Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
5 Mart 1924 tarihli Vatan Gazetesi’nde Halife’nin sınırdışı edilmesi haberi.

seen from Australia

seen from Canada
seen from United States

seen from Serbia
seen from Switzerland

seen from Serbia

seen from Australia

seen from Serbia

seen from United Kingdom
seen from Australia
seen from United States
seen from Serbia
seen from United States

seen from Morocco
seen from Belgium
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Switzerland
seen from Belgium

seen from Serbia
Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
5 Mart 1924 tarihli Vatan Gazetesi’nde Halife’nin sınırdışı edilmesi haberi.
Lütfen bu sefer aynı şey olmasın
3 Mart || Bulgaria (Balkan)
On 3rd of March Bulgaria celebrates the anniversary of its Liberation from the five century-long Ottoman rule. It is also referred to as the date of the creation of the Third Bulgarian Tsardom. March 3 is a national holiday for Bulgaria and it was declared as such in 1978. On this day, in 1878, Russia and the Ottoman empire signed a preliminary peace treaty in San Stefano, a small village near Istanbul.
The Peace Treaty of San Stefano puts an end to the Russo – Turkish war. This brings Bulgaria back on the political map. There are parades and celebrations throughout the country particularly solemn in cities where victorious battles of Russian and Bulgarian soldiers in the 1877-1878 Liberation War took place.
It is one of the biggest holidays in the country. Together with the Unification Day and Independence Day. 3rd of March is officially a non-working day in Bulgaria. In Sofia, you could observe the ceremonies that takes place in the city center every year on this date.
Happy Liberation Day!
"Ey Ümmetin Umudu!
Ey şahit ümmetin efradı! Ey en hayırlı ümmetin evladı!
Bak, Ümmet kan ağlıyor!
Kan ağlıyor kıtalar, koca bir coğrafya; Afrika Asya Avrasya
Kan ağlıyor beldeler; Bilad’üş Şam, Irak, Filistin
Yok diye Halifet-i ru-i zemin, yok diye Emir-el Mü'minin"
#3Mart1924
Bugün, 3 Mart! Bugün, O gün!
O gün, bizim için en bedbaht, en kara gündür!
O gün, İslâm’a karşı en büyük cinayetin işlendiği kanlı bir gündür! Galasına katıldığınız dizi ve filmlerde yaşanmadı bu cinayet, senaryo değil, o gün gerçek bir gündür!
O gün, Lawrence ve Şerif Hüseyin’in bayram ettiği, Mustafa Kemal ve Jön Türklerin emellerine ulaştığı gündür!
O gün, İngilizlerin Kur’an ile bağımızı kopardığı gündür!
O gün, Avrupa gazetelerinin manşetlerini sevinçle süslediği gündür!
O gün, Mısırlı şair Şevki’nin mürekkebini gözyaşı ile sulayıp mısralarını dizdiği acı gündür!
O gün, kınalı kuzularını Çanakkale’ye gönderen anaların evlatları için değil dini için ağladığı gündür!
O gün, Hindistanlı ve Pakistanlı Müslümanların Anadolu’ya gönderdikleri yardımları kestikleri gündür!
Çünkü o gün sahte kahramanların gerçek yüzlerini ortaya çıkardıkları gündür!
O gün, Müslümanların hamisi, koruyucusu ve kalkanı olan Hilâfet’in yıkıldığı gündür!
İşte o gün bu gündür, 3 Mart 1924
Müslümanlar bu günü hiç unutmayacaklar, Hizb-ut Tahrir bu günü hiç unutmayacak! Ta ki ümmet ile beraber Hilâfet’i yeniden ikame edip İslâm’ın hakkını teslim edeceğimiz o muzaffer güne kadar! Ta ki Müslümanların izzet ve şerefi yeniden temin edilene kadar!
Şimdi siz söyleyin, ey “İslâm Birliği” isteyenler! Sizin için İslâm’ın birliğinin paramparça edildiği o günün hiç mi bir önemi yok? Dünya Kadınlar Günü için konuşan sizler, Öğretmenler Günü için programlara katılan sizler, yargı haftasında adalet “dağıtan” sizler, vergi haftası düzenleyen, Nevruz Haftası için açıklama yapan hatta sigarayı bırakma haftasına vurgu yapan sizler! 3 Mart 1924’te Hilâfet kaldırıldı, din ayaklar altına alındı, Kur’an yasaklandı, o günün sizin için hiçbir önemi yok mu? O gün sizin zihninizde hiç mi bir şey çağrıştırmıyor? İslâm’ın ayaklar altına alındığı, Hilâfet’in yıkıldığı o güne dair siyasi hayatınızda kaç kelime konuştunuz, kaç programa katıldınız, kaç adım koştunuz?
Söyleyin! Söyleyin ki herkesin dostu düşmanı açığa çıksın. Söyleyin ki, İngilizlerin eli ile yıkılan Hilâfet’in enkazı üzerinde kurulan bu laik rejime sevdanız gizli kalmasın. Söyleyin ki demokrasinin beşiği olan İngiltere’nin peydahladığı laik parlamenter sisteme Müslümanları nasıl davet ettiğiniz hatırlansın. Söyleyin ki, attığınız iftira ve karalamaların gerçek muhataplarının bizzat kendiniz olduğunu herkes bilsin.
Bize gelince her ne olursa olsun, he ne zorluk ve sıkıntı ile karşılaşırsak karşılaşalım, her ne iftira ve karalamaya maruz kalırsak kalalım, biz Hilâfet’ten asla vazgeçmeyeceğiz. İslâm ve Müslümanlara en büyük darbeyi vuran İngilizleri asla ve asla unutmayacağız. Onlara olan düşmanlığımız bitmedi, hiç bitmeyecek…
Zira biz kâfirlere olan düşmanlığı Kur’an’dan öğrendik.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ
“Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin…” (Nisa 144)
Biz İngiliz düşmanlığının nasıl olması gerektiğini ise kurucu emirimiz Takiyyuddîn en-Nebhânî’nin (Allah ona rahmet etsin) şu sözlerinden anladık:
“Anneler çocuklarını emzirirken onlara İngiliz düşmanlığını da emzirsinler.”
Anlayacağınız, bizim İngiliz düşmanlığımız anne sütü kadar temiz ve bir o kadar da besleyicidir.
Zira İngiltere 3 Mart 1924’te Hilâfet’i kaldıran devlet, Hizb-ut Tahrir ise yeniden Râşidî Hilâfet’in ikamesi için 1953’te Kudüs’te kurulan ve ideolojik küresel siyasi çalışma yapan İslâmi partidir.
İngiltere Türkiye’ye verilen bağımsızlığa karşılık Lozan’da elimizden İslâm ve Kur’an’ı çekip alan devlet, Hizb-ut Tahrir ise İslâm’ı tekrar hayata hâkim kılmak için çalışan partidir.
İngiltere Müslümanlara milliyetçiliği, vatancılığı, ulusçuluğu pazarlayan devlet, Hizb-ut Tahrir ise tüm bunları ayaklar altına alan ve ümmeti vahdete çağıran bir partidir.
İngiltere laikliği İslâm beldelerine pazarlayan devlet, Hizb-ut Tahrir ise laikliğin küfür olduğunu söyleyip tehlikesine karşı Müslümanları uyaran İslâmi partidir.
İngiltere mübarek belde Kudüs’e Yahudi varlığını işgalci olarak yerleştiren devlet, Hizb-ut Tahrir ise o işgalci varlığın kökünden sökülüp atılması gerektiğini haykıran bir partidir.
Şimdi tüm bunlardan sonra kim İngiliz dostu kim İngiliz düşmanı apaçık ortada değil mi?
Kim milliliğe, milliyetçiliğe, vatancılığa, ulusçuluğa çağırıyor, kim ümmetin vahdetine, birliğine çağırıyor belli değil mi? Kim laikliği ve demokrasiyi yüceltiyor, kim İslâm akidesi ve Kelime-i Tevhid’i yüceltiyor bilinmiyor mu? Kim Yahudi varlığına Kudüs’te toprak hakkı ve başkentlik hakkı veriyor, kim onu tamamen yok sayıyor ortada değil mi?
Bizim Amerikan düşmanlığımız da su kadar saf ve berraktır.
Çünkü biz, sözde anti Amerikancılar gibi dün başka bugün başka konuşanlardan değiliz. Biz, sadece konuşup iş yapmayanlardan da değiliz. Biz Amerika’ya sözde değil özde düşmanız. Biz meydanda başka masada başka konuşanlardan asla olmadık, olmayacağız. Biz suni Amerikan düşmanlığı ile Müslümanların gazını alıp sonra da bu ikiyüzlülüğünü bir Amerikalı gazeteciye söyleyebilecek pişkin yöneticilerden beriyiz. Biz, İncirlik’ten kalkıp Müslümanları katleden Amerikan uçaklarının sortilerinin sesi ve gölgesi altında suni Amerikan düşmanlığını yapanları sadece üzülerek izliyoruz. Bu yalanlar ile ancak bir süre daha Müslümanları kandırabilirler. Zira Müslümanların Amerikan düşmanlığı nettir ve yalanlarla gizlenemeyecek kadar açıktır.
Son söz
Dün, 3 Mart 1924’te İngiltere’nin desteği ile Hilâfet’i kaldıranlar, bir taraftan kendilerini bağımsızlık mücadelesi veren kahraman ilan ettiler, diğer taraftan Hilâfet’e sahip çıkanları ise hain ve İngilizci diye yaftaladılar. Bugün de Amerika’nın desteği ile iktidar olup ayakta kalanlar, bir taraftan yedi düvele karşı savaş verdiklerini iddia ediyorlar, diğer taraftan da Amerika ile dost ve müttefikliklerine zeval ziyan getirtmiyorlar. Kendilerini İslâm üzere eleştiren ve yanlışlarına karşı çıkanlar ise dün olduğu gibi bugün de hain ilan ediliyor.
Yani dün ile bugün arasında zerre kadar fark yok…
40 filme yönetmen, 31 filme de senarist olarak imza atan Bilge Olgaç 3 Mart 1994'te evinde çıkan bir yangında hayatını kaybetti.
TDKP üyesi olan İşçi İmran Aydın (kıvırcık), 3 Mart 1991 tarihinde gözaltındayken işkence sonucu 28 yaşında ölmüştür.Ölümüne dair hazırlanan adli raporda pankreas kanaması nedeniyle hayatını kaybettiği açıklandı.
NEYLERSİN
Bazen acı dinmez, bazen de yağmur
Sevgilim gülümse, her şey unutulur.
Suskunuz bu akşam üstü
Hasrete yanmışız, neylersin..
Bir gün, bu mahzun sevdadan geriye
Kalırsa, sadece o hüzün kalır..
Sen de anladın ki yapa-yalnızız...
Buluşmamız yasak,
Görüşmemiz uzak...
Devrilmiş kadehler gibi, dönüyor başımız,
Neylersin..
Ah güzelim,
İncinmiş bir sesi vardır yağmurun;
Yanaklarına vurduğunda hissedersin.
Ve bir veda sözcüğü, saçlarına,
Titreyen bir öpücükle dokunduğunda;
Bu anı dondurmaya yetmez nefesin.
Bir film sahnesi gibi
Akar gider ayrılık,
Neylersin..
Biz zaten hiçbir romanda
Kendi hayatımıza rastlamadık.
Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı.
Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı.
Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız.
Oysa, tuttuğumuz balıkları bile
Yeniden denize bağışlamıştık.
Biz, hayata dair
Hiçbir yanlış yapmamıştık..
Neylersin..
Biz bu sonucu hak etmedik,
Hayır etmedik..
Ömrümüz bu talana lâyık değildi.
Bazen acı vurdu, bazen de yağmur
Hiç gülmedi yüzümüz,
Hiç büyümedi gülümüz..
Bizi yalnızca akşamlar kucakladı,
Biliyorsun,
Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz..
Bir gün, bu öykünün sonuna gelince
Ansızın desem ki: hoşçakal canım!
Unutursun,
Mecburen unutursun..
Yıldızlar söner, bu aşk da biter!
Bazı gün hatırlayınca, sessizce ağlarız.
Neylersin..
Ah bebeğim, ah...
Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının,
Dudaklarına sızınca fark edersin.
İçindeki vurgun aşklar mezarlığında,
Ayrılık, ölümden üste yazılınca,
Gideni durdurmaya yetişmez sesin..
Bir inme gibi
Dolanır bedeninde pişmanlıklar,
Neylersin.
Biz zaten hiçbir sinemaya
Tam vaktinde yetişemedik.
Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı
Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı.
Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi.
Oysa Nuh'un gemisinde bile
Bize yer kalmamıştı.
Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı.
Neylersin..
Biz bu aşkı sürdüremezdik,
İnan, sürdüremezdik..
Kalbimiz bu heyecana müsait değildi.
Bize hep acılar kaldı, bize hep yağmur..
Unutmasan bile artık
Unutur gibi yapacaksın.
Ve buruşturup-buruşturup attığım kağıtlarda,
Hiç bitiremediğim
Bir şiir olarak kalacaksın...
Yusuf Hayaloğlu