmiyor. intiharın modası geçmiş olmalı.
hayatı bir kadına benzetmek fikri, kayra'yla, aramızda sık kullanılan bir teşbih olarak kaldı uzun zaman. ve bir kadına benzediği için de bazı talepleri olduğunu düşünürdük hayatın. becerilmek gibi! ve bunu eğer biz yapmazsak mutlaka başka birilerinin gelip hayatımızı becereceği sonucuna varırdık. dolayısıyla hayatlarımızı becermek, daha doğrusu mahvetmek için birbirimizle yarışır hâle gelmiştik. tabii ki yarışın bir galibi yoktu. böyle bir müsabakanın katılanlarına verilecek herhangi bir ödül de yoktu. sadece, insanın kendine acı çektirmesi, başkalarının ona çektirmesinden biraz daha iyi bir duygu veriyordu. kimse bakire bir hayatla ölmeyecekti. bari en az tecavüze uğrayanlar olalım istedik!.. tek kelimeyle yirmi yılımı bir deli olarak yaşamıştım...
aslında dünya üzerinde semboller hak ettiklerinden fazla bir değere sahipler. evet. sevgililer günü'nü evde mastürbasyon yaparak geçirmek anlamlı. ama üzerine bir kitap yazacak kadar can alıcı bir önemi yok...