Dijital Şiddet (devam ediyor)
Dijital şiddetin çevrimdışı hayatla ilişkisi ayrı bir araştırma konusu. Bir yandan sohbet odaları, cep telefonları, sosyal ağlar, dijital oyunlar ve forumlar, dijital şiddetin gerçek hayatta karşılığını bulamayacak yeni ortamlarını oluşturuyorlar. Kimi zaman anonim, kimi zaman idealleştirilmiş kimliklerle intenette gezinen şiddet faili, yüzlerce seçenek arasından birini gözüne kestirebiliyor. Çoğu zaman şiddetin faili ile mağduru birbirlerini gerçek hayattan tanıyorlar ancak dijital medya şiddetin gerçekleşmesi için gerekli zemini yaratıyor. Bazı uç örneklerde ise sürekli şiddete uğrayan kişi akabinde intihar edebiliyor. Aslında dijital şiddetin yarattığı etkiler psikolojik şiddetle ve kimi olaylarda cinsel şiddetle benzerlik gösterebiliyor. Kişileri dijital şiddete yönlendiren etmenler çok çeşitli ve bunu tespit etmek bizim uzmanlığımızı aşar (birçok psikolog bunu araştırıyor, kişilik özellikleri ile dijital şiddet arasındaki bağı anlamaya çalışıyor). Bizim iletişimbilimciler olarak katkı sağlayacağımız nokta dijital medyanın teknolojisinin, tasarımının, çalışma mantığının ve toplumsal kullanım biçimlerinin ne ölçüde dijital şiddete yol açtığını anlamaya çalışmak olabilir. Diğer bir deyişle insan ilişkilerinin ve iletişiminin teknolojiyle dolayımlanması, şiddet eylemini nasıl etkilemekte ve dönüştürmektedir? Ve bunun yanısıra internet kullanıcılarının şiddete maruz kalmamak için geliştirdikleri stratejiler nelerdir? Bu soruların yanıtını vermek için ise on fırın araştırma yapmak gerek. Burada son zamanlarda üzerine eğildiğim bir projeden yola çıkarak bazı tespitlerimi paylaşmak istiyorum. Bir süredir “Dijital Aşk: Dijital medyayla değişen mahremiyet ve yeni mahremiyet stratejileri” adını verdiğim bir çalışma yürütüyorum. Çalışmanın amacı, dijital medyayla birlikte mahremiyet, aşk, romantizm, cinsellik gibi özel alana ait olduğu düşünülen kavramların ve mahrem ilişkilerin nasıl dönüşüme uğradığını ve dijital medya kullanıcılarının ne gibi yeni mahremiyet stratejileri yarattıklarını tespit etmek. Araştırmada yöntem olarak yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşme tekniğiyle İstanbul örneklemi üzerinden cinsiyet, yaş, ilişki durumu, sınıfsal konum, toplumsal statü, yerleşim bölgesi, etnik köken, siyasi kimlik gibi farklı kriterlere göre seçilecek 100 civarında kişiyle görüşmeler yapılarak dijital medya kullanımları ile mahremiyet algıları arasındaki ilişkiler sorgulanmaktadır. Çalışmada birçok altbaşlık bulunmakla birlikte bu yazıda bunlardan yalnızca ikisine, gözetim ve dijital şiddet konularına değineceğim. Sevgilinin peşinde… Gözetim olgusu, yeni iletişim teknolojilerine özgü olmamakla birlikte bu teknolojiler aracılığıyla yaygınlaşıyor ve sıradanlaşıyor. Özellikle sosyal medya kullanımının yaygınlaşması, dijital iletişim araçlarının cebe girmesiyle birlikte Foucault ve Giddens’ı anarak devletin vatandaşlarını, sermaye gruplarının tüketicileri sistemli bir şekilde gözetlemelerine postmodern toplumlarda bireylerin birbirlerini sürekli gözetlemesi olgusu ekleniyor. Yüzyüze dedikodunun yerini elektronik ortamda dedikodu alıyor, elektronik sosyal ağlar bir tür “mahalle” kültürü yaratıyor (Şerif Mardin’i hatırlarsak mahalleyi kuran ‘göz’dür), internet kullanıcıları birer “röntgenci”ye dönüşüyor (Niedzviecki, Dikizleme Günlüğü adlı kitabında buna ayrıntılı olarak değiniyor). Dijital medya kullanıcıları, çeşitli bilgisayar uygulamaları aracılığıyla eşzamanlı olarak birbirlerinin nerede, ne yaptıklarından kolayca haberdar oluyor ve bu durum özellikle mahrem ilişkilerde önemli değişimlere ve birtakım toplumsal sorunlara yol açabiliyor. Modernleşmeyle birlikte romantik ilişkinin yerini plastik cinsellik ve saf ilişki kavramının aldığını savunan Giddens’a göre saf ilişkinin şartlarından biri de ilişki kuran kişilerin ilişkinin sürmesi için yeterli doyumu türetip türetmediğini görmek üzere ilişkilerini sürekli olarak gözetlemesi (Giddens, 2008:283). İşte dijital iletişim araçları da birçok farklı işlevinin yanısıra ilişkilerde gözetleme aracı olarak da kullanılıyor. ‘Takip etme’ ve ‘takip edilme’ mantığı üzerine kurulu sosyal ağlar ve her an ulaşılabilir olmayı vaad eden cep telefonlarıyla gözetlemek, günlük bir alışkanlık haline geliyor, sıradanlaşıyor, meşrulaşıyor. Özellikle sosyal ilişkilerini ağırlıklı olarak sosyal ağlar üzerinden yürüten dijital doğanlar kuşağı, birbirlerini daha çok gözetler ve denetler hale geliyor. Cep telefonu ve içindeki uygulamalarla her an ucuza ulaşılabiliyor olmak, sevgilini cebinde taşıyormuş duygusuna kapılmak, sosyal ağlarda sevgilinin/eşinin paylaşımlarına kafa yormak, lokasyon bazlı uygulamalarla gün içinde nerelere gittiğini takip etmek vb. birçok eylem, mahrem ilişkilerimizi etkiliyor, karşılıklı güveni sarsıyor, ilişkinin yönünü değiştirebiliyor, kimi zaman sonlanmasına yol açıyor. Gözetim bireyselleşiyor, normalleşiyor. Gözetim dijital şiddeti beraberinde getiriyor. Toplumsal şiddetin ve özellikle toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan kadınlara yönelik şiddetin yoğun olduğu Türkiye’de fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik vb. şiddet türlerine dijital şiddetin de eklendiğini gözlemliyoruz. Görüşmecilerin çoğunluğu ilişkide oldukları kişilerin sosyal medya hesaplarını düzenli olarak kontrol ettiklerini itiraf ediyorlar. Çiftler birbirlerinin e-posta ve sosyal medya hesaplarına ait kişisel şifrelerini birbirleriyle paylaşıyorlar, ve bunun “sadakat” göstergesi olduğunu düşünüyorlar, birbirlerinin profillerini sürekli gözetliyorlar, Facebook’ta ilişkisi var durumunun işaretlenmesini hatta isimlerinin yazılmasını talep ediyorlar ve bunu ilişkilerinin resmileşmesi ve güvencesi olarak görüyorlar (bir öğrencimin deyimiyle böylelikle kız arkadaşımı kızlar da erkekler de rahatsız edemez artık), birbirlerinin paylaşımlarına ve sosyal çevrelerine sıkça müdahale ediyorlar (neden bu kızı ekledin? Fotoğrafının altına yorum yazan çocuk nereden arkadaşın?), bazen de doğrudan eğer şifre ellerinde varsa gönderileri ya da kişileri siliyorlar, sosyal medya hesaplarını kapamaya zorluyorlar, bir bildiri paylaşmadan önce sevgilim ne düşünür diye düşünüyorlar (içselleştirilmiş şiddet), özellikle fotoğraf paylaşımı ilişkilerde sıkıntı yaratabiliyor (bir görüşmeci şöyle diyor:”Kız arkadaşımın Facebook’a sürekli fotoğraf koymasını istemem, kendini sergilemesi hoşuma gitmez”), cep telefonları ve Foursquare, Badoo, Sonar ya da Facebook Places gibi yer bildirimi uygulamalarıyla birbirlerinin her an nerede olduklarını gözetleyip hesap sorabiliyorlar. Çevrimiçi eylemler, çevrimdışı psikolojik, sözel ve duygusal şiddete kolaylıkla dönüşebiliyor. Benim araştırma sırasında gözlemlediğim en önemli bulgulardan biri çiftlerin bu saydığımız eylemleri son derece doğal karşılamaları, ilişkide sorunlar yaratsa bile sevgilileri “abartmadığı” sürece gözetlenmekten çok da rahatsız olmadıkları, hatta partnerleri tarafından gözetlendikçe, kıskanıldıkça kendilerini değerli bulmaları. Bu duygunun özellikle dijital doğanlarda daha yaygın olduğunu söylemek mümkün. Dijital şiddete uğradığını fark eden birey ne yapıyor? Hiç ilişkisi olmayan biri tarafından şiddet görüyorsa onu bloklama, silerek kurtulma şansına sahip. Süregiden bir ilişki içerisinde ise çiftler genellikle çeşitli tartışmalardan sonra ya hesaplarını kapatma yolunu seçiyorlar (bir görüşmeci “Daha fazla kavga etmemek için ikimiz de Facebook hesabımızı kapadık”, bir başka görüşmeci “Altı yıllık bir ilişkim var. Eğer onu Facebook’ta eklersem ilişkimiz bitebilir”diyor) ya ne paylaşacaklarını tartışarak ortak bir sosyal medya stratejisi belirliyorlar, ortak hesap açıyorlar, gizlilik ayarlarıyla profillerini birbirlerine sınırlandırabiliyorlar, başka hesaplar açıyorlar, ilişkileri kopma noktasına geldiğinde birbirlerini silebiliyor ya da ilişkisi yok durumuna çeviriyorlar ki bu da ilişkinin bittiği anlamına geliyor, ya da bazı çiftler sosyal medyanın kamusal bir alan olduğunu ve özel meselelerini burada paylaşmamaları gerektiğini düşünerek (çoğu zaman da aile baskısı nedeniyle) sosyal ağlar yerine ilişkilerinde cep telefonu, msn ve whatsup gibi ucuz sohbet programlarını birincil araçlar olarak seferber ediyorlar.










