6 Ay Sonra Görüşmek Üzere
Şafak 179. Vuslata minimum 179 gün var. Gideceğinin ihtimali uyandığından beri her gün gideceğin gün nasıl dayanırım diye düşünüyordum. Bile bile nasıl dayanılır, 6 ay görmemeye nasıl boyun eğilir, kalbine nasıl taş basılır da arkandan el sallanır? Cuma günü arkandan bakakaldık ailenle.
16 Ekim cuma saat 15:00, seninle telefonda konuşuyoruz; “Akşama uçak bileti bulurlarsa gidiyorum.” İşteyim, çalışmam gerekiyor, karşımda katılımcılar, yüzüm donuk, gözyaşıma engel olamıyorum... Ne yapmalı şimdi gitmen için dua mı etmeli yoksa kalmanı mı dilemeli? Saat 15:20, senden mesaj geliyor; “00:20′de uçağa biniyorum. Atatürk’ten”. Sesler gidiyor bir anda, insanlar gidiyor, nefes aldığımı da yaşadığımı da hissetmiyorum, sadece başım ağrıyor. Bilinçsizce seni arıyorum, bir şeyler konuşuyoruz bana bir şeyler anlatıyorsun ama algılamıyorum, tek aklıma gelen şey ailen, “Anne baba geliyor mu?” diyorum, “Yola çıkacaklar birazdan” diyorsun, “Ben nereye geleyim?” diyorum, “Ben ticaret merkezine geçiyorum haberleşiriz” diyorsun, “işten çıkıp gelirim ben de” diyorum. İşten çıkıp nereye gideceğimi bilmiyorum, plan yapamıyorum, ben nerdeyim nereye gitmeliyim, ben yalnızım... Ailemi arıyorum, annemi babamı, bana yol tarif ediyorlar, algım kapalı, ne yapmam gerektiğini anlamıyorum. Aradan zaman geçiyor kaç dakika farkında değilim, kardeşin arıyor, sesimi toparlıyorum, orda buluşacağımızı konuşuyoruz. Kendime geldiğimde artık seni aramaya cesaretim yok, mesaj atıyorum; “Metrobüsle şirinevlere gelirim, ordan bir şeye biner ticaret merkezine gelirim.”
İşten çıkıyorum. Metrobüse binmek üzereyim. Daha iyiyim. Binmeden selpakla su alıyorum marketten. Gün boyu ihtiyacım olan tek şey bu biliyorum. Babam arıyor, nerede ineceğimi soruyor, yanımda bir kadın konuşmaya başlıyor benimle... Yol boyu anlatıyor... O anlattıkça iyi geliyor, düşünmeyi bırakıyorum. O kadını hayatım boyunca unutmak istemiyorum. “Bir evin farklı odalarında birbirinizden bihaber bir çift olacağınıza böyle olun, seviyorsanız her şey yaşamaya değer, üstesinden gelinir.” diyor. İçimden “çok seviyorum” diyorum. Şirinevler’deyim, sen de oraya geliyorsun, yanımdasın, güçlü olmalıyım, ağlamamalıyım. Başbaşa son saatlerimiz. Çabuk gel olur mu?
Telefon geliyor kardeşten, kalkıyoruz apartopar, tanımadığımız 1 saat önce tanışıp aynı gemiye bineceğini öğrendiğin o insanlarla bir taksiye biniyoruz, seni bırakmaya gidiyoruz, sana veda etmeye, seni uçağa bindirmeye...
Gerginsin, heyecanlısın, hayatını değiştirmek üzeresin, hedefine varmak üzeresin, gözün hiçbirimizi görmüyor ya da güçlü olmak için uğraşıyorsun. Eşyalarını vermek için sen geçiyorsun bize veda ediyorsun, bakıyorum arkandan, gücüm tükeniyor, kardeşine dayanıyorum, kimsem yok o anda, arkanda bıraktığın dört kişiyiz, annen, baban, kardeşin ve ben... Bir kere el sallaman için bakıyoruz ardından, ağlıyoruz, acımız ortak, hüznümüz ortak... Kardeşinden güç almaya çalışıyorum. Baban beni yanına gönderiyor. Kardeşinin kolunda sana geliyorum. Eşyalarını vermek için bekliyorsun. Verdikten sonra yanımızdasın ama sanki aklın bizimle değil. Gitmek üzeresin... Ailenin yanına geçiyoruz tekrar. Sana dokunamıyorum, elini tutamıyorum, kokunu içime çekemiyorum, sadece sana bakıyorum uzaktan. Gözüme hapsediyorum. Ağlamıyorum.
Baban “gidelim artık” diyor, diyecek hiçbir sözüm yok onlara, sen gidiyorsun, ben yine kardeşinin kolundayım, arkandan bakıyoruz, dönüp bakmıyorsun, işte seni en son öyle görüyorum, arkan dönük giderken...
Yol boyu tutuyorum kendimi. Sen yoksun yanımızda. Annen, baban, halan, kardeşin, ben... Seni orda bırakıp gidiyoruz. Sanki hep orda kalıp bizi bekleyeceksin ve ben ne zaman havaalanına gelsem seni görebileceğim. Sırtımda büyük bir yükle yol alıyoruz, ağlarsam herkese ayıp olacakmış gibi hissediyorum. Bastırıyorum. Babam kapıda karşılıyor bizi, babam ve baban yanyana sesler uğultulu, konuşmaları anlamıyorum, manzaraya dışarıdan bakıyorum, sen eksiksin. Babam emanetini teslim alıyor. Evdeyiz. Bütün gün hiçbir şey yememişim ama hayatımda böyle bir eksik yok.
Yatağımdayım. Yatak buz gibi. Nasıl dayanılır? Bilmiyorum. İçimden şarkı mırıldanıyorum, “bilsen ne gaybana geceler yaşarım gaybana gecelere oy... demem o ki sana hasretin öyle koymazdı amma geceler öyle bir gaybana...geceler öyle kötü dinli gavur gavur ki sorma... Dönerim olmaz,yatarım olmaz, Upuzun hint fakiri yatağı gece, Öyle bir batar ki,dört yanımdan...” Sızıyorum yatağımda. Boynumda doğum günümde aldığın kolyemle. Kuş uykusu benimki en ufak çıtta fırlıyorum senden haber gelir diye.
Mısır’dasın 2-3 defa haberleşiyoruz. Gemiye binmeden arıyorsun en son, “Herkese selam” diyorsun, “herkese selam, (sana hasret)...” Can bu ya, zor da olsa dayanıyorsun, yutkunuyorsun, içine oturuyor, dayanıyorsun...
Akşam kardeşinle konuşuyoruz, haber yok senden. Tek dileğimiz gemide iyi olman, mutlu olman, huzurlu olman. Kolyem hala boynumda. Yatağıma giremiyorum bir daha. Her gece senden “tatlı rüyalar”ı duyduğum o yatağa yatamıyorum artık, salondaki koltukta yatıyorum. Gece kardeşinden mesaj geliyor, ona haber vermişsin, “gemiye bindim, iyiyim, bizimkilere söylersin, nazlı’ya da haber ver.” demişsin, iyi haberini alıyorum ya öyle kıvrılıp uyuyorum. Aksilik bu ya bütün gece telefonuma gereksiz bildirimler geliyor. Hepsi sendenmiş gibi fırlıyorum. Yok. Senden haber yok.
Uyumak için dua ediyorum. Sen nasıl bir yerde uyuyorsun bilmiyorum. Uyuyabildin mi, gemi sallıyor mu? Düşünürken uyuyorum. Eğer bir gece ağlarsam her gece ağlarım. Ağlamıyorum.
Bugün 18 Ekim, benden gidişinin üstünden daha 48 saat bile geçmedi. Çaresi yok yaşıyorum. Yataktan çıkmadan, kıvrılıp oturuyorum. Anneannem, babaannem, teyzem aradı. “Allah kavuştursun” dedi. İçim dayanmadı. Telefonda konuşmanın sonunu getiremedim. Halan tanıştığımızda “sevdanız sonsuz olsun” demişti, o zaman da düğüm olmuştu boğazımda o “amin”. Sevdamız sonsuz olsun sevgilim, Allah kavuştursun bizi...
Can nasıl dayanır bilmem, 6 ay, 179 gün nasıl geçer bilmem, tek bildiğim bir şey var; seni ne olursa olsun sevdiğim ve bekleyeceğim.
Tuncay Özkan hapse girdiğinde kızı Nazlıcan’ına “Sen benim özgürlüğümsün iyi yaşa” demişti. İçinde olmayı sevdiğim ama korktuğum o gemilerdesin sevgilim, sen benim özgürlüğümsün, sen benim denizimsin, sen benim hayatının devrimini gerçekleştiren güçlü erkeğimsin, orada iyi yaşa.
Ne yaşarsan nasıl yaşarsan yaşa havaalanında arkanda bıraktığın o dört kişi; annen, baban, kardeşin ve ben her zaman olmamızı istediğin yerde olacağız.
Şimdi güçlü olma, şimdi direnme zamanı.
“Seneye bu sıralar el ele çıkarız burdan, biraz sabır. Seneye bu sıralar başlarız yaşamaya en baştan, biraz sabır. Bir sene dursun hayat beklesin bizi bir ömür önümüzde tek bir sene nedir ki? Bir de bakarsın kapı açılır ardına kadar dünya dönmeye başlar tekrar umduğun gibi.