GERÇEK
Gerçek, ayakları ısıtmayan bir battaniyeye benzer. İtsen de çeksen de hep kısa kalır. Tekmelersin, vurursun ama kimseyi tam sarmaz. Ağlamaya başladığımız andan ölüme uzandığımız ana kadar.
TVSTRANGERTHINGS

Origami Around
Show & Tell

❣ Chile in a Photography ❣
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
noise dept.
Misplaced Lens Cap

No title available

祝日 / Permanent Vacation
trying on a metaphor

oozey mess

#extradirty
Jules of Nature
occasionally subtle
wallacepolsom
Alisa U Zemlji Chuda
Cosmic Funnies
hello vonnie

pixel skylines

Kaledo Art
seen from United States
seen from Belgium
seen from Uzbekistan

seen from Bangladesh

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Russia
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States
@pluviofibya
GERÇEK
Gerçek, ayakları ısıtmayan bir battaniyeye benzer. İtsen de çeksen de hep kısa kalır. Tekmelersin, vurursun ama kimseyi tam sarmaz. Ağlamaya başladığımız andan ölüme uzandığımız ana kadar.
Birileri ışık saçandır birileri ise karanlığa hapsolandır. Bazıları karanlığa öyle batmıştır ki karanlığını kırıp ışık saçar,ışıldar. Bazıları ise öyle ışıldamışlardır ki ışıkları sönmüştür ve karanlığa muhtaç kalmıştır. Bir ampul misali; ampul çok ışıldarsa telleri kopar ve oda karanlığa hapsolur, yeni bir ampul takıldığında ise küllerinden doğmuşçasına ışıldar. Yani bazen acılar mutluluğu bazen ise mutluluklar acıyı buldurur. Ne zaman karanlığa hapsolup ne zaman ışık saçacağımızı bilmiyorum ama doğru zamanda doğru şeyleri yaşamak için direnmeliyiz bu hayatta.
Bir şey bizi mutlu ediyorsa mantıklı olmak zorunda mı değil mi? Bunu tartışıyorum kendimle. Sorunun içinde sıkışıp kaldım. Sanırım mantıklı olmak zorunda değil. Ya da olabilir de şimdi sizde düşünüp kafayı sıyırın ve düşüncelerinizi yazın merak ettim.
her şeye burnunuzu sokmayın, teşekkürler
Şarkı alakasız bu arada sadece bu yazıyı yazarken dinliyordum. Siz de okurken dinlersiniz.
Yalnızlığın bana ızdırap veren kısmı yok. İnsanlara hiçbir zaman yanlızlık ızdırap vermez. Izdırap veren, yalnızlaşırken işte o yolda başına gelen şeyler ızdırap verir. Belki bir arkadaşlık belki sevgili belki aile belki de hiçbiri. Belki de ızdırap veren herkes, her şey. İşte o yüzden de yalnızsın, yalnızım, yalnızız. Ama o kadar kafama taktığım bir konu değil. Yalnızlığımdan kaçmıyorum. Kendimi tanıyorum. Hayatım kalabalık olursa ben, ben olamam. Kendimi kaybederim. Yine bin parçaya bölünür, başkaları için koşuştururum. Böylesi en iyisi. Konuşup dertleştiğim iki kişi yetiyor. Beynim anlatamasa ya da anlayamasa bile kalplerimiz konuşuyor uzakta olsa hissediyorsun. Çünkü o sen, sende osun. Ama bazen kalabalık bir arkadaş grubu ya da başka şeyler düşünüp üzülüyorum. Beni anlamadıklarını da düşünüyorum. Oluyor çünkü insanız ve de nankör. Ama sonra şeyi fark ettim. Kimsenin anlamasına da gerek yok duygularımı. Durun düşünün şimdi gerek var mı? Ha tamam o zaman diyip devam etmek daha iyi. Öyle işte yine yazarım...
Çok ani sinirleniyorum. Çok ani çok. Öyle ki kendimi kaybediyorum. Çok kötü. Gerçekten çok kötü. Bağırıyorum, çağırıyorum, ağlıyorum sanki bu beni o olaydan uzaklaştırıyormuş gibi geliyor. Hayır öyle yapmıyor aksine içine çekiyor. Tıpkı bataklık gibi. Daha çok sinirleniyorum. Daha fazla ağlıyorum. Daha fazla gözyaşı... Ve çoğu sinirlenişim o kadar gereksiz ki? Bazen birine nefes alıyor diye bağıracağım diye korkuyorum. Törpülemem lazım. Sinirlenince bir yere varamıyorum. Daha fazla sürüklüyorum kendimi. Durmalıyım. Bu yazıyı sinirlenip ağladığım da okumak için yazdım. İyi gelecektir. Belki size de iyi gelir.
Gereksiz bir ürperti mi desem ya da bir heyecan ürpertisi mi bilemiyorum. Her neyse bu sefer süslenmiş sözler yazamayacağım. Çünküüü çünküsü yok. Şarkı dinliyorum. Arkadaşımla yazışıyorum. Kitabıma bölüm yazdım yayımladım 4 ay sonra. Salakça gelebilir ama bir düzene sokmaya çalışıyorum gereksiz gibi gelebilir ama heyecan olsun diye işte. Arada yazarım nasıl gittiğini bu düzen işinin.
Kitapta bir düzene girdiğim söylenemez. Ancak bazı şeyler süreklilik kazandı yani yarı yarıya işe yarıyor sanırım.
her türlü iyi hissettiriyor ♡
Bir kitap okudum. Anlatayım. Bir çocuk (12 yaşında) ve onun gerçek hayatla yüzleşmesini, annesi ve annesinin başka bir adamla flörtleşmesi üzerinden anlatıyor. Çocuk o masumluğunu kaybedip her şeyi anladığında, aslında çocuk olmanın o kadar da kötü bir şey olmadığını hep çocuk kalmak istediğini fark ediyor. Annesinden ve o adamdan ise nefret etmemesi gerektiğini düşünüyor o yaşında! Annesine ve o adama onu gerçek hayatla yüzleştirdikleri için minnet duyması gerektiğini düşünüyor. Sonra düşündüm ve dedim ki bu çocuğun olduğu gibi bizimde kırılma noktalarımız var. Ama hepsinden neredeyse etimizle kemiğimizle nefret ediyoruz. Halbuki o kırılmalarla büyüyoruz ve o kırılmalardan daha büyüklerini daha kolay atlatıyoruz. Yani kısacası diyorum ki her şey iyisiyle kötüsüyle bizim için hayatımız için. Nefret etmek yerine hayatımıza devam etmeliyiz. Çünkü daha bir sürü kırılma bizi bekliyor.
Kaldı mı içimizdeki yaralar ya da kabuk izleri? Nefes alırken iyileştirler mi? Kendimizi iyi gelebilmeyi öğrenebildik mi? Aslında bunlar biraz da palavra. Biliyorum ki yara izleri hep olacak. Her yaşadığımızdan bir yara kalacak. Zaman geçiyor ve insanlar açtıkları yaraları unutuyor sonuçta. Sen bir başına kalıyorsun o yanıkla o yarayla. Bir şeyler yapmakla, tesellileri duymakla unutulmuyor. Hep kalıyor. Yapılabilecek en iyi şey belki de buzu yaranından üstünden acısına rağmen çekmemek. Ona katlanabilmek.
"Birçok şarkı; Her birinde farklı bir hayat, her birinde farklı birer sevgi her birinde bambaşka bir vazgeçiş. Ve her birinde kendini bulan, bazen iyi hissetmek bazen ise ağlamak için açan bir sürü insan." Şu an bende şarkı dinliyorum. Biri bitiyor diğeri başlıyor. Şarkıya konsantre olmaya çalışıyorum. Sonra kelimeleri hücrelerime işliyorum. Biraz daha hissetmek için neler hissedilerek yazıldığını ve neler hissettirdiğini anlayabilmek için. Ne kadar hissedip anlayabildiğim tartışılır? Ama olsun şu anda bunu düşünmek istedim ve işte yapıyorum.
İçimde bir bir kayıplar veriyor gibiyim. Bunun ne demek olduğunu ben de bilmiyorum. Ama en iyi anlatabileceğim cümle de bu sanırım. İşte böyle bir ikilem...
Gereksiz bir ürperti mi desem ya da bir heyecan ürpertisi mi bilemiyorum. Her neyse bu sefer süslenmiş sözler yazamayacağım. Çünküüü çünküsü yok. Şarkı dinliyorum. Arkadaşımla yazışıyorum. Kitabıma bölüm yazdım yayımladım 4 ay sonra. Salakça gelebilir ama bir düzene sokmaya çalışıyorum gereksiz gibi gelebilir ama heyecan olsun diye işte. Arada yazarım nasıl gittiğini bu düzen işinin.
Çok seviyorsunuz birilerinin hayatında bir şeyleri yıkmak için fırsat kollamaya, bayılıyorsunuz birilerinin hayatını altüst etmeye. Kendi hayatınız yokmuş gibi. O kadar kendinizi önemsemiyorsunuz ki her an her şekilde başkasının hayatına müdahil olabiliyorsunuz. Ya da bir şekilde başkasının sizin hayatınıza müdahale etmesine izin veriyorsunuz. En basit şekilde toplumda da çok fazla yaygın olan 'Millet ne der?' . Ne malum bir şey diyecekleri? Senin hayatın ,sen yaşıyorsun bu hayatı millet değil. Millet ne derse desin. Her şey geçip gider, sana söylenenler ,arkandan konuşulanlar. Senin gölgen gibi her zaman kalıcak olanlar ; yaşadıkların,yaşayamadıkların,anıların. Herkes her şey gider ama bunlar kalır. İzin verme hayatını senden çalmalarına. Bir adım da sen at kendin için.
Yazı yazmak sanırım keşfettiğim en güzel şeydi
Çok seviyorsunuz birilerinin hayatında bir şeyleri yıkmak için fırsat kollamaya, bayılıyorsunuz birilerinin hayatını altüst etmeye. Kendi hayatınız yokmuş gibi. O kadar kendinizi önemsemiyorsunuz ki her an her şekilde başkasının hayatına müdahil olabiliyorsunuz. Ya da bir şekilde başkasının sizin hayatınıza müdahale etmesine izin veriyorsunuz. En basit şekilde toplumda da çok fazla yaygın olan 'Millet ne der?' . Ne malum bir şey diyecekleri? Senin hayatın ,sen yaşıyorsun bu hayatı millet değil. Millet ne derse desin. Her şey geçip gider, sana söylenenler ,arkandan konuşulanlar. Senin gölgen gibi her zaman kalıcak olanlar ; yaşadıkların,yaşayamadıkların,anıların. Herkes her şey gider ama bunlar kalır. İzin verme hayatını senden çalmalarına. Bir adım da sen at kendin için.
İnsanları üzmeden yaşasak ne güzel olurdu değil mi? Hiç kimseyi geceler boyu ağlatmadan, birilerine kendini kaybettirip yeniden buldurmaya mahkum etmeden. İnsanoğlu kırıyor, acı çektiriyor ve hiç düşünmüyor. Ama düşünsenize herkesi de mutlu edemeyiz mesela iki insan aynı insana aşık. Ne yapılabilir ki? İllaki birisi kırılacak, illaki kaybedilecek o ruh. Hayatın tokatlarından bir taneside bu işte. Adalet duygusunu kaybetmiş hayat. Birileri mutlu birileri mutsuz. İnsanlar kırıyor, incitiyor ama başrol hayat işte. Acı çektirmeden gidemiyorsun bu hayattan. O tokat illaki atılıyor er ya da geç.