İnsan beynine çip takıldı !

seen from United States
seen from China
seen from China

seen from Australia
seen from Belgium
seen from China
seen from Russia
seen from Japan
seen from Sweden
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from China
seen from China

seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from United States
seen from Germany
seen from China
İnsan beynine çip takıldı !
Neden mi illa namaz? Buyrun.. Hem tefekkürlük, hem bilimsel açıdan îzâhı..
İşte bundan sebep ümmet olarak çok zayıfız. Evet, boykota karşı çok hassasız belki hamdolsun ama, namaz olmadığı müddetçe istediğimiz kadar boykot edelim; boykot ile ön lob dediğimiz secdenin hakkı olan o kısım çalışmayacak. Boykot edilmesin demiyoruz, ancak boykot ile Allâh'ın emirlerinin yerine getirilmesiyle her şey nûrun alâ nûr olur. Yoksa zafer beklemek haddimize vallâhi değil, billâhi değil!
Zaman bir ilüzyon mudur? Anda kal.
"... Beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için öleceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde..." Nazım Hikmet - Yatar Bursa Kalesinde
Mauerbauertraurigkeit
Sebepsiz yere hayatınızdaki insanları, hatta en yakın arkadaşlarınızı bile kendinizden uzaklaştırma isteği olarak tanımlanıyor. Bir nevi yalnız kalma, depresyonun ön hazırlıklarını yapma benzeri bir duyguyu diyebiliriz.
Bahar gelişi çok güzel değil mi, “yenilenmek” baştan almak gibi yaşamı. İnsan da mevsimlerden feyz almalı, yaşamda her şeyin bir son olduğu bir dönem yok, ölüm dışında. Aslında son diye birşey yok. Her üzüntünün ve her mutluluğun yeni başlangıcı olabilir. Hayatı mevsimlere benzetiyorum. Her başlangıç başka bir şeyin sonu ama aynı zamanda yeni bir şeyin başlangıcı, biz bunu yenilenmek olarak düşünmeliyiz. Bahar’ın da insana biyolojik olarak iyi bir başlangıç olduğu biliriz, hormonları aktif ettiğini, kanlarımız ve hücrelerimizi canlandırdığını... Baharı güzel değerlendirelim o vakit.
Abdurrahmân El Hâzinî
12’inci yüzyılda yaşayan ve hayatı boyunca fizik, kimya, matematik ve astronomi bilimleriyle ilgilenen, İslâmî değerlere bağlı Müslüman bilgin El Hâzinî, günümüz modern biliminin alt yapısını oluşturan isimlerden biri. Newton’dan tam 5 asır önce, “her cismi yer kürenin merkezine doğru çeken bir güç” olduğunu; Roger Bacon’dan ise bir yüzyıl önce, “dünyanın merkezine doğru yaklaştıkça, suyun yoğunlaştığı” fikrini ortaya attı. Astronomiye çok önem verdi ve birçok İslâm şehrinde kıblenin nasıl bulunabileceği konusunda esaslı çalışmalar yaptı.
Abdurrahman el Hazini, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın veziri Ebü'l Hüseyin Ali ibn Muhammed El Mervezi'nin Bizans asıllı bir kölesiydi. Büyük Selçuklu Sultanlarının ilim, bilim ve kültür merkezi haline getirdikleri Merv şehrinde, çok zengin kaynakların içerisinde kendini tamamen bilime adadı.
Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın oğlu Sultan Sencer (1117-1157) döneminde, El Hâzinî'nin bilimsel çalışmaları doğrudan Sultan tarafından desteklendi. Hatta Sultan, El Hâzinî'ye fazlaca altınla yardım etmek istese de, El Hâzinî şahsına gönderilen bu yardımları geri çevirerek, sadece bilimsel çalışmalarını karşılayacak kadarını kabul ettiği rivayet edilir.
Kendi gündelik harcamalarını temin etmek için birçok iş yapan mütevazı bir bilim adamı ve İslâm âlimiydi.