Henüz ellili yaşların ortasındaydı. 60 bile değil. Şimdiki benden 13, 14 yaş büyük deyin siz. Soğuk ve fırtınalı beş Ocak sabahına karşı, yağmurlara karışan ve hanımeli kokusu eşliğinde “beni unutma yavrum” deyip gözlerini sonsuza değin yuman annemdi.
Avcılar Medicana Hastanesi. Kapıda sigara içiyorum. Gidin dediydi doktor öğlen. Bir gece önce hastaneye kaldırılmıştı. Yoğun bakımda, bir gelişme olursa haber veririz dendi öğlen vakti. Dayanamadım. Akşam sekiz gibi geldim. Rahatsız oldum çünkü. Yalnız bıraktım diye. Annem orada, biz evde. Olur mu? Kalbimi kes, cesetimi göm misali. Saat dört kere dört. Gecenin körü. Dışarıdayım, yağmurda. Danışmadan çocuk kapıya çıktı. “Abi, yoğun bakımdan çağırdılar seni” dedi. Koridordan merdivenlere koştum. Kat 4, kapı açıldı. “Üzgünüm, başınız sağ olsun” dedi doktor…
Benimle daha gurur duyacaktı.
Şairin dediği gibi: “Ben o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.”
Bugün tam 13. sensiz Anneler Günü. Ahh…
Canımın içi. Canıma sebep canan. Yosun gözlüm. Kalbimi yırtan sızım. Seni hiç unutmadım Annem. Mekânın cennet olsun, Anneler Günün kutlu olsun!