Eski hikâye ,aynı terane.
Ortada vatan, İhtiyaçları sonsuz , Dertleri hudutsuz.
Dünyanın hali malum ,tehlikeli günler yaşıyoruz. Bu kötü günlerde el ele, omuz omuza vermeli, yekvücut olmalıyız.
Yekpare kaya gibi, dağ gibi, daha bilmem ne gibi dimdik durmalıyız.
Kıymetli zamanımızı sen, ben kavgaları ile harcamamalıyız.
Doğru sözler, değil mi? Fakat aldanmayın. Bizde kelimeler o kadar değişik kalıplara girer, öylesine inanılmaz manalar alır ki ;Bu doğru sözleri alın ve onlarla etrafınızda şöyle bir daire çizin. Sonra, dairenin ortasına geçin, konuşmaya çalışın.
Göreceksiniz; bütün o tatlı sözler, masum kelimeler, aniden birer hapishane gardiyanı kesileceklerdir.
Ağzınızı açıp “A” deseniz “Hain”, “B” deseniz “Bozguncu”, “C” deseniz “Yıkıcı muhalif” olacaksınız.
Geçen gün "Açık konuşalım" dedik.
Makamı aidinden "Açık konuşalım" başlıklı bir cevap aldık.
Bilmem, ağzınıza sıcak bir yumurta yerleştirip kerrat cetvelini tekrarlamayı tecrübe ettiniz mi? Boşuna zahmet etmeyin. Ben söyleyeyim:
Ne dediğinizi kimse anlamaz. Kelimeler, rakamlar ve yumurta ağzınızın içinde yuvarlanır, durur.
İşte açık konuşan cevap bu cinsten bir şeydi. Yukarıda bahsi geçen bütün o doğru sözler içinde mevcuttu. Bermutad biz mahut dairenin ortasında kalı-verdik.
"... nihayet halk demokrasiyi, bir kapıkulu fantezisi olmaktan çıkararak kendi iradesinin bir eseri olarak görmek istiyor. O, su istiyor, yol istiyor, ışık istiyor, mektep istiyor, insan gibi yaşamak istiyor; ve tek meşru kavga olarak bunu biliyor."
Demokrasiyi bir vatan şuuru olarak benimsemek istiyorsak;
kavgayı şuurlu münakaşaya, şuurlu münakaşayı yalnız ve yalnız memleket endişesine hasretmeliyiz.
Biz de Şuurlu münakaşayı yalnız ve yalnız memleket endişesine hasrederek şu kadarını söyleyelim: Halk su, yol, ışık, mektep ve insan gibi yaşamak isteyebilir. Hakkı da. Bu arada biz, dairenin ortasında sen-ben kavgası etmekle itham edilenler, halka; su, ışık, yol ve mektep yanında daha başka şeylerin de istenebileceğini söyleyemez miyiz?
Onlara, bülbülün kafeste ötmeyeceğini anlatamaz mıyız?
Herkesin merakı kendine göre. Kimisi su ister, kimisi taaddüd-ü zevcat. Kimisi de tutturur: "İlla başkalarına da bülbülün kafeste ötmediğini öğreteceğim" diye.
Günah mı bu Allah aşkına? Açık konuşalım.