Neon ışıkların mor ve mavi çizgileri, odanın metal duvarlarında titreşerek kırılıyordu. Şehrin aşağısından yükselen elektronik vızıltı, geceye karışmış bir kalp atışı gibiydi.
Kız, yarı karanlık odanın ortasında duruyordu; bedenine sarılan siyah siber-deri elbise, her ışıkta farklı bir parıltıyla nefes alıyormuş gibi kıpırdıyordu. Elbisenin omuzlarından aşağı süzülen ince fiber optik çizgiler, tenine yumuşak bir parlaklık bırakıyordu—sanki vücudu neon ile öpülüyordu.
Pencerenin dışında uçan araçların ışıkları yüzünü kısacık aydınlatıp geçerken, şehir de onu izliyordu.
O ise hafifçe eğilip eldivenlerinin tokasını çözmeye koyuldu; hareketleri yavaş, dikkat çekici ve bilinçliydi.
Hiçbir şey açık değildi.
Ama her şey ima ediliyordu.
Gölgeler bedeninin kıvrımlarında geziniyor, neon ışıklar tenine düşen her çizgiyi daha belirgin kılıyordu. Yüzünü saklayan yarım maskenin altında dudaklarının küçük bir gülümseme ile kıvrıldığını görmek, karanlığın içinde gizli bir şifre çözmek gibiydi.
Sanki tüm gece onun nefes alışına kulak kesilmişti.
Sanki şehir bile onu izlemekten kendini alamıyordu.
Ve odanın metal zemini bile, onun attığı her adımda hafifçe titriyordu.
















