#herewegoagain #fedupwiththebullshit
noise dept.
$LAYYYTER

Kaledo Art
dirt enthusiast
Today's Document
Xuebing Du

#extradirty

Andulka
Cosmic Funnies

ellievsbear
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Monterey Bay Aquarium
No title available

❣ Chile in a Photography ❣
DEAR READER
🪼

JBB: An Artblog!
wallacepolsom
almost home

seen from United States
seen from Italy
seen from United States

seen from France

seen from United States

seen from Singapore
seen from China
seen from United States

seen from Germany

seen from Malaysia
seen from Germany

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Indonesia

seen from United States

seen from France
seen from United States

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United Kingdom
@nilceline
#herewegoagain #fedupwiththebullshit
#herewegoagain #sameshitdifferentyear #fedupwiththebullshit
Bugün günlerden #fridakahlo #tekrakibim #ruhumunaynasi #kızımınhayali #sergiyigezinbuarada😉#fridakahlostyle #weirdisasideeffectofbeingawesome #bloombabybloom #beafrida #instaphoto #instapic📷 #instaselfie
Love is in the air💖And it smells like coffee ☕️#IlikemycoffeehowIlikemyselfbitterandtoohotforyou😂😂#maybeshe'sbornwithitormaybeit'scaffeine 😉 #I'mlookingforatalldarkrichcoffee😝😝#heofferedhertheworldshesaiduhhhhIaskedforacoffee 😉@energy=mc2 (mycoffee2)👍🏻#youhadmeat"coffee"@starbucks #coffeetime #obsessivecoffeedisorder @starbucksturkey @starbucksreservecoffees
Herkes kar görünce bir tur delirdi Heidi gibi ama ben fotoğraflarınıza bakarken Peter'a döndüm😉 #tutuyorumöyleysekarım #delirmeceler #karyağıncasevinenlerkulübü
Marquez, kendi yaşamından izler taşıyan, "Benim Hüzünlü Orospularım"da, genelevde çalışan genç bir kızın masumiyeti sayesinde yaşlı bir adamın ölüm ve hüzün arasında gelip giden yaşam sorgulamasını tamamladığını anlatıyordu.... Neden yazmak isteriz ki? Kendimi yazarak anlatmayı daha kolay bulan biri olarak hep sorgulamışımdır. Sıradan bir insan neden yazar olmak ister? Birçok neden var. İsyanı olmayan yazamaz sanırım. Bir sancının en güzel rahatlama yöntemidir. En cezbedici olanı ise ölüme meydan okumaktır kalıcı bir yazı bırakarak arkanda... Gabriel, insanoğlunun temel çelişkilerinden biri olan ölüm-ölümsüzlük ikilemini edebiyat aracılığıyla sorgulamıştı. Ne mutlu ki, ölümsüz bir yazar olarak dünyaya veda etti... Ve ardından ölümün soğukluğundan çok, yazın dünyasına bıraktığı kelimelerinin büyüsü ve okuyucularına yüzyıllık yalnızlığın hüznü kaldı...
Herkes bildiğini okuyor... Çok sıkıcı😏
#selfie???📷 selin-fie?😉 Biz selfieyi sizden öğrenecek değiliz.😏
Hayat kısa. Sen kuşlara uyma😉
Neden Çalıkuşu???
1997 yılı Ocak ayı… AIESEC sınavını kazanarak gittiğim Danimarka’da yaşları 16-19 yaşındaki öğrencilere Ekonomi, İngilizce dersleri verirken basının ilgisini çekiyorum bir Türk kızı!!! olarak. Röportaja geliyorlar, hemen ardından Lego firması beni davet ediyor onur konuğu olarak. Bunları anlatıyorum gazete küpürünü de eklediğim aileme mektubumda; ego gökyüzüne kanatlanmış, İmza: Çalıkuşu Nil olarak atılmış 😏
Türk Edebiyatında dönemin Cumhuriyet Kadınını temsil eden devrim niteliğinde mihenk taşlarından biri olan Çalıkuşu romanı, yıllar önce Aydan Şener ve Kenan Kalav’ın başrollerini paylaştığı romanla birebir senaryosu ile hafızalara kazınmıştı aslında. Anne ve babasının erken vefatları nedeniyle yalnızlığını, sevgi açlığını, hüznünü; hoyrat neşesi, yaramaz, ele avuca sığmaz tavırlarıyla kamufle eden ergen bir kızın nişanlısının ihanetiyle başlayan Anadolu macerasının, 5 yıl sonra olgunlaşarak dönme hikayesiydi ilk bakışta. Oysa ki satır aralarında anlatılan Feride’nin hikayesinden fazlasıdır aslında; kendinden kaçarken yaşadığı dönüşüm süreci sadece biçarenin değil, onunla beraber bir milletin, bir ülkenin, bir dönemin dönüşüm sürecini de anlatmıştır. Bu anlamda, ideolojik boyutunun önemi yadsınamaz. Ki birçok yazılı kaynakta, romanın esas metninin “Cumhuriyet Kadını” çizgisinde olması için sansürlenerek piyasaya sürüldüğünün bahsi geçer.
Anasız, babasız, hoyrat, hafiften şımarık bir ergenin; güçlü, idealist bir kadın oluşunun hikayesinin, sahne tozu daha yemeden öğretmenlik mesleğini sevmemizde vardı mutlaka payı… Dame de Sion’ un en taşkın, uçarı, yaramaz, şımarık, başına buyruk kızının kendinden kaçma, Anadolu’daki öğretmenlik tecrübesi esnasında kendine dayatılanı kabul etmemesi, kan kusup kızılcık şerbeti içip aşkını da kendisiyle beraber olgunlaştırması… Çoğu kadın bilir zaten Feride’nin o fazla çocuk neşesinde, hayat acemiliğinin hep sevme ve sevilme ihtiyacından kaynaklandığını; gitme telaşında ise kaldığı her günde güneşin ne doğup, ne batacağının, hep hayatın ışığının söndüğü o anda tutulacağının sanısı olduğunu… Hikaye; ne sümsük, per-ü pak ve kaypak mecnun Kâmran’ın, ne romandaki 2 satırlık sessiz ve hastalıklı Necmiye’nin, ne de duygusu ve ruhu dizi retorikleri esnasında reimaginationda yokolmuş yeni icat karakterleri de dahil diğerlerinin hikayesidir. Yalnız çıktığı yolda cehalet ve asıl zorluklarla mücadeleyi öğrenmek zorunda kalıp, derin vefa ve ince ruhu küçücük göğüs kafesinde saklayan çalıkuşunun kanatlarının altına aldığı minik bir kız çocuğuyla sadece özgürce uçmayı değil, ayaklarının yere sağlam basmayı öğrenmesi de vardır bu hikayede bizi darmaduman eden. Cumhuriyet kadının mücadelesini anlatan hikayenin fon müziği Esin Engin’in muazzam eseridir ki KURUkalabalık entrika ve popüler replikler arasında YAŞlarımızı notalarla beraber döktürür yıllar sonra da.
Ve şimdi… Geçen hafta, 16 bölüm sonra gelen buseyle 💑 yurdum kadınını rahatlatan dizi🎆; 1922 yılında romanlaşan, Atatürk’ün de çok sevdiği Reşat Nuri Güntekin'in ölümsüz eserinden biraz farklıdır dediğim gibi. Çağan Irmak dokunuşuyla Çalıkuşu yıllar sonra tozlu raflardan dillere, tweetlere düşmüştür artık (yoksa tweetler mi repliklere? 👀Neyse, karıştırmayalım artık...) ve tabii en olumlu ihtimalle de D&R best-seller raflarına tekrardan. Mücadeleci Türk kadını çok klişedir Cumhuriyetten bu yana, tutmaz o hikaye artık. Bunca kadına şiddet, tecavüz, eşit hak ve özgürlüklerin olmadığı, hem kariyer hem çocuk yapıp, iş var güç yok Türkiye çekim sahnesinde varoş çileleri aristokrat hikayeyle de süsleyip anlatsanız reyting alamazsınız ki! Çok manidar, değil mi? 😜 “Da deyli dala dula damburleyli dap dup. Ca ceyli cala cula camburleyli cam cup” eğitim sistemi de kaçınılan değil, döndürülmeye çalışılan olunca da… yok yok tutmaz o…Kesın bilgi✔
Velhasıl, Miralay Hayrullah Bey’in esas hikayede “Sana değil Feride gibi bir çiçek, mahalledeki uyuz köpeği bile layık görmem fakat gel gör ki, zamane kızlarına laf anlatmak kabil olmuyor” dediği eskinin çıtkırıldım, şimdinin 1000 kaplan gücü yakışıklılıktaki Kâmran’ına Cemal Süreya’ dan alıntı; “Ben Feride’nin sevgilisi, ağabeyi, babası, arkadaşıyım. Biri bitse, biri kalır.Onu hiç bırakmayacağım.” replikleri söyleteceksin. Sonra üstüne konjonktürü ürkütmeden biraz Gezi ruhu serpiştiren “Anneliği senden öğrenecek değilim” , “İşte bunlar hep Honolulu”… gündeme göndermeler yapacak zeki Türk Gencini de izleyici kitlene eklemek için hedef alacaksın, Rainer Maria Riske’nin Liebeslied’inden “Ruhumu nasıl tutsam da sevincine demekse” dizesine, Kant’ın ahlak öğretisini hayali Mecnunun keçi pisliği gözlerine zoomlayarak replik yazacak, şööylleee kızlı-erkekli salıncak sahnesi dekorunda bünyede tahribat yaratacak, Lazar Hoca’nın dostunu Sigmund Freud yapıp zorlama mizah da katıp gülümsetecek, yürek burkan internetten alıntı İran’lı çocuğun annesinin tebeşirle çizilmiş resmine yatmış resmini fâlân kullanacak, garantili Babam ve Oğlum tali hikayelerini de bezeyip hüzünlü intro müziğini de araya serpeştireceksin… Bu aritmetikte reyting tutmazsa bile tweeter da en çok konuşulan hashtagi en azından tutturursun artık yani. Çünkü, kaos ortamında hammaliye ruhlarını sadece koltuklarına oturunca bırakabilen bir milletiz biz. Bakmayacaksın öyle “ben kadın programı, dizi falan hayatta izlemem varsa yoksa belgesel” diyenlere; birçokları Haziran 2013te İlk belgesellerini hırsız Penguenlerle izledi. İnsana dair unuttuğumuz kimi duyguların saf sıcaklığı ile masalsı şiirsel lakırdılar hayalden öteye geçemeyecek Romeodan ekrandan da olsa iyi gelir: bütün gün bilgisayar ekranına bakmaktan baş ağrısı olana da, çocuk peşinde koşup, yemeğin altını tutturana da, indirdiği programda bile evde eşofman altına geçirmiş hizmet bekleyen kocanın kafasını koyup romantik sözler söyletsen bile bilgisayar ortamında bile erreur vereceğinden yürek sızısı olana da…. Bir nevi terapi, sorumluluktan uzaklaşma, güdülenme… Haklıdır eleştirenler çünkü çoktur “lovebird” versiyonunu izlerken Kezban’a bağlayıp düşünmüyor öyleyse mal dediklerimizden… Bir de mücadelesi bitmemiş Çalıkuşları vardır onu Salıkuşu olarak eğlenmek için izlemeyi bilen. “Sen beni kandırmadın, ben sana inanmayı seçtim” diyerek Can Yücel’ den gelir eleştirilere cevapları. Çünkü inanmak değil insanı yıkan, inanamamaktır. 😉
Ee hayat… Nerede kalmıştık???