1983’den beri kapalı olan, birçoklarınca gösterişli imparatorluk yapısı diye nitelendirilen bu hazine, kazı ve restorasyon çalışmaları sürmesine karşın, yeniden ziyarete açılmıştır. Colle Oppio yamaçlarındaki Domus Aurea’ya (Altın Ev) bu adın verilmesinin nedeni, dekorasyonunda kullanılan altın varaklardır.
Neron’un zevk konağı olarak yaptırdığı bu bina büyük bir kompleksti. Neron aşağı vadideki yapay gölü, Palatino Tepesi’ndeki eski imparatorluk konutlarıyla bağlantı için oluşturmuştu. Flaviuslar’ın ilki Vespasianus İS 69’da tahta çıkıp gölün bulunduğu yere Kolezyum’u yaptırdığında geniş arazinin bir bölümü de tahrip edilmiş oldu.
Bundan yarım yüzyıl sonra ise Traianus yarım kalan bu işi tamamladı ve değerli malzemelerle heykelleri sistemli şekilde ortadan kaldırdı. Bu heykellerin arasında “Can Çekişen Galyalı” ve “Laocoön” gibi bazı ünlü parçaların bulunması da olasıdır. Traianus muazzam destek duvarları inşa ettirmiş ve kendi imparatorluk hamamı için temel oluşturmak amacıyla boşluklara da moloz doldurtmuştu. Ancak Traianus’un, Neron’un bıraktığı tüm izleri silme girişimleri geri tepmiş ve Traianus, farkına varmadan, yüzyıllar boyunca Domus Aurea’nın korunabilmesi için gerekli koşulları kendi elleriyle yaratmıştır.
Domus Aurea’nın varlığı zaten bilinmekteydi fakat Rönesans döneminde hamamların bir bölümü çökünce burası yeniden keşfedildi. Michelangelo, Raffaello ve Pinturicchio gibi ünlü sanatçılar, yüksek tavanlı odaların üst kısımlarındaki olağanüstü süslemeleri incelemek üzere bu mağara benzeri yerleri gezdiler (hatta buralara imzalarını bıraktılar). Rönesans sanatçıları da, muhtemelen Romalı ünlü sanatçı Fabullus’un, kanatlı yaratıklar, ejderhalar, çiçek ve yaprak gibi fantastik motiflerini kopyalamışlar ve “yeni” bir sanat türü yaratmışlardı. Bu “groteks” motifler Vatikan Revakları ve Villa Farnesina gibi yapıları süslemede kullanılmıştı. O zamanlar hatalı bir şekilde Titus Hamamları olarak adlandırılan harabeleri, 18. yüzyılda birçok sanatçı gezmiş ve birinci yüzyıla ait bu sanat türünün günümüzde anlaşılabilmesi için büyük önem taşıyan gravürleri yapmışlardı.
Bu yeraltı yapısının, Neron’un ünlü arazisinin parçası olduğu çok daha sonra belirlenmiştir. Arkeologlar, kazılarda 150’ye yakın odayı gün ışığına çıkarmış, şu an ise 30 kadarı ziyarete açılmıştır.
Yazın buraya gelirken yanınızda kazak getirmeyi ihmal etmeyin çünkü içeride ısı birdenbire düşüyor.
Doğal olarak Domus Aurea bugün, renkli mermerlerin, süslü kaplamaların ve altın varakların bir renk cümbüşü oluşturduğu eski halinin yalnızca bir gölgesi olarak varlığını sürdürüyor.
Bir başka büyük çaplı değişiklik de Roma İmparatorluğu döneminde sarayın geniş güney cephesine bakan terasların tümünün Traianus tarafından kapatılması olmuştu. Buranın karşı konulamaz güzellikte olduğunu yapacağınız 15 dakikalık turda siz de anlayacaksınız.
Saraya Traianus’un muazzam galerilerinden birinden giriliyor. Tur Oda 35 ten başlayıp doğu yönüne ilerliyor. Oda 44 ve 45 en önemli bölümler arasında. Burada bir nymphaeum (nilüfer havuzu) var: Küçük bir mağaraya benzetilmiş bu alanda çeşmeye ait kalıntılara rastlayacaksınız ve karşınıza Polyphemus (Kyklop/Tepegöz) ile Ulysses’in resmedildiği mozaik süslemeler çıkacak. Oda 70’de ve 79’da bazı Rönesans ustalarının da burayı gezerken üstüne imzalarını attıkları renkli duvar süslemelerini görebilirsiniz. Altın Kemerli Oda olan Oda 80’i gezecek olanlar, Neron döneminde buradaki pencereden dışarı bakıyor olsalardı, beş ayrı yönü olan avluyu ve bunun ötesinde de yapay gölüyle birlikte uzanan vadiyi görebilirlerdi. Yapay göl daha sonra Colosseum’un inşası sırasında kurutuldu.
Bütün bu odalar şimdi yerin altında olsa da Neron döneminde buralara güneş ışığı dolduğunu ve birçoğunun muhteşem manzaraları olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Oda 123 ve 125’te Roma mimarisindeki çapraz tonozların ilk örneklerine rastlanmaktadır. Oda 128 in ise, Suetonius’un yazdığı ünlü dönen yemek salonuyla aynı oda olma olasılığı yüksektir.