
Andulka

No title available
ojovivo
Xuebing Du

pixel skylines
hello vonnie
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
we're not kids anymore.

Origami Around
Keni

★

Kiana Khansmith
Three Goblin Art
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

ellievsbear
🪼
Sweet Seals For You, Always
Claire Keane
Game of Thrones Daily
$LAYYYTER

seen from United States

seen from United States
seen from T1

seen from United States
seen from Brazil

seen from China

seen from United States
seen from Brazil

seen from Japan

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States
seen from Netherlands

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Türkiye
seen from United States

seen from United States
seen from Brazil
seen from United States
@muratcalik
MANKURTLA KONUŞMA -Bir İsyan Bildirisi-
Çağırdılar... Türkiye yangın yeri, ihtiyaç vardır size,
Dediler... Daha partiyi bile, çıkaramadık düze...
...
Sordular... Hani vatansa eğer, teferruat gerisi?
Dediler... Vatandan da ileri, bizde koltuk sevgisi...
...
Kızdılar... Sizin gibi yapana, Türkçe'de mankurt derler...
Dediler... Bugün işler değişti, herkese Bozkurt derler...
...
Lanetlediler... Yazık değil mi Türk'e, Allah sizi kahretsin!
Güldüler... Dediğine bakmayız, yeter ki oyu versin...
...
Düşündüler... Peki biz size hem oy hem destek niye verdik?
Güldüler... Verdiğiniz oylarla, biz sizi yere serdik...
...
Bağırdılar... Acep kimse yok mudur, vatanı kurtaracak?
Sırıttılar... Herkes düşmüş benliğe, bu gidişle batacak!
...
Seslendiler... Hiç kimse yoksa bile, milliyetçiler gelir...
Kahkaha attılar... Tabela kavgasından, kurtulan belki gelir...
...
Dua ettiler... Ya Rabbi! Bizi mankurt, hain şerrinden koru...
Dediler... Boş yere dua etme, daha görmedin zoru!
...
Anladılar... Anladık göreviniz, bizleri uyutmakmış...
Güldüler... Biraz geç oldu ama bazınız akıllanmış...
...
KENDİMİZLE KONUŞMA -Bir Çözüm Teklifi-
Böyle sürüp de gitti, mankurtla konuşmamız, Konuştukça anladık, bitmemiş uyumamız...
Bir şey olmalı bize, bizi uyandırmalı, Bizi öz'e döndürüp, kıyâma kaldırmalı...
Düşünürken böylece, kalem yazmayı söktü, Çözüm tekliflerini, bir bir kağıda döktü...
Önce aramızdaki, hainleri atalım, Sonra dik duranları, safımıza katalım...
Ehven-i şer denilen, aklımızdan çıkmalı, İcraatsız slogan, fikrimizden çıkmalı...
Aracı amaç yapan, yanımızdan gitmeli, Yalaka ve dönekler, kapımızdan gitmeli...
Koltuklara tapanlar, başımızdan gitmeli, Davamızı satanlar, gönlümüzden gitmeli!
Bütün hepsi gidince, sıfırdan başlamalı, Başa davayı koyup, mankurtu taşlamalı...
Önce dava denilen, nedir anlatılmalı, Türk Genci'ne yapılan, oyun atlatılmalı...
Türk Töresi üzere, bir nesil yetişmeli, Adalet isteyene, bu nesil yetişmeli...
Bütün bunlar olunca, elbet bir de alp gelir, İşte o muhteşem gün, Türk mutlak galip gelir...
Ey bu yazdıklarımı, okuyan Türk erleri, Siz de artık el atın, bekler Turan elleri...
Bize bunca zamandır, yedirseler de acı, Unutma! Türk kalmaktır, kurtuluşun ilacı...
...
Bu da bizim ortaya son sözümüz olsun! Ahd'ini bozan Türk'se bile kahrolsun!
Murat ÇALIK
DAVET
Karalamalarımızı lütfedip okumak isteyen kardeşlerimiz resmi internet sitemizi ziyaret edebilirler... Baki selam ve saygılarımla... http://muratcalik.com/
TÜRK TÖRESİ
Duruşun ve bakışın, Sevgin ve nefretin, Kavgan ve mücadelen, Dostluğun ve düşmanlığın, Kararların ve yaptıkların töre'den değilse yıkılırsın...
Türk'ün düsturu "Her şey Türklük için" idraki, kırmızı çizgisi ise Türk Töresi'dir...
Bunlara dikkat etmeyen Türk'ün başına ne geldiğini, Hunlar, GökTürkler, Selçuklular ve Osmanlı gibi Türk Devletleri'nin 'son dönemlerine" bakarak anlayabiliriz...
Murat ÇALIK
Mekik oyası süslemeli mumluk altlığı…
By HoBiRaK
Bir kitap kokusunu, bir mum alevini bir de Turan Ülkümü unutmadıkça sorun yok!
TÜRK "gibi" değil, TÜRK OL! Eskiden konar göçerdik... At üstündeydik, Yerleşik değildik... Her an savaşa hazır, Her an düşmana karşıydık... Ordu millettik... Elimizde ok ve yayımız vardı büyükten küçüğüne... Diğerler budunlar gibi değildik, Çoğunluğumuz savaşçı, pek azımız yerleşikti... Eskiden her Türk "töre"ye göre hareket ederdi... Etmeyenin kıyını ise hemen kesilirdi... Eskiden konar göçerdik... Otağımız değişse de değişmeyen tek şey vardı... Töremiz ve ihanete bakışımız... İhanetin cezası her yerde ve her zamanda aynı idi Türk'de... O zamanlar çaşıtı da, haini de gözünden tanırdık. Çaşıtlığın, hainliğin kıyını "ölüm"dü Türk Töresi'nde... Buydu bizi Türk yapan... Her şeyi görmezden gelebilirdik, Lâkin kahpeliği ve ihaneti asla... Eskiden konar göçerdik... Ne şimdiki gibi ateşli silahlarımız vardı, Ne televizyon, ne internet, ne de telefonumuz... Ağır abi taklidi yapan uyuzlar, kimseyi beğenmeyen nadanlar, kendini beğenmiş elitler(!) yer bulamazdı budunumuzda, tıpkı mankurtların bulamadığı gibi... Eskiden konar göçerdik... Fakat Turan'a ulaşmıştık... Zirâ sözden çok icraatimiz vardı o zamanlar... Adalet ve güvenlik olmazsa olmazımızdı... Zalimin korkulu rüyası, mazlumun adalet duasıydık... Biz Türk'üz... Bugün acunda sayısı üçyüzelli milyon'u aşmış bir milletin adı olan TÜRK... Bizi ancak ve ancak taptığımız yargılar... Gerisi vız gelir tırıs gider... Yaradanın huzuru hariç kimsenin önünde eğilmedik ve bütün acun bilir ki EĞİLMEYECEĞİZ! Bugün sessizliğe gömülmüş olabiliriz... Lâkin biliriz ki, töremize sahip çıktığımız gün tıpkı ceddimiz gibi ihanetin cezasını "tam yerinden" ödeteceğiz! Hürriyetimize göz dikenleri ve yardakçılarını... Unutmayacağız! Unutturmayacağız! Günü geldiğinde Türk'ün hafızasını bu kahpelere göstereceğiz... O gün, bu şerefsizlere reva gördüğümüz muamele onların adilliği ve adiliği ile doğru orantılı olacaktır. Tarihini iyi bil ve ona göre yaşa Türk Evladı! Zirâ gücünün de, cesaretinin de, ferasetinin de ve dâhi istiklâlinin de anahtarı şerefli tarihindedir... (*) Allah'ım (c.c) Çalabım, Yezdanım, Hûdam, Mevlam, Tengrim, Tanrım, TÜRK'Ü ve TÜRK YURDU'NU KORUSUN... Türk "gibi" değil... TÜRK olanlara selam ile... Murat ÇALIK ... (*) Türklerin tarih boyunca taptıkları Rabbi'ni andıkları adlar.
BİR DESTANIN ADIDIR ÇANAKKALE "Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi..." Mehmed Akîf ERSOY (Çanakkale Şehitlerine adlı şiirinden) Çehreleri, renkleri, dilleri ve ırkları değişik, çeşitli milletlerden oluşan, insan selini andıran orduların Türk Milleti üzerine yürüdüğü, Türk Mehmetçiğin'in göğsüne bomba ve mermi yağdırdıkları, Dünya Tarihi'nin, metre kareye altı bin merminin düştüğü böylesi bir savaşı bir daha yazamayacağı, Kahraman ecdadımızın, bu öldürücü silâhların ve kalabalık düşmanın tehdidine karşı iman dolu göğsünü siper ettiği ve bir gül bahçesine girercesine vatan uğruna şehid olduğu ama yine de dünyaya "Çanakkale Geçilmez" sözünü dedirterek asil kanınun gereğini yaptığı, Büyük Türk Milleti'nin dünyaya ders verdiği destanın adıdır ÇANAKKALE... Bağımsızlığın, şehitliğin sorgulandığı ve gaziliğin tartışıldığı, nemelâzımcılığın artık normal olduğu, içinde bulunduğumuz bu buhranlı dönemde, 18 Mart Çanakkale Zaferi'ni yaşatan ve bize bu zaferi kazandırarak kutlu bir miras bırakan, Başta Çanakkale Savaşları'nın Başkomutanı Enver Paşa, Anafartalar Kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Balıkesir Havranlı Koca Seyit, Fevzi Paşa, Cideli Mahmut Çavuş, Çobanlı Cevat Paşa, Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey, Üst Teğmen Kilitbahir'lı Hasan Bey, Teğmen Libyalı Mevsuf Bey, Fahreddin Altay, Yüzbaşı Ramazan Ağa, Bigalı Mehmet Çavuş... ve daha nice adlarını ve şanlarını yüreğimizde taşıdığımız, kahraman atalarımıza ve şehadet şerbetini içmiş isimsiz kınalı kuzulara ve bütün şehitlerimize Cenab-ı Allah'tan rahmet diliyor, Bu cennet vatan uğruna çalışmış, çabalamış ve şehadete ermiş ecdadımızı rahmet, minnet ve şükran ile anıyorum... Varlığım Türk varlığına armağan olsun... Yeter artık! Türk gaflet uykusundan uyansın! Murat ÇALIK 18.03.2016
BAYRAĞINI AL GEL Vatanımızın maruz kaldığı terör saldırılarını kınamak, ülkemizde yaşanan tüm hainlikleri ve yönetim zaafiyetlerini protesto etmek için tüm TÜRK'leri, yüreği bu vatan için çarpan herkesi 17 Mart Perşembe günü saat 19:00'da Mecidiyeköy meydanına bekliyoruz. Vatan aşkına, Şehitler aşkına, Atalarımız aşkına... Haydi Türkler meydanlara! TURAN OCAKLARI
BİR AVUÇ TÜRK
Mustafa Kemal Paşa'nın Atatürk olma yolundaki ilk adımı her ne kadar 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışı gibi gözükse de pek tabi bunun öncesi de vardır.
Kasım 1918'de işgal altındaki İstanbul'a gelişinden Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışına kadar ki 6 ay bu yolun ilk adımı için hazırlanma aşaması, Kasım 1918'den önceki 4 ay da durumun vehametini iyice görüp karar verme aşaması diyebiliriz.
Peki Türk Milleti'nin içinde bulunduğu kötü durumu, kötü gidişatı hatta bir milletin yok olma ile karşı karşıya kaldığını bir tek Mustafa Kemal mi gördü?
El-Cevap: Hayır
Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıkmadan çok önce Trakya Türkleri'nden bir avuç Türk Paşaeli'nde ses verdi sonra İstanbul'da içinde kadınların da çokça olduğu mitingler düzenlendi daha sonra Anadolu'da kaymakamlar, müftüler, çiftçiler hatta çeteler bu kötü gidişata, işgale baş kaldırdı en sonunda İzmir'in işgali üzerine başta Giresunlu Çepni Türkleri olmak üzere bütün Anadolu ve Rumeli Türkleri'nden sayıları çok az da olsa bir avuç Türk Evladı sadrazama ve padişaha ihtar, işgalci devletlerin konsolosluklarına da tehditkâr telgraflar gönderdiler ve “gavur"un Türk'e biçtiği kefeni giymeyeceklerini gerekirse bağımsızlık yolunda can vereceklerini açıkça belirttiler ve silahı olan silahla, kalemi olan kalemle, kağnısı olan kağnı ile, parası olan para, taşı olan taş, sopası olan sopasıyla emperyalist güçlere karşı durdular ve Millî Kıyâm'ı başlattılar…
İşte bu "bir avuç Türk'ü” gören, duyan ve bunlardan güç alan Mustafa Kemal Paşa, Kasım 1918'de geldiği işgal altındaki İstanbul'un açıklarında demirlemiş olan düşman gemilerini görünce önce hüzünlenmiş sonra da “geldikleri gibi giderler” demiş ve kıyam'a kalkan bir millete bir lider gerek deyip Samsun'a çıkıp İstiklâl Mücadelesi'nin bir merkezden yönetilmesi için çalışmış çabalamış, başarılı olmuş ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuştur.
“Bir avuç Türk” Mustafa Kemal'e, Mustafa Kemal Atatürk de Türk Milleti'ne Millî Kıyâm yolunda ilham vermiş ve güç olmuştur…
Millî Kıyâm'dan önce kahpece, pisi pisine(savaş harici) ve hiç bir sonuç almadan ölen Türk, “bir avuç Türk'ün” başlattığı ve Atatürk'ün sonuçlandırdığı Millî Kıyâm esnasında kutlu bir amaç uğruna, tam bağımsız Türkiye için can vermiştir.
Bir Türk Evladı olarak ben yani Murat Çalık, o “bir avuç Türk'ten” biri olmak için çalışıyorum ve her ne olursa olsun, ölene dek de çalışacağım.
Bugün bu kutlu yolda çalışırken birileri gibi “Atatürk'ün Samsun'a çıkmasını” değil o “bir avuç Türk'ün” ortaya çıkmasını bekliyorum ve diliyorum,
Zira biliyorum ki o “bir avuç Türk” gerçek anlamda ses verdiği gün Mustafa Kemal Paşa da Samsun'a çıkacak ve Atatürk olacaktır.
Hürriyetine göz dikildiği bir günde, Sesi çıkmayan Türk'ün canı çıkar!
Murat ÇALIK 04.02.2016
KONTROLLÜ KAOS
Tarih, 1940'dan sonra orak-çekiç ile gelen barışı(!) ardındaki milyonlarca masumun zalimce akıtılmış kanı ile yazmıştı. (öncesini yazmıyorum bile)
Dün abd'nin Irak'ı istila ederken ki barış(!) çağrısı bizim gözümüzde ne kadar inandırıcı ise...
Bugün bebek katili fotoğrafları ve orak-çekiç posterleriyle ile yapılan barış(!) çağrısı da o kadar inandırıcıdır...
Çağrısı yapılan barış eğer evrensel ise rus'un flamasının, bebek katilinin portresinin orada işi ne?
Yok eğer çağrısı yapılan barış mao-stalin-lenin-apo barışı(!) ise bunların ülkemde işi ne?
Masum kanı akıtan kim varsa katildir, adidir, şerefsizdir...
Aynı tanımlamalar bizzat dökmeselerde masum kanı dökenlere her türlü destek olan ve masum kanı üzerinden menfaat kapmaya çalışan kahpeler için de geçerlidir.
Bugünkü görünür kaos, birilerinin kazanım elde etmek için bilinçli çıkardığı kontrollü kaostur...
Kaosu çıkaranların kim olduğunu anlamak için kaostan kimin kârlı çıktığına bakmak kâfidir...
Son yıllardaki kaos ortamının tek kaybedeni Türk Milleti'dir...
Bugünkü saldırıda hayatını kaybeden gerçek anlamda vatanını seven masum kim var ise rahmet dilerim...
Elbetteki Türk Milleti, bugünleri ve bugünleri yaşamamıza neden olanları ileride gerekeni yapması için unutmayacaktır!
Tabii olarak bu söylediklerimizden dilinde veya sosyal medyalardaki hesaplarında bir tane bile şehit olmuş bir mehmetçik için "kınama olmayan" ve fakat Türk harici kim ölürse ölsün ortalığı yıkan, Türk’e gelince görmedim-duymadım-bilmedim ayağına yatan, sözde insan ve hayvan hakları savunucusu olan, güne ingiliz çayını yudumlayarak başlayan, büyük şehirlerin en lüks lokantalarında yemek yerken mevcut sistemi eleştiren, akşam publarda içkisini yudumlarken “yaşasın devrim” diye bağıran, sözde entellektüel, hümanizm maskesi giymiş Türk hariç herkese kardeş olan, özde faşist-kapitalist ve makyevelist olan çakma sosyalistler bir şey anlamayacaktır...
Murat ÇALIK
Türk'ün bünyesi millî şuur ve yüksek ahlâkı barındırır...
İşte bu yüzdendir ki, ay ile yıldız, azim ve idrâk ile birleşti mi, acuna adalet gelecektir....
Murat ÇALIK
Not: Fotoğraf tarafımdan 09.10.2015 günü sabah 07:00 civarı çekilmiştir...
Yeminine sadık olanlara selam olsun... Murat ÇALIK
KAFES FİLMİ ÜZERİNE
Kendimi biliyorum...
En son "Ülkücüler" Belgesel Filmi'ne gittiğimde başımdan geçeni hatırladım...
Bir erkek için göz yaşını saklamak zordur...
Bu yüzdendir ki, bu sefer salonun boş tarafından bir bilet alayım dedim...
Gel gör ki 16:15 seansının neredeyse %80'i doluydu koltukların...
Hem ahd-e vefa adına sevindim hem de ileride oluşacak pek sevmediğim hâlimi "saklayacak" bir yer bulamadığım için az da olsa üzüldüm...
Derken film başladı...
Görünene bakarsak film bilindik bir konu üzerine..."Aşk"
Fakat bir farklılık var...
Sadece maddi aşk yok bu filmde, görünürdeki maddi aşkın arka planında büyük bir aşk büyük bir sevgi daha var...
Vatan sevgisi...
Bu filme giderken biliyordum bu filmin "belgesel" film olmadığını...
Bu yüzdendir ki, asıl kurguyu bozmadan araya serpiştirilen tali kurgular ve diyaloglar çok rahatsız etmedi beni...
Fakat özellikle bazı sahnelerdeki vurgulamalar ve bazı sahnelerdeki "sessizlik" tek kelimeyle hüzün denizine soktu seyredenleri ve tabii beni...
Salona bir baktım, çoğunluğu o günleri yaşamayanlardan oluşuyor ki bunlardan biri de benim...
Ben yaşamadım o günleri... Yaşasaydım belki bugün ben de olmayacaktım... Belki bugün anlatılan benim veya bir arkadaşımın hikayesi olacaktı...
Fakat bir gerçek vardı... Bu filmdeki kurgunun anlatmak istediklerini ta derinden hissedenler toplanmıştı salona...
Filmi seyrettikçe yumruklarımı sıktım... Seyrettikçe kâh sinirlendim kâh hüzünlendim... Çok azdı dudağımda tebessümün belirlemesi...
Ve böyle bitti filmin birinci perdesi...
Filmin ikinci yarısında anladım neden isminin "Kafes" olduğunu...
Ve artık o tebessümlerde kalmamıştı dudağımda...
Filmde "İhsan Başkan" adıyla geçen (ki gerçekte kim olduğunu seyreden herkes anlayacaktır) reisin mahpus edilip, ellerine jopla her vurulduğunda ağzından çıkan "Allah!.." nidası, benim de dudaklarımdan sessizce döküldü...
Her sessice Allah! dediğimde yumruğumu sıktım, her sessizce Allah dediğimde sanki benimde sineme vuruyorlarmış gibi hissettim, her sessizce Allah! dediğimde sanki ben de kafesteydim...
Kendimi sorguladım...
Bir gün önce şehit olmuş bir polis veya askerin cenazesinde şehit tabutunu sırtlayanlardan biri olan Türk Milliyetçileri'ne, nasıl olmuştu da bir gün sonra devlet düşmanı gibi muamele ediliyordu?
Bu kin, bu nefret bu öfke niye idi?...ve aslında kime idi?
Bu sorgulamalar ve sinir harbi esnasında filmin sonu gelmiş ve baştan beridir saklanmak isteyişimin ne kadar haklı olduğunu gösterecek "Mustafa'nın idamı" sahnesi gelip çatmıştı...
Eğildim koltukta...
İki büklüm oldum...
Ellerimle bir taraftan saçımla, gözlüğümle oynuyormuş gibi yapıyordum bir taraftan çaktırmadan da gözümdeki yaşları siliyordum, fakat böyle silmekle olacak gibi değildi...
Mübarekler sahnenin başındaki diyaloglara hiç fon müziği koymamışlar ki... Salondaki ağlayanların burun çekme seslerini herkes duyuyor... Bu sesler ki duyanı daha da hüzüne itiyor...
Mustafa'nın idam sahnesi son vuruştu... Herkes aynı hâldeydi... Herkesin bildiği bu sefer beyazperdede tekrar yaşanmıştı...
Dayanamadım... Kadir'in Mehmet Sipahi'ye, Niyazi Mısri'nın Divanı'nı verirken filmin bittiğini anlayıp kırmızı gözlerimi kimse görmesin diye erken çıktım salondan...
Ve böyle bitti Kafes Filmi...
12 Eylül 1980 öncesini bunca yıldır "sol" ve haksız gözden görmek bizi yani Türk Milliyetçileri'ni ziyadesi ile üzüyordu...
Bu filmin senaryosu ve filme uyarlanan kitap her ne kadar "sağ" gözden yazılmış gibi gözüküyorsa da bu film "her iki taraf için" herkesin bildiği ve fakat seslendiremediği çoğu gerçeği de ortaya koyuyordu ki Kafes Filmi'ni seyreden her türlü görüşe sahip kimse bu dediğimi net bir şekilde görecektir...
80 öncesi bir operasyon yapılmış ve ne yazık ki, 12 Eylül 1980'de bir darbe ile operasyonun ilk iki aşaması başarı(!) ile bitirilmişti...
Olan vatanını hiçbir karşılık beklemeden ölesiye seven güllere olmuştu... Çoğu gül solmuştu...
Ve bu film bu güllerin hayatını anlattı bize...
Eksikleri var mıydı? Elbette ki vardı...
Türk Milliyetçileri 40 senedir kendini anlatan sadece ve sadece iki film yapmışken (ki bir tanesi belgesel film) eksiğin olmaması düşünülemez...
Şimdi birileri kesin çıkar yok şu eksikti yok bu eksikti der... Derler vallahi... Ne de olsa böyle bir huyumuz var ya... Beğenmemek... Hem yapmamak hem beğenmemek...
Yapın o zaman kardeşim! Daha iyisini yapabiliyorsanız buyurun er meydanına!
Ha birileri diyebilir ki, " peki sinemasever gözüyle bakarsan bu film hakkında ne dersin?.."
Bunu sorana önce sorarım, arkadaş Türk Milliyetçisi misin? diye...
Değilse... Elim verdiği ölçüde anlatırım eksiklerini ve gördüklerimi...
Fakaaat... Bunu soran Türk Milliyetçisi'yim diyorsa, "bu filme sinemasever gözüyle bakan gözün çıksın emi" derim!
Derim tabii...
40 sene boyunca topu topu iki film yapılmış, bunların hiçbirinde emeğin yok desteğin yok, sonra kalkıyorsun yok sinemaskop yok bilmem ne deyip eleştiriyorsun...
Vallahi çıkar gözün, söyleyeyim...
Sonuç olarak Kafes Fimi'nde, başta filmin senaryosunu oluşturan romanın yazarı Sayın Lütfü Şahsuvaroğlu ve bu filmi beyaz perdeye aktarmak suretiyle "büyük risk" alan yapımcı Yasemin Nak Hanımefendi olmak üzere emeği geçen herkese ama herkese çok teşekkür ediyorum...
Biliniz ki, çok dua aldınız... Ve inanın ki, çok dua alacaksınız...
Ahd-e vefa müessesesini kapatmayan her Türk Milliyetçisi'nin "sadece" bir kere değil, bir kaç defa seyrederek ahd'ine vefalı olacağına ve daha iyi ve daha geniş bütçeli bu tür filmlerin yapılmasına örnek olmak için Kafes Filmi'ne destek olacaklarına inancım tamdır...
Selam ve saygılarımla... Murat ÇALIK http://muratcalik.com/269-kafes-filmi-uzerine.html
NOKTA
Nefretimi en üste kaldırarak, Şerefsize, düşmana ve haine, Sırtını Türk'e dönmüşlere karşı, Patlamaya hazır bir bombayım…
Gözümün içine baka baka, Aslıma sövenlere, Dinime küfredenlere Sövecek bir tavdayım…
Hıncım ve kinim gittikçe büyüyor, Yorgun bedenim artık kaldırmıyor, Kanımdır damarlarımda dolaşan, Tansiyonun üst noktasındayım!
Gururumdan geçtim artık, Şerefimi ve nefsimi ele alıp, Namus peşinde koşacak, Arkama bakmayacak yoldayım…
Çıksam suçluyum, Kalsam suçlu, Kahreden itidâl üzerine, Küfreden bir yerdeyim…
Körler memleketinde, Gördüğünü anlatan, Fakat dinlenmeyen, Suçlulardan biriyim…
Şerefsize değer veren, İdrâki unutturmuş, Düşmanla işbirliği yapmış, Mankurt sürüsüyle her an kavgalıyım…
İntikam gözü ile gören, Kini için susamış, Canını vermeye hazır, Zamanını bekleyen bir saatim…
Fikri fikir yapan, Bizi biz eyleyen, Dik duruş'a karşı, Bir saygı nöbetindeyim…
Kinime değer vermeyen, Bizi biz'den eyleyen, Koltuk değneklerine, İsyan mevkisindeyim…
Bir sözü ile kaldıran, Bir sözü ile oturtan, Adam olan adamın, “Elini çöz” emrine uymaktayım…
Akan ve akmış her Türk kanı, Ağlayan her bir Türk evladı, Boynu bükülen her şerefli Türk için, Ölüme meydan okuyacak durumdayım…
Mazlum kanı ayıranların, Müslüman cak'ası satanların, Dört yapıp Türkmen'e sırtını dönenlerin, Göz yaşını bile bölüp Türk'üm diyenlerin, Olmayan sıfatlarına tükürecek bir hâldeyim…
Ata emaneti, Evladımın istikbâli, Neslimin istiklâli, Cennet vatanım, Şerefli milletim, ve Büyük Türkistan Davası için, Salâ okutacak noktadayım!
Kim miyim Ben? Ben Türk'üm!
Zalime dur diyecek, Bozkurt'um! Haksızlığa direnecek Asena'yım!
Tavizsiz bir Türkçüyüm!
Ataları huzurunda diz vurmuş bir Turancıyım!
Turan için yanan Türk Milliyetçisi'yim…
İstiklâl ve İstikbâl için elini çözen, Kurt Kaya'yım…
Türk'ün otağı Turan Ocaklı'yım!
Ve bilinsin ki; Artık SON NOKTADAYIM!
Murat ÇALIK
Bizimkisi bir hâl meselesidir…
Bu yüzdendir ki, hemhâl ol(a)mayanlar bizi anlayamaz…
Murat ÇALIK
TÜRK MİLLETİ'NE SALDIRMAK ALLAH(c.c) EMRİ Mİ?
Bugün etrafta Müslüman olmayı Türk'e sövmek, Türk adından tiksinmek,
“Ben Türk'üm” demeyi ırkçılık kabul etmek ve İslam'ı yüceltmeyi Türk Milleti'ne saldırmak olduğunu zanneden bazı alıklar var….
Onlara göre biri Müslüman ise, Türk'üm demesi hatta Türk Milliyetçisi, Türkçü olması bile İslâm dışı imiş…
Bu tiptekiler Türk Milleti'nin milliyetçiliğini yapanlara, kavmini seven Türkler'e neredeyse kafir gözüyle bakıyor, bölücülük yapıyorlar diye iftira ediyorlar!
Peki Türk adına, Türk Milleti'ne saldırmak hâkikaten (tövbe hâşâ )Allah(c.c) emri de, bu alıklar bu yüzden mi böyle yapıyor?
Buyurun hep beraber inceleyelim…
Kur'an'da bazı millet isimlerine rastlanılsa da, Türk Milleti isim olarak (sahih olan hadislerde geçse de) Kur'an'da geçmemiştir.
Fakat buna karşılık İslam ve Türk Tarihi'nin seyri ile yorumlanması ve açıklanması, gerek ilmi gerekse mantıki bir zorunluluk olan ve başka türlü yorum ve açıklamaya hangi yönden bakılırsa bakılsın mümkün olmayan, aşağıda vereceğim araplara beş “uyarı” yani “tehdit” ayeti vardır.
Bu ayetlerde; Allah (c.c), arap kavmini kendisiyle “ırk” anlamında alakası olmayan başka bir milleti İslâm'ın başına geçirmekle tehdit eder hatta bu kavmi, milleti daha “hayırlı” kabul eder.
1- Maide Suresi 54. Ayet “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki; ALLAH YAKINDA ÖYLE BİR TOPLUM GETİRİR Kİ; Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah'ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir…”
2- Tevbe Suresi 39. Ayet “Eğer topluca savaşa katılmazsanız, O sizi acı bir azaba uğratır ve yerinize BAŞKA BİR KAVİM GETİRİR ve siz O'na zerrece bir zarar veremezsiniz. Allah'ın her şeye gücü yeter.”
3- Muhammed Suresi 38. Ayet “İşte sizler Allah yolunda harcamaya çağrılan kimselersiniz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama cimrilik eden ancak kendi zararına cimrilik eder. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer siz Hakk'tan yüz çevirirseniz ALLAH YERİNİZE BAŞKA BİR KAVİM GETİRİR. Sonra onlar sizin gibi olmazlar.”
4- Fetih Suresi 16. Ayet “A'rabilerin geri bırakılmış olanlarına de ki: Siz yakında ÇOK KUVVETLİ BİR KAVME KARŞI savaşmaya çağırılacaksınız. Onlarla savaşırsınız veya müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır.”
5- Meâric Suresi 40-41. Ayet “Artık o doğuların ve batıların Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter. Onları kendilerinden daha HAYIRLI OLANLARLA DEĞİŞTİREBİLİRİZ ve bizim önümüze geçilmez…”
…
Bugün İslam Tarihi'ne gerçek anlamda bakıldığında, her ne kadar İslam arap yarımadasında çıksa da, Peygamber Efendimiz'in bazı araplardan çok çektiği, bazı arapların Efendimiz'e eziyet ettiği, bazı arapların cihada iştirak etmeyerek Peygamber'e itaatsizlik ettiği, bazılarının dinden dönüp kafirler ile beraber hareket ettiği, İslam'ın emir ve yasaklarına uymadıkları hatta bu yüzden bazı ayetlerin indiği (Tevbe Suresi 81. ayet, Tevbe Suresi 97. ayet gibi) açıkça görülmektedir.
İşte bunlardan dolayıdır ki, arapların itaatsizlik, dinden dönme, savaşa iştirak etmeme, münafıklık etme, fitne çıkarma…v.s dolayısıyla Allah(c.c) Kur'an'da beş yerde arapları ceza olarak İslam'ın başından atacağını ve onun yerine büsbütün başka bir ırkın(kavmin) getireceğini söyleyerek uyarmıştır.
Yukarıda alıntısını yaptığım bu beş ayetteki özellikle büyük harfler ile yazılı olan yerlerde kavim olarak; (bir kaç kinci, ırkçı ve Türk düşmanı arap bilgini haricinde) hemen hemen bütün İslam Dünya'sı Türk kavmini kabul etmiş ve tefsirlerini bu yönde yapmışlardır.
Zirâ İslam Tarihi ile Türk Tarihi'nin kesiştiği 9.y.y'dan 11.yy arasına baktığımızda ve sonrasındaki İslam'ın Türkler ile dünyaya yayılmasına objektif gözle incelediğimizde,
Allah'ın(c.c); “Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar” dediği ve araplar'a o kavim için “zerrece bir zarar veremezsiniz” dediği kavmin Türk Milleti olduğu görülecektir.
Yukarıda meâlini verdiğim ayetler gerek indiği şartlar gerekse İslam ve Türk Tarihi açısından incelendiğinde, Rabbimiz'in iyi hasletler ile bahsettiği Türk Milleti'ne bu kadar saldırmanın İslam ile ilişkili olup olmadığını şimdilerde Türk'e saldıran münafıkların hükmünün ne olduğunu yazıyı okuyan kardeşlerime bırakıyor ve bütün bu iftiracılara rağmen “Ne mutlu Türk'üm” diye haykırıyorum!!!
Tanrı Türk'ü Korusun, O zaten Allah(c.c) tarafından yüceltilmiştir!
Selam ve Saygılarımla…
Murat ÇALIK
Not: Ayetlerin alıntı yapıldığı meâl Elmalılı Hamdi Yazır'ın Türkçe Meâli'dir.
BİTMEYEN HASRET Ey beni benden alan, alıp götüren rüzgar, Yanında götür beni, ata topraklarına, Bu bitmeyen hasretim, nicedir içten yakar, Vursam ben de yüzümü, o Tanrı Dağları'na… Murat ÇALIK http://muratcalik.com/