نصف طريق، لا يوصلك إلى أي مكان..!
Yarı yol, hiçbir yere götürmez!..

seen from United States

seen from New Zealand

seen from United States
seen from China

seen from Singapore
seen from Türkiye
seen from United States
seen from Mexico
seen from Hong Kong SAR China

seen from United States
seen from China
seen from Germany

seen from United Kingdom
seen from China

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from United Kingdom

seen from Singapore

seen from Netherlands
نصف طريق، لا يوصلك إلى أي مكان..!
Yarı yol, hiçbir yere götürmez!..
İnsanlar isimlerinin anlamını mi yaşar yoksa bunca şey bir rastlantı mı? Ben de kurtulur muyum bu kötü rastlantılar silsilesinden yoksa adım gibi yaşar adım gibi mi ölürüm?
-K
Bir yol düşünüyorsun, ne başındasın ne de sonunda, üzerinde bile değilsin ama içinden çıkamıyorsun.
Geçip Giden Günlerden Bir Demet
Hangi gün olursa olsun gün sonu tamı tamına aynı dertlerden şikayet eden, umutsuzluğunu alenen dile getiren biraz da gözleri dolan bir kadına dönüştüm. Hiç öyle bakmayın, insan hayatının yapı taşlarının düzensiz şekilde etrafa saçıldığını düşünüyor ve kendini bir cendereye sıkıştırılmış, ne kadar debelenirse debelensin buradan çıkamayacak olarak görüyorken başka türlüsü pek de mümkün değil. En korkuncu da hayallerimi ve umutlarımı kaybetmeye başladım. E peki elimde başka ne kalır ki? (Tövbe de ehilal sağlık sıhhat sevdiklerin …) Her ne kadar içimi teskin edecek güzellikler olsa da çevremde bazen isyankar şekilde sadece olmayanlara, olamayanlara odaklanıyorum. Sanki bu düzen hiç sona ermeyecek ben, hayallerim yolunda adım atamadan “gençlik hayalleriydi” deyip bir tebessümle geçip gideceğim bu dünyadan. İçim karanlık, içim buhranlı. Bir dokun bin ah işit benden.
Tüm bunların yanında beni bu şartlarda dahi sarıp sarmalayan sevgilim var bir de. Yüzümü güldürmek içim çaba sarf eden, sürprizler yapan. Dün iş çıkışıma gelip sürpriz de sürpriz diye alıp götürdü beni. “Bir Hint Fakiri’nin Olağanüstü Yolculuğu” filmine bilet almış. Nasıl sevindim hiç belli değil, debelenip durduğum ve çıkamadığım cenderemden biraz da olsa uzaklaşma fırsatı buldum. Tesadüfler güzeldir, filmde de bir gece önce konuştuğumuz umutsuzluk ve benim isyanlarım üzerine harika cevaplar vardı. Durup düşündüm, tam bir umut saracaktı içimi ama gün sonu yukarıda bahsettiğim şekilde noktalandı. İstemediğim bu düzene sitemimi dile getirmezsem, sövüp saymazsam kabullenirim, ışığım söner diye korkuyorum galiba, bilemiyorum.
Hayatta hiçbir şey tam olmuyor. Şimdi burda aşikar olarak yazmak istemem ama neler varken neler yoktu, şimdi neleri kaybettim ama kalbimin sahibi ile yan yanayım. Şu hayatta bir şeyleri kazanabilmek için ille bir şeylerden vaz mı geçmek gerekiyor? İlla tercih mi etmeliyiz yani? Hayır ben bunu kabul edemem!
#WritersOfinstagram #TurkishWriter #AzizÇalışlar Aziz Çalışlar Doğum #08AgustosSeria #08Agustos1942Seria #08AgustosDogumlularSeria #1942DogumlularSeria #AgustosDogumlularSeria #AnkaraDogumlularSeria #TurkiyeDogumlularSeria Vefat #28KasimSeria #28Kasim1995Seria #1995VefatlariSeria #28KasimVefatlariSeria #istanbulVefatlariSeria #KasimVefatlariSeria #TurkiyeVefatlariSeria (d. 8 Ağustos 1942, Ankara - ö. 28 Kasım 1995, İstanbul), sosyalist gerçekçi yazar ve çevirmen. Robert Koleji'den mezun olduktan sonra, İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirmeden ayrıldı (1965). Asya-Afrika Yazarlar Birliği'nin yayın organı Lotus'un yazı kurulu üyeliğini ve 1986'da kurduğu Felsefe dergisinin yönetmenliğini yaptı. #Rasputin adlı oyunu ile #TürkiyeMilliTalebeFederasyonu (1966), #Cendere adlı radyo oyunu ile TRT (1970) ödüllerini kazandı. #WritersSeria #TurkishWritersSeria #AzizCalislar #AzizCalislarSeria #28November2017Seria #28NovemberSeria #2017NovemberSeria #2017TuesdaySeria #TuesdayNovemberSeria #TuesdaySeria (Turkiye Yazarlar Birligi / Sultanahmet)
Jeff Redd - Cendere Şarkı Sözü, Jeff Redd En Popüler Şarkıları, Albümleri ve Şarkıları. Jeff Redd Cendere Dinle, Cendere İndir (Buralara gelmek hiç kolay olmadı Can Polat Çok sıkıntı çektik Çok çile çektik Kader bize pusuyu küçük yaşta kurdu Hayat yol ayrımlarıyla dolu Polat İlk yol ayrımımız en...
Hakikatin Meselesi
Yan yana duranın hakikatinden bihaber kalınan bir zamanın içindeyiz. İçimiz, dışımız, sağımız solumuz her durumda birbirine benzeşen, bir örnek kılınmış olan bir sindirme çabasının esiri. Tabuların, tabu kılınmış konuşulamaz addedilenlerin sabitlendiği belli bir cerahatin etrafından yükseltilen kötülüğün yıkıcılığına tanık olunan bir zamandayız. Hiç ama hiçbir hakikatin mesel olunmadığı, dahası yara nedir bunun önemsenmediği bir yer, zeminin gerçekliği bina ediliyor dört bir yanda. Ekonomik verilerden, gündelik yaşamın olmazsa olmazlarında aksamalardan, sosyal politik tahayyülün dahi sıfırlandığı bir zemin gerçekliği önümüzdedir, yaşadığımız güncenin sınırlarını belirler.
Yaşamsal verilerin altüst olunduğu, çalışma hayatının derdest edildiği işveren için de o emeğiyle geçinen sıradan insan için de hiçbir geleceğin konulmadığı bırakılmadığı bir zeminin yinelenmesi meseldir misal. Maliye bakanının kendi kendine eylediği, biçimini ve olgusunu öne sürdüğü şahlanan ülke masalının küflü / paslı / pasaklı bir haleti ruhiye içinde debelenmesi buna bir örnek olabilir. Onca nutka, şatafata rağmen, gerçeklikte en kestirmeden kopuş var edilir. Lalettayin değil doğudan hesaplı kitaplı bir mahvetme hali sürekli güncellenirken, hakikatten bahis açılmasın da her ne olursa olsun denilerek günler heder olunur. Amerika’daki hükumet krizinden bahis açılırken, hem mali, hem sosyolojik çökertmeyi sonuna kadar yaşayan bir ülke olagelen bu sahadan dem vurulmasın istenir. Her durumda yinelenegelen her hamleyle birlikte daha önce defalarca değindiğimiz gibi bir bitimsiz fasit döngü bina olunur. Zaten her şey kapkaranlığın esiri kılınmışken bir de bu bitmek nedir bilmeye cerahatli yok sayma ediminde hayat mahvın sınırlarına demirler.
“Kocaeli'nin Dilovası ilçesindeki parfüm deposunda meydana gelen patlamada en az 6 işçi hayatını kaybetti.” basit bir haberin orta yerinden çıkagelen ve bir mahallenin ortasında can pazarının halen kurulabildiği bir zeminde her şey güvencemiz altındadır, her an devlet her yerde, yurttaşının hakkını arıyor, koruyor denilirken var edilmiş cerahat o hakikat mefhumunu neden sorusunu da zehirler. Emeğin ucuz kılındığı, yaşamın açıkça bir hiç addedildiği, önemsiz görüldüğü bir zeminde her şey olur, bir tek rezil olunmaz bunu kanıtlar yaşadığımız her gün. Duygu Ayber Gültekin’in Evrensel Gazetesinde yayınlanan haberini aktaralım. Durumun anlatılan / bildirilen o muhteşem ülke tahayyülü doğrultusunda değil nasıl biçimsiz, kendiliğinden bir çürüme ekseninin ortasına mıhlanmış olageldiğini bir ülkenin anlatacak, bildirecek bir kelam toplamı söz konusudur. Buyurunuz;
Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesi dün TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, komisyonda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e uyguladıkları ekonomik politika nedeni ile eleştirdi: "Emekli, çiftçi, işçi, esnaf bu bütçede yok. Halk açlıkla, borçla, icrayla baş başa bırakıldı," dedi.
Türkiye'de derinleşen ekonomik kriz ve yoksulluğa dikkat çeken Gürer, vatandaşlardan gelen yardım taleplerini örnek göstererek, halkın yaşadığı ekonomik sıkıntıyı "artık nefes alamaz hale geldiler" sözleriyle özetledi.
"Emekli haftada bir korkarak markete gidiyor"
Gürer kendisine emekli bir yurttaştan gelen mektubu aktardı; "Aldığım maaş 18 bin lira emekli maaşı ve bir artı bir daire için ödediğim aylık 10 bin lira. Ev kirasıyla ciddi anlamda zorlanıyorum, markete haftada bir kez korkarak gidiyorum, dört yıldır sabah kahvaltısı yapmıyorum. Kızım bu yıl fen lisesini bitirdi ve üniversite sınavında iyi bir derece yaparak İngilizce eğitim veren Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazandı. Lütfen, bin lira da olsa az çok demeden maddi yardımınızı bekliyorum."
Bir başka yurttaştan gelen mektupta ise "Sayın vekilim, bu mesajı yazarken çok düşündüm ama başka çarem de kalmadı. Artık bittim, tükendim. Ailemin, eşimin, çocuğumun, herkesin hayatını mahvettim. Bankaya borçlarımdan dolayı artık nefes bile alamıyorum. Tek başıma çıkamıyorum, sizlerden yardım istiyorum." Suat Bey de böyle yazmış. 5 bine yakın ortalama mail alıyoruz. Size bir önerim var: Ülkenin içinde bulunduğu durumun ne olduğunu daha iyi anlamanız için yalnız sizin adınıza bir mail açın, çarşıya pazara çıkmayın, durumu görürsünüz.” İfadelerinin yer aldığını aktardı.
‘Bu bütçede taşeron yok, staj mağduru yok, emeklilikte kademe bekleyeni yok’
Bütçede birçok kesimin yok sayıldığını belirten Gürer, "Taşeron işçiler 2026 yılında da kadro görünmüyor. Staj ve çırak TÜİK'te işçi sayılıyor, sigorta kartı veriliyor ancak yaşlılık sigortası başlatılmıyor, en az dört yılı çalınıyor, onlarla ilgili de burada bir düzenleme 2026 yılı için görünmüyor. EYT çıktı ama kademeli bir geçiş yapılmadı; bir günü eksik olan dahi 17 yıl kaybediyor. Bu bütçede bu kesimlerle ilgili tek bir düzenleme yok. Siz bu insanlara nasıl bakıyorsunuz. Öğrenmek istiyorum ?" dedi.
"Çiftçi tüccarın eline mahkûm edildi"
"Çiftçilerimizin ise yaşadıkları mağduriyet her geçen gün katlıyor. Çiftçilere millî gelirin yüzde 1'i kanunen 2026 yılında verilmesi gereken 722 milyar yaparken bütçede ayırdığınız destek 168 milyar lira ama başka bir kötülük yapıyorsunuz: Düşük alım fiyatıyla çiftçiyi tüccarın eline mahkûm ediyorsunuz ve bu yüzden üretim düşüyor. 2023 yılından bugüne hububatta 10 milyon ton geriye düşmemiz var, iki yılda buğdayda 4 milyon tonu bulmuş. Böyle giderse arz açığı katlayacak, ithalatçı olmaya devam edeceğiz. Meyvede bir yıllık kaybımız 8 milyon ton, kayıt dışıyla 10 milyon ton. Mayıs ayında Merkez Bankası Başkanı buraya geldi " Enflasyon üzerinde Zirai donun önemli etkisi olmayacak. Beş ay sonra etkinin varlığından söz etti." dedi, Tarım ve Orman Bakanı "Arz açığımız oluşmayacak." dedi, sonra da ortalık ekonomik anlamda bozulunca gerçek olan adalet ve hukuktan kopmuş yönetim tarzının yarattığı sorun zirai don ile kuraklığa endekslendi ama zirai donda da TARSİM'e kayıtlı olanlara dahi alması gereken destek tam verilmedi." İfadelerini kullanan Gürer, "Çiftçi ÇKS yoksa destek verilmiyor. Çiftçi, gübre alamıyor, ilaç atamıyor, budama yapamıyor. Gelecek yılları da kaybediyoruz" dedi.
Gürer, çiftçilerin borç batağına sürüklendiğini vurgulayarak şu bilgileri paylaştı:
"Şu anda çiftçilerin bankalara borcu 1 trilyon 117 milyar lirayı geçti. 10 binden fazla araziye icra gelmiş, bine yakın traktör çiftçinin elinden alınmış. 2024'te 3 milyar 600 milyon lira olan takipteki borç bu yıl 10 milyar lirayı bulmuş durumda. Çiftçi perişan, üretim düşüyor, ithalat artıyor."
"Bütçe halktan yana değil, yoksulluğu derinleştiriyor"
Gürer, bütçenin toplumun hiçbir kesimini korumadığını ifade ederek, "Bu bütçe, verginin ve faizin yüksek olduğu, gelir adaletinin bozulduğu, yoksulluğun derinleştiği bir bütçedir. Emekli, işçi, esnaf, dar gelirli yok. Halk açlıkla, borçla, icrayla baş başa bırakıldı. Bu ülkenin insanlarına neden bu kadar zulmediyorsunuz?" dedi.”
Bütçe açığından, dar gelirliye çözümden, vergisini dibine kadar ödeyen ücretli / bordrolu çalışandan, bir ihtimal rahat yüzü görürüz diyen emekliye hayatının o evresinde en olmadık eziyetlerin reva görüldüğünden bihaber cümleler kurarken Maliye bakanı Şimşek ve Ak Parti kurmaylarının görmediği hazin gerçeklikten bir detayı bildirir vekil Ömer Fethi Gürer. Halkın kendi başına terk edildiği, düzenin büyülü masallar herkese çıkabilir büyük şanslar diyerek var ettiği eşiğin topyekun bir çukurun ta kendisi olduğu gözlerden kaçırılır. Medyanın teslimiyeti, sıradan insanın imdat çığlıklarının duyulmadığı yerde her durumda hamaset, kin, ulu önderlik makamının yarıştırılması(!), ezan, vatan, bayrak imgesi ile siyasetin su götürmez tek adam rejiminin birbirini itip çektiği, muhaliflik nam yapı ile iktidarın birbirini eylediği bir zeminde hayata sıra gelir mi? Hakikatten yana bir bahis açılabilir mi, nasıl? Ulaşılabilir mevcut verilerle (enflasyon %38'e dayanmış, gıda enflasyonu %50+, asgari ücret erimiş, 2025 bütçesi faiz ödemelerine %25 ayırmış, çiftçi borcu 1.2 trilyona çıkmış, genç işsizlik %25'te) bir ülke şablonu gizlenemeyen şeyleri bildirir. Hakikat, bu çukurun dibinde boğulurken, kurtuluş hamasette değil: Vergi adaletinde, liyakatli yönetimde, emeğin onurunda. Hakkın hukukun tam anlamıyla var edilebilmesinde saklıdır. Uyanın, yoksa çöküş kalıcı olur – ama birleşirsek, adil bir ülke doğacaktır. Biliyor muyuz, farkına varıyor muyuz...
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2025
Görsel İçin Kaynakça: Tandoğan Meydanından Bir Miting... - Voice Of America Türkçe Servisi
Plan ve Bütçe Komisyonunda Konuşan Gürer, ‘Bu Ülkenin İnsanlarına Neden Bu Kadar Zulmediyorsunuz?’ - Duygu AYBER GÜLTEKİN - Evrensel
https://www.evrensel.net/haber/582615/plan-ve-butce-komisyonunda-konusan-gurer-bu-ulkenin-insanlarina-neden-bu-kadar-zulmediyorsunuz
Karanlığın Hegemonyası
Karanlığın hegemonyası biçimini her gün başka bir sureti temsille var ediyor. Muktedirin, iktidarı elinde tutanın, suna geldiği yapı, var ettiği her eylemle birlikte o kapkaranlığa ait tezahür bir hakikat kılınıyor. Daimi bir yol belleniyor. Tümüyle belirgin bir biçimde hayat akdi zehirlenirken, cerahat bir icraat bildiriliyor. Karanlık bir neticenin ta kendisi olarak bina ediliyor. Tümden belirgin bir biçimde, bariz bir istikamet olarak yönelim hemen her defasında çok daha kötü, çok daha beterini imgeliyor. Karanlığın hegemonyası biçimini her gün var edilen yol haritasına demirlemiş hamlelerle birlikte muktedirin Türkiye’nin ta kendisine ait projeksiyonu olarak güncelleniyor. Tahayyül edilenin ötesine geçmiş olan ol cerahatle hayatın denetim, gözetim ve tahakküme rehineliği tescilleniyor. Karanlığın, tüm bu sahnede vuku bulan zift karasının bir hegemonyaya dönüştürülmesi o eşikte var edilen her hamlenin sıradana karşıtlığı ile biçimlendiriliyor. Yeni ülke eskisinin ekseninde bizzat mahvın esiri kılınıyor. Bizzat muktedirin tahayyülleri doğrultusunda cerahatin meskenine dönüştürülüyor.
Bir kere daha bir ev yaşanılır olmaktan çıkartılarak, çorak zehirleyen, mahvın ta kendisine rehin bilinen bir zül yerine dönüştürülüyor. İçerideki onca birleştiriyoruz, bütünleştirip bir de müşterekte buluşturuyoruz denilirken ayrıştırma laf değil hakiki bir eyleme dönüşüyor. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle devlet erkanından onca şatafatlı cümleler birbiri ardına kadına yönelik yakıştırmalar var edilirken İstanbul’un orta yerinde belirgin bir biçimde geleneksel olagelen Feminist Gece Yürüyüşü zorla / kuşatmayla “zapturapt” edilmek istenir. Ayrımcılığın, kötürüm kılınan hakların, bir cendereye dönüştürülmüş ola gelen hemen her türden tahakkümün karşısında varlıklarıyla, seslendirdikleri meramın ta kendisi duyulmasın diye nafile çabalar sergilenir. Taksim Meydanı ya da İstiklal Caddesi bir açık cezaevine dönüştürülürken o meram Cihangir’den duyurulur bu sene de. Aleni bir halde cürme karşı hakikatin savunulduğu, İstanbul Sözleşmesinden, Aile kavramının açık bir kuşatıcı / kamplaştırıcı eleme aracına dönüşümüne, her konuda erkek egemen olagelen o kıt sınırların / sınırlandırma çabasının kıyısında bir meram açığa çıkartılır. Eylemin tam bittiği yerde 112 insan gözaltına alınır, bir Trans birey, İris Mozalar tutukluluk talebiyle savcılığa sevk edilirken, daha sonra o da dahil her insan serbest konulur. Demokrasi nereye kadardır, eşitlik kimleri kapsamaktadır. Bunca açıktan var edilen kapkaranlık yerin dönüşümüne karşı atfedilen meramdan bir kesiti aktaralım, sizler de düşünürsünüz.
“Gisèle Pelicot’dan ilhamla, tüm dünyaya gözümüzü dikerek, kadınlara yüklenen utancı asıl sahibine, patriyarkaya iade ediyoruz. Özgür hayatları almadan bir yere gitmiyoruz. Ayrımcılığın, eşitsizliğin, şiddetin, sömürünün olmadığı bir dünyada ısrar ediyoruz. Erkek şiddetini önlemeyip "kadınlar faillere kapıyı açıyor" diyenlere karşı, bizi bakım emeği ve yoksulluğa mahkum etmeye, eşitlik politikaları yerine aileyi güçlendirme adı altında kadınları sindirmeye karşı, homofobi ve transfobiyi norm haline getirmeye çalışanlara, seçtiklerimize kayyum atayarak irademizi yok sayanlara karşı, eylemlerimize, fikirlerimize, birlikteliğimize müdahale eden, gözdağı veren, şiddet uygulayanlara karşı yaşasın feminist mücadelemiz! Feminist mücadelemiz hayatlarımızı ve dünyayı değiştiriyor. Eşit ve özgür bir dünya kurmadan bitmeyecek bu isyan!”
Karanlığın hegemonyası her gün başka biçimlendirmelerle kendini var ediyor iş bu yerde, her anlamda. Doğrudan tahakkümün vardığı boyut, anlatılanlarla gösterilenlerin arasında uçurumun, hakikatle olan bağların giderek kopartıldığı bir zeminde mutlak mahvetmenin yolu / yönü arşınlanıyor. En son Suriye’deki Esad zorbalığından kurtarılmasından sonra çıkagelen siyasal İslamcı / pragmatist El Kaide eskisi HTŞ milisi El Şara’nın liderliğinde var edilmiş yeni ülke projeksiyonuna verilmiş örtük / gizli destek bu karanlık bahsindeki hegemonyanın nasıl alttan alta var edildiğini örnekleyen bir başka cerahatli örneği sunar. Siyasal Alevilik tanımını dolaşıma sokarak, eski rejimi referans alarak herkesi “Nusayri” olan herkesi aynı potaya koyan, tehcirden soykırıma El Şara öncülüğündeki yeni kabine eline rehin kıldırılan yaşamların mihmandarlığı ile Türkiye devleti korkunç suretini bir kere daha paylaşır. Olan biten Tartus, Lazkiye, Homs ve daha nice ilde var edilmiş olan Alevi Katliamları, araya sıkıştırılmış Grek Ortodoks, Süryani ve Ermeniler için de en kestirmeden bir yıkım var edilir. Geçtiğimiz hafta sonunda Türkiye’de yaşayan 25 milyon Alevi adına birkaç sözü var etmek ister insanlar. Demokrasiden, eşitlikten, adaletten ve hepsinden önemlisi bizim veremeyeceğimiz hesap yoktur diyerek bir asırdır inkar olunan Soykırımcılığın her nasıl yeniden filizlendiğini göstere gelen bir akla itiraz var edilir. Aktaralım:
“Alevi örgütleri, Suriye'de Alevilere dönük soykırım yaşandığını belirterek, HTŞ'yi destekleyenlerin bundan sorumlu olduğunu belirtti.
İstanbul’daki Alevi örgütleri, HTŞ'nin denetimindeki Suriye’de Alevilere dönük katliamlara tepki gösterdi. Maçka Demokrasi Parkı'nda gerçekleştirilen açıklamada, "Suriye'de Alevi katliamına son" pankartı taşınarak, "Susma sustukça sıra sana gelecek", “Katil Colani işbirlikçi AKP" ve "Direne direne kazanacağız" sloganları atıldı. Açıklamaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat'ın yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Ortak metni okuyan Alevi Kültür Derneği Başkanı Sevim Yalıncakoğlu, Suriye'deki Alevilerin katledilmesinin görmezden gelindiğini söyledi. Sevim Yalıncakoğlu, katliamların sistematik ve bilinçli yapıldığını belirterek, "8 Aralık’tan bu yana, İdlib, Humus, Hama ve Lazkiye kırsalında Alevi köyleri kuşatma altında, halk ölüm tehdidiyle yüz yüze. Camilerden yapılan anonslarla özellikle Alevi halkı hedef gösterilirken, saldırılar doruk noktasına ulaşmış durumdadır. Kaçırılan kadınlar tecavüz tehdidiyle sindirilmekte, gençler işkence edilerek kaybedilmekte, köyler yakılıp yıkılmakta ve faili meçhul cinayetler sıradanlık kazanmıştır. Bu bir soykırımdır" dedi.
'HTŞ'yi Destekleyenler Sorumludur'
Suriye’de kurulan geçici hükümetin lideri Colani ve HTŞ'nin "Batılı emperyalist güçlerin" desteğiyle silahlandırılıp eğitildiğini vurgulayan Sevim Yalıncakoğlu, şöyle devam etti: "Buradan soruyoruz, Türkiye, bu katliamların neresinde? Basının Colani’yi 'istikrar figürü' olarak sunması gerçeği çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Başından beri Türkiye ve emperyalist güçlerin bölgedeki işbirlikçilerinin desteklediği HTŞ iktidarı, katil HTŞ ve işbirlikçi AKP desteğiyle, bu katliamların faillerine göz yummaktadır. HTŞ ve benzeri örgütler, yıllarca Türkiye sınırlarından serbestçe geçiş yapmıştır. Alevi halkının yaşadığı zulümden bahsedenler ya susturuluyor ya da kara propagandayla itibarsızlaştırılıyor. Körfez ülkeleri ve Batılı devletler, petrol ve doğalgaz hesapları uğruna radikal çetelere finansman sağladılar, onları 'özgürlük savaşçısı' olarak sundular. Bugün bile, bu katil sürülerini 'ılımlı muhalif' gibi göstermeye devam ediyorlar. Colani ve yönetimi ve onları destekleyenleyen bu katliamların doğrudan sorumlusudur."
Soykırıma Karşı Çağrı
Alevilerin susyamayacağını belirten Sevim Yalıncakoğlu, şu çağrıda bulundu: "Yaşanan bu zulmü herhangi bir nedenle onaylamayın. Şiddeti ve masum insanların ölümlerini görmezden gelmeyin! Katledilen insanların sesi olun. Colani’yi meşrulaştırmayın. Onu 'barış elçisi' gibi göstermek zulmü aklamak ve onaylamaktır. Zulme sessiz kalan dilsiz şeytandır. Bizler, tarih boyunca zulme karşı direnen bir halkız Bugün Suriye’de yaşananlar, bir 'iç savaş' değil, Alevilere yönelik açık bir soykırım girişimidir. Kimse bu gerçeği çarpıtamaz. Saldırıları gerçekleştiren çeteleri aklamayın, meşrulaştırmayın. Uluslararası kamuoyunu, insan hakları örgütlerini, vicdan sahibi herkesi Suriye’deki Alevi soykırımına karşı harekete geçmeye çağırıyoruz."
Açıklamanın ardından alana siyah çelenk bırakılarak, eylem sonlandırıldı.”
Karanlığın hegemonyası biçimini her gün başka bir sureti temsille var ediyor dediğimiz ol halin yekunu yukarıdaki açıklamanın satır aralarında karşımıza çıkartılır. Bu ülkenin ve tüm coğrafyanın ezilmiş halklarından, adına ister asimilasyon isterseniz bir hizada tutmak deyin sonucunda / her defasında hedef kılınmış, bedeller ödetilmiş bir kimliğe / inanca yepyeni yıkımlar vaat edilir. Suriye’nin dönüştürülmüş, elden geçirilmiş olagelen sözüm ona demokrat, ılımlı, muhafazakar diye bildirilen çetelerinin var ettiği cerahat Lazkiye’de Tartus’ta ve Homs başta olmak üzere Suriye’nin sahil hattındaki bölgelerinde insanların katledilmelerini var eder. Söz hakları yoktur artık onlara göre. Düşkün / yerle bir olmuş ol eskinin liderinin ta kendisinden nemalandıkları, hayatta ötekilerine hükmetmeye çalıştıkları gibi koca bir halkı doğrudan yalan yanlış safsatalarla yok etmenin eşiğine taşır Colani’nin çeteleri. Katliamcılık ekseni bir kere daha Suriye’nin bölünmüş halinde tarihin en karanlık odaklarından birisi olagelen 1915’le kesişir. Düzeni var ettiğini iddia edenlerin, Türkiye gibi sorunları görmezden gelip, kendi adamları saydıkları bir kötülüğe duraksamadan arka çıkan devletlerin refakatinde bin civarında insanın hayatına kastedilir. Binbir emekle var edilmiş hayat tahayyülünün delik deşik edilmesi, sosyal medyaya düşen görüntülerdeki yıkıcılık / şiddete iman edenlerin suna geldiği kötülük ve dehşetin ta kendisiyle ol 1915 mefhumunun / meselinin her nasıl güncellendiğini de bir kere daha bildirir, az ötesi, yukarıda sayıklanan isyana meramdadır. Kim duyacaktır sahiden bunca ağır yaranın var ettiği açmazları. Kim, kimler ne zaman fark edecektir, dün Hristiyanlara reva görülen zulüm ve şiddet, dün Ezidilere, Mıhellemi ve Romanlara var edilenlerin bir başka yüzü bugün Kürd’e, Alevilere doğrudan sunulur. İçerisi dışarı fark etmeksizin iş bu coğrafyanın yekunda tüketen, yok eden bir fasit sarmala dönüşümü güncellenir. Karanlık her gün bambaşka bir biçemle var edilirken insani olan unutturuluyor. Sessizliğin tastamam baskıcı rejimlerin aparatı olarak her gün yeniden var edildiği bir zeminde müşterek bir yaşam idesinin de köküne kibrit suyu dökülüyor. Gerisi kopan fırtınalar, alınan yepyeni ahlar, dökülmüş kan ve kurban edilen insanların feryat figanları. Gerisi her gün daha ağır bir tanıklık. Gerisi hep cehennem...
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2025
Görsel: Zorunlu Kaynakça :::: Shutterstock
Meramda Paylaşılan Haberler
Yasak ve Barikata Rağmen Feminist Gece Yürüyüşü Yapıldı - Artı Gerçek https://artigercek.com/guncel/yasak-ve-barikata-ragmen-feminist-gece-yuruyusu-yapildi-334977h
Suriye’deki Katliamlara Tepki: Sorumlu HTŞ’yi Destekleyenler - Mezopotamya Ajansı https://mezopotamyaajansi42.com/tum-haberler/content/view/269753