Uzun zamandır yoktum biliyorum ama böyle dönmeyi ben de beklemiyordum.
Son birkaç aydır çok yoğun çalışıyordum. Artık vücudum sabah 5te gözümü açmayı, saatlerce aç kalmayı ve nihayet akşam bir şeyler yiyebildikten sonra uyuyakalmayı rutin haline getirmişti. Bu 5 günlük tatile çok ihtiyacım vardı. Bu insanı canından bezdiren rutine katlanırken en büyük hayalim oydu.
Dün sabah 5 sularında yola çıktık. Bu sefer tecrübeliydim. 3 yıldır benzer tatiller tercih ediyor, kendine özel havuzu olan villalarda keyfimizce dinleniyorduk. Bu yıl da planımız buydu. Üstelik inanılmaz iyi hazırlanmış, her detayı düşünmüştüm. Villaya ulaşır ulaşmaz telefonumu kapatacak hastaneyle ilgili tek kelime dahi duymayacaktım. Ya da kafamı meşgul edebilecek diğer şeylerle ilgili. Hatta son iş günümde aldığımız vakayı bile taburcu etmiştim, tatile hazırdım.
7 saatlik yolculuğumuzun 3.saatinde arabamız birden bütün arıza ışıklarını yakmaya karar verdi. Asla gazı almadı, bir iki kez tekledi ve bizi yolun ortasında durmak zorunda bıraktı. Üstelik ne internetimiz ne hattımız çekiyordu. Kendimizi güç bela jandarmanın yanına attık. Sağolsunlar yardımcı oldular ve sanayiye doğru yola koyulduk. Ustanın dediğine göre ateşleme bobinine su girmiş ve bunun olmaması gerekirmiş. 3 tane olması gereken bobin, bu sebeple 2ye düşmüş. Parçanın değişmesi gerekirmiş.
Ama ne yazık ki parça bulunamadı. Usta bobine idareten bir şeyler yaptı ve bizi yol boyunca götüreceğini söyledi. Keşke haklı olsaydı. İlerlemeye devam ettik. Birkaç kez arabanın teklediğini hissettim, eşime sorduğumda yoo dedi. Ama 50yle gitmesi ve bu sıcakta klimayı kapatıp camları açması işlerin pek de iyi gitmediğini gösteriyordu. Nitekim hiç olmayacak bir yerde arabamız yokuşu çıkamadı ve biz hiçliğin ortasında kalakaldık. Birkaç anlamsız arabayı yürütme çabasından sonra çekici çağırmamız gerektiği gerçeğiyle yüzleştik. Çekicinin gelmesi 1.5 saat sürecekti ve biz güneşin altında tartışmaya başladık. Eşim babamın bir arkadaşının ya da kendisinin eski iş arkadaşının gelip beni oradan alabileceğini, bizi neyin beklediğini bilmediğimiz bu sıkıntılı süreci kendisinin halledebileceğini söyledi. Bense istemediğimi söyledim. Ve bu inanılmaz bir tartışmaya dönüştü. Bir noktada tartışmaya babam da dahil oldu. Tam bana böyle durumlarda zorluk çıkarmamamı, alttan almamı, bunların eşimin suçu olmadığını söylüyordu ki ona çocuk olmadığımı ve kocamın yanında kalmak istediğim için sorun çıkarıyormuşum gibi davranılmasından hoşlanmadığımı söyledim. Başka bir şey söylemedi.
Günün ilk sinir krizi ağlamasını bu aşamada yaşadım. Ben ağlarken çekici geldi ve arabamızı yükledi. Biz de bindik ve 2 saatlik sıcaktan gözümü açamadığım yolculuğumuz başladı. Bir şekilde kendimizi, hayatımda gördüğüm en temiz ve düzenli yetkili servise attık. Arabamızın parçası değişti, test sürüşü yapıldı ve her şey tamamdı. Tekrar yola koyulabilirdik. Zaten saat de 18.00 olmuştu. Bu yolculuğun 6 saat önce tamamlanmış olması gerekiyordu.
Biraz tedirgin biraz umutlu yola çıktık. Eve ulaşmayı ve havuza atlamayı hayal ediyorduk. Çok yorulmuştuk ama hala halledebilirdik. En son 10.00 gibi birer çorba içmiştik ama nasılsa evimize gidince bir şeyler yerdik. Ama işler tabi ki yine düşündüğümüz gibi olmadı.
Kiraladığımız villa dağın tepesinde çıktı. Ev sahibi bize siteye koyduğundan bambaşka bir konum attı ve bize dimdik toprak bir yokuşu çıkmamız gerektiğini söyledi. Arabamız 3 kez kaydı, frenleri tutmadı ve patinaj yaptı. Yokuşu çıkamadığımızı söylediğimizde daha önce hiç böyle bir sorun olmadığını, evi bir görsek bayılacağımızı falan söyledi. Bir yerlerden kamera çıkmalı ve bunun berbat bir şaka olduğunu söylemeliydi artık. Ama olmadı. Ev sahibi altındaki motoru kaydıra kaydıra yanımıza geldi. Ve sanki az önce kayan kendisi değilmiş gibi arabamızı kendisinin yukarı çıkarmasını teklif etti. Vitesi bire almalı ve zikzak yaparak çıkmalıymışız. Eşime baktım ve dedim ki, Allah aşkına defolup gidelim burdan, bir tatil için uçuruma yuvarlanmaya gerek yok.
Sonrasında ev sahibiyle ve villayı kiraladığımız sitenin müşteri hizmetleriyle uzun uzadıya kavgalar edildi. Biz depozitomuzu geri istedik, ev sahibi evinin kirasını. Saat 22.30 oldu ve biz aç, yorgun, kandırılmış ve tükenmiş bir halde ortada kaldık. Evet ikinci ağlama krizim için mükemmel an buydu. Eve dönmek istiyordum, basıp Ankara’ya geri dönmek istiyordum.
Kendimize kalacak başka bir yer bulduk. Tek sorun mevcut konumumuza 3 saat uzaklıkta olmasıydı. En son karanlıkta virajları dönerken olmayan şeyler görmeye başladım. Yorgunluktan ölüyordum ama eşim de benden farksız değildi. Uyursam o yalnız kalacaktı ve bu iyi bir fikir değildi. Ha vardık ha varacağız derken 3 saatlik yolu tamamladık ve nihayet 950 km yol yaptıktan sonra saat 01.30 gibi başımızı sokabilecek bir yer bulabildik. Ama gün henüz bitmemişti.
Anahtarı aldık, nihayet uyuyacağımızı düşünerek kapıdan içeri girdik. Ama içerde bizi bekleyen bir sürpriz vardı. Devasa bir hamam böceği. Yaklaşık yarım saatlik bir kovalamacanın ardından eşim nihayet hamam böceğinin hakkından geldi. Böylece biz de acaba devamı var mıdır tedirginliğiyle uykuya dalabildik.
Uyuyalı birkaç saat olmuştu ki uyandım. Demiştim, vücudum 5te uyanmaya alıştı bir kere. Ben de bu satırları yazmaya karar verdim. Zira böyle bir günü unutursak ayıp etmiş olurduk sanki.