“Ölüm müydü bizi ayıran,
yoksa içimde artık hissetmediğim sevgi mi?”
Belki de olması gereken en doğru şeydi artık birbirimize ait olmamamız…
Ama doğru ya, sen zaten hiçbir zaman bana ait olmamıştın.
Seni yıllar sonra ilk kez gördüğüm günü hatırlıyorum.
Bir bankta oturuyordun, müzik dinliyordun.
Üzerinde siyah bir sweatshirt vardı, mutsuz görünüyordun.
Gözlerin kıpkırmızıydı, belli ki yine ağlamıştın.
Ellerin, hep olduğu gibi yara içindeydi ve sen onları çocukça bir çabayla saklamaya çalışıyordun.
Gözyaşlarını silip kulaklığını çıkardın.
Dizlerini kendine çekmiş, okyanusu izliyordun.
Hissizdin ama düşüncelerin çok derindi.
Ne düşündüğünü belki kimse anlayamazdı,
ama ben anlardım…
çünkü bu hayatta seni en çok ben tanırdım.
Başını yavaşça kaldırdın,
eskiden yıldızlarla yarışan o gözlerinle gökyüzüne baktın.
Artık onlardan nefret ediyordun.
Çünkü parlamıyorlardı senin için…
Tıpkı senin gibi, onlar da ışıklarını kaybetmişti.
Kızgındın…
Her şeye.
Ama en çok da ona.
Çünkü seni en mutlu gününde terk etmişti.
Hep kendini suçluyordun gidişi için.
Gerçeği duymak istemiyordun…
Çünkü o zaman artık dayanacak gücün kalmazdı.
Bazen soruyordun kendine:
“Neden hâlâ hayattayım?”
“Neden ben de onun gibi gitmiyorum?”
Ama yapamazdın.
Çünkü ona bir söz vermiştin.
Her ne olursa olsun, yaşamaya devam edeceğine dair…
Çok özlüyordun onu.
O kadar çok ki, için parçalanıyordu.
Ama biliyordun bir gün…
Bir gün bu özlem bitecek.
Ona kavuştuğunda, her şeyin sonu gelecek.
Ama aynı zamanda…
O tarafta sizin için yepyeni bir başlangıç başlayacaktı.
starboundsouls









