VATİKAN
Ekspress İtalya Turumuzun ikinci gününde uğrayacağımız noktalardan biri olan Vatikan’a, diğer gezi noktalarının bitiminde akşam üzeri giriş yapabildik. Vatikan denildiğinde akla gelen her zamanki gibi Papalık ve Katolik Mezhebi oluyor. Peki Vatikan sadece bunlardan ibaret mi? Gezi kısmına değinmeden önce kısa bir Vatikan tarihinden bahsetmem gerekiyor ki, gezerken nereyi gezdiğinizi az buçuk hissedin.
VATİKAN TARİHİ:
İtalyan tarihine baktığımızda din ve devlet işlerinin kimi zaman ayrı, kimi zaman birleşik şekilde tarih içerisinde değiştiğini görebiliyoruz. Tarihler 1920′leri gösterdiğinde Katolik kilisesi elinde bulundurduğu gücü istediği gibi kullanamamaya başlar. O sıralarda devlet işleri de bir türlü yolunda gitmez. Halkı bir türlü arkasına alarak devlet bilincini kendi istediği şekle sokamayan Mussolini, 1929 yılında hayalindeki faşist devleti kurmak için Laterna Sarayı’nda Papalık ile aynı masaya oturur. Buradaki amacı, halkın değer verdiği din olgusuna saygı ile yaklaşma imajı ve bu imajın kendisine getireceği destekti... Masaya oturan Mussolini, dönemin Papası Pius’un önünde eğilerek hem çıplak ayaklarını, hem de elini öperek Katolik Kilisesini önemsemiş oldu. Bunun neticesinde de Papa, kendisini kutsayarak kutsal bir diktatör ilan etti. Tabii bu aşamada zor günler geçiren Papalık, o masadan eli boş dönecek değildi. Karşılıklı yapılan anlaşmalar neticesinde Mussolini, Roma’da Katolik Kilisesi’ne ait bir devlet kurulmasına izin vermiş oldu. Artık Roma içerisinde ayrı bir devlet yer almaktaydı. Bu izin verilirken de Mussolini’nin bir koşulu mevcuttu, yeni devletin dini İtalyanca olarak kalacaktı! Evet, her ne kadar ülke içinde ülke kurulmasına izin vermiş olsa da, kendi değerleri ve dilinden vazgeçmeyerek yine de bir milliyetçilik sergilemiş oluyordu. Ve Vatikan bu şekilde kurulmuş, Katolik mezhebine ait kutsal bir ülke haline gelmiş oldu...
VATİKAN’A ULAŞIM:
Roma içerisinde yer alan bu ülkeye ulaşım oldukça basit. Yürüyerek bile Roma merkezden rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Hatta vaktiniz varsa Tiber nehri kıyısından keyifli bir yürüyüş en ideal yöntem olacaktır. Vatikan girişinde ufak bir yokuş mevcut. Yürüyecek arkadaşlar bu yokuş haricinde rahatça ulaşım sağlayacaktır.
Metro ile ulaşım: Kırmızı Hat Roma Metrosu, yani Line A ‘ya Batitstini yönünde biniş sağladığınızda San Pietro durağında inerek Vatikan’a giriş yapabilirsiniz.
VATİKAN’A GİRİŞ:
Vatikan’a giriş ücretsiz ve kontrolsüz bir biçimde sağlanmakta. Kontrolsüz dediysem bodoslama değil tabii ki. Her yerde polis yer almakta ama ne kimlik ne de farklı bir kontrolden geçiyorsunuz. Sakin biçimde ilerleyerek bu küçük ülkeye giriş yapıyor, aslında ülkeden çok Roma’nın farklı bir mahallesine girmiş gibi hissediyorsunuz. Vatikan’ın içerisine yani St. Petrus Bazilikası’na girişte ise bazı temel kurallar var ve bu kurallara kesinlikle uyulması gerekmekte. Peki nedir bu kurallar? Aslında bizim Sultan Ahmet Camii’ine girişimizdeki gibi kadınlarda şort, askılı, omuz veya bacak açıklığı vs yasak. Erkeklerde ise şortla içeri girmek yasak. Yaz aylarında gezecek arkadaşlar bu kurallara dikkat etmeliler. Kıyafet haricinde ise aşırı kaba çanta ve tripod benzeri aletlerle içeri girilemiyor. Bunları emanet kısmına bırakmanız lazım. Bir de atlanmaması gereken nokta açılış ve kapanış saatleri. Nisan-Eylül Arası 07:00-19:00, Ekim-Mart arası 07:00-18:00 saatleri arası açık olan bir yer. Bu yüzden “Aman tüm gün gezelim akşam gireriz nasılsa” demeyin. Tamam, gündüz aşırı sıra oluyor bu yüzden öğlen saatlerinde de gitmenizi asla önermem. Buraya giriş için en ideal saat 16:00/17:00 arası diyebilirim. Çünkü hem yoğunluk azalmış oluyor hem de, kapılardan girişte güneşin altında deli sürelere beklemiş olmuyorsunuz.
VATİKAN’DA NEREYİ GEZMELİYİZ?
Vatikan, Bernini tarafından tasarlanan Vatikan’ın dış duvarları sizleri direkt büyüleyecek mekanlardan birisi. Duvarladan içeri adım atarak St. Pietro meydanına girdikten sonra sizin Vatikan serüveniniz başıyor. Alanda genel olarak sandalyelerden kurulu bir kısım göreceksiniz. Burası her hafta Papa’nın katılımıyla gerçekleştirilen ayinin yapıldığı kısım. Bu kısım tekrar kur kaldır olmasın diye genellikle hazır biçimde bırakılıyor.
St. Pietro meydanına girdiğinizde karşınızda sadece St. Petrus Bazilikasını göreceksiniz. Bu Bazilika’nın üzerinde Hz İsa ve havarilerinin heykeli, bazilikanın sağ ve sol yanlarında ise Pietro ve Petrus’un heykelleri yer almakta. Aziz Petrus’un çarmıha gerildiği noktada inşa edilen bazilikanın kubbe kısmı Michelangelo’ya ait. Ahir zamanda dünyaya tekrar geleceği ve cennetin anahtarını elinde bulundurarak daha sonradan dünyaya geri gelecek Hz. İsa’ya bu anahtarı teslim edeceğine inanıldığı için, bina üzerinde bunu tasvir eden anahtarı elinde bulundurduğu heykeli görebilirsiniz. Vatikan içerisinde tabii ki sadece bu bazilika yok. Bazilikanın arka tarafında yer alan bahçe içerisinde ise hem Vatikan Müzesi hem de Sistina Şapeli yer almakta. Tüm bunları gezmek istiyorsanız, müze kısmına ücret ödeyerek giriş yapabilirsiniz. Bu kısımda, Bazilikanın tepesinde yer alan kubbeye çıkma fırsatı da sizlere sunuluyor. Vaktiniz varsa kubbeye çıkın ve tüm alanı en tepeden görme fırsatına erişin. Müze biletlerini ister kapıdan, isterseniz internetten almanız mümkün. İnternetten alırsanız içeri girişiniz daha hızlı olacaktır. Fakat şunu da hatırlatmakta fayda var, müze kısmı öyle yarım saatte gezilerek bitirilecek bir yer değil. Oldukça büyük ve geniş bir alana sahip. Bu yüzden en az 4-5 saatinizi ayırmanız gerekecektir. Bunu göze alarak girin. Vaktiniz yoksa ödeyeceğiniz ücrete yazık olur. ETS ile gidecek misafirler, eğer tur dahilindeki ekstra Vatikan gezisini alırsanız müze kısmına giremeyeceğinizi baştan bilin. Bu gezi sadece St. Petrus Bazilikası ve St. Pietro meydanını kapsamakta. Vatikan müzesi aşırı vakit alan bir yer olduğu için tur dahilinde oraya girilmiyor. Burayı gezmek niyetindeyseniz, ekstra turlar yerine harici olarak turdan ayrılarak bir gününüzü buraya harcamanız gerekir. Bilginiz olsun...
ST. PETRUS BAZİLİKASI:
Yapımında Michelangelo, Raphael gibi ustaların da dokunuşu bulunan bu bazilikaya giriş yaptıktan sonra merdivenleri tırmanarak devasa kapılarına ulaşıyorsunuz. Kapı girişinde karşınıza pek çok ahşap vari kapı çıkacak. Bunlardan biri giriş diğeri çıkış için açılırken, bir diğeri ise daima kapalı halde durmakta. İşte bu kapı, her 25 yılda bir açılan ve dünya üzerindeki katoliklerin “İnanç Jübilesi” olarak adlandırdığı kutsanma kapısı. Her 25 yılda bir dönemin papası bu kapıyı bir yıllığına açar ve katolikler bu kapıdan girerek hem günahlarından arınmış hem de bir nevi hacı olmuş sayılır. Bu nedenle kapalı kapıyı, yani inanç kapısını mutlaka gözlemleyin. Kapıları geçip içeriye adım attığınızda büyüleneceksiniz. Çünkü karşınızdaki yapı devasa bir kiliseden ibaret değil. Tam tersine içindeki yaldız ve altın işlemelerle sizleri hayrete düşürecek güzellikte. İçeri girdiğinizde hemen sağ tarafınızda çoğunlukla herkesin ilk önce yöneldiği bir yer göreceksiniz. Bu, Michelangelo’nun Davud ile birlikte en ünlü eseri olarak kabul edilen La Pieta heykeli (yukarıdaki fotoğrafta görebilirsiniz). Burada çarmıhtan indirilen Hz. İsa’nın, Hz. Meryem’in kucağında oluşunu görüyoruz. Şimdi soracaksınız “Bu heykelin diğerlerinden farkı ne?” Farkı, Michelangelo’nun tüm eserleri arasında sadece buna imzasını atmış olması. Evet, üzerinde kendisinin imzası yer alan tek eseri Pieta’dır. 18. yy’da buraya yerleştirilen heykel, bugün bile ziyaretçilerin Vatikan içerisinde koşarak baktıkları en ünlü eser olma özelliğini taşıyor.
Bazilika içerisinde hem sağ hem de sol kolonlar etrafında türlü heykeller göreceksiniz. Kimi Hz. İsa’yı tasvir ederken, kimi de önceki Papaları birere anlam içerisinde bizlere göstermekte. Sağ kolondan devam ettiğimizde karşımıza dua edilen bir alan çıkacak. Alanda, insanların karşısında diz çökerek dua ettiği duvarın içerisinde bir silüet göze çarpacak. O silüet, katolikler arasında aşırı sempati toplayan ve Türkiye’ye olan ilgisinden dolayı da “Türk Papa” olarak anılan Papa 23’üncü Johannes’in mumyalanmış naaşı. İnsanlar bu naaş karşısına geçerek kendisine dua etmekte. Bu görüntüyle ilk karşılaştığınızda sizlere garip gelebilir ama adamlar hem saygı hem de yaklaşım olarak gerçekten ilgi ve alakalı davranıyorlar. Hatta dua etmeyecekseniz, bu alana girerek insanları rahatsız etmemeniz için görevliler bile mevcut.
Vatikan’ı gezerken dikkatinizi çekecek bir diğer unsur ise tuhaf giyimli askerler. Bu gördüğünüz tuhaf giyimli askerler, aslında İsviçreli Muhafızlar’ın ta kendisi. “İyi de İsviçre ile Vatikan” ne alaka diyecekseniz hemen anlatalım. Tarihler 1505 yılını gösterdiğinde Papa II. Julius İsviçre’den kendisini koruması üzerine bir askeri birlik istemektedir. İsviçre’de bu isteği geri çevirmez ve 150 askerini Papalığın hizmetine sunar. İsviçreli askerlerin parayla satın alınamaması, kendilerini ölümüne işine adamaları, gerektiğinde Papa için sorgusuz canlarını vermeye hazır olmaları vb nedenlerden ötürü Papalık tarafından devletin resmi koruması olarak atanırlar. Tabii ki tek koruma kendileri değil. Yine Vatikan’ın kendi jandarma birliği ve Roma polisinden de takviye birliği mevcut. İsveçli askerlerin bu ilginç kıyafetinin temeli ise Raphael’in tasarımlarından gelmekte. Rönesans’ın büyük ustasından esinlenilen kıyafet, günümüzde halen aktif olarak kullanılmakta.











