Zamanla susuyor!
Sonra
Haline kılıf giydiriyor.
Sen de kalkıp diyemiyorsun
çok çirkinsin diye..
seen from United States

seen from United States
seen from Italy
seen from United States
seen from United States
seen from Malaysia
seen from Mexico

seen from United States
seen from Canada

seen from Netherlands

seen from Netherlands
seen from Japan

seen from Kazakhstan
seen from United States
seen from China

seen from United States
seen from Canada
seen from United States
seen from China
seen from Russia
Zamanla susuyor!
Sonra
Haline kılıf giydiriyor.
Sen de kalkıp diyemiyorsun
çok çirkinsin diye..
Ne kadar uyduruk? Bu kadar uyduruk!// flimsy focaccia for dinner 😜#uyduruk #norecipe #bidahakinedahaçoksoğan #dinner #onthecounter (at Istanbul, Turkey)
Evet evet şimdi hazırım “Bisiklet” adlı hikaye uydurmaya.. Ne de olsa tüm hikayeler uydurma değil mi aslında…………
Kekin kendisiden çok, Deniz’in ‘ne güzel görünüyor yaa’ demesi ve soğumasını bekleyemeden mideye indirmesini seviyorum. Ayvalık sepet, biberiye, yoğurt, zeytinyağı, siyez unu... çok lezzetli olmuş, haklı! // 5 min to prep, 40 to cook, 10 to eat! Einkorn flour, rosemary, mature Ayvalık local cheese -sepet peyniri- olive oil, yogurt. Deniz is having his 3rd slice just as I write this! #kek #uyduruk #norecipe #sunday #istanbul #pazar #foodphoto #tuzlukekbüyüktürtatlıkek #bittiayol (at Istanbul, Turkey)
Sitemize "Son dakika : Ajax, Lyon'u sahadan sildi! Büyük fark!" konusu eklenmiştir. Detaylar için ziyaret ediniz.
UYDURUK PENALTI TUTMAYINCA… Samsun Haber, Son Dakika Samsun Yerel Haberleri
UYDURUK PENALTI TUTMAYINCA…
http://www.samsunyerelhaber.com/uyduruk-penalti-tutmayinca-h55036.html
UYDURUK PENALTI TUTMAYINCA…
Maç haftalarının değişmez gerçeğidir; hafta içi yorumlara ve değerlendirmelere doksan dakika sonunda oyuncuların nokta koyması…Samsunsporlu futbolcular, belki de hiç birimizin beklemediği 4-0 gibi farklı bir skorla son sözlerini söylediler.
Rakip; ligin en az gol yiyen ve 10 hafta yenilmezlik unvanlı takımı Giresunspor olunca ister istemez bir tedirginlik oluyor. Seri yakalama adına elbette bu tedirginlik; yoksa ligde kolay maçın olmadığı hepimizce malum…
İlk yarı; tipik orta saha mücadelesi şeklinde takımların birbirlerini ’tartmasıyla’ geçti. Futbolun pozitif yüzünü maalesef göremedik. Yarının tek gol pozisyonu ise gol ile sonuçlandı. Sahamızdan süratli çıktığımız 35.dakikada Murat Akyüz’ün ‘al da at’ şeklindeki ortası Mbilla ile buluşunca soyunma odasına 1-0 önde gittik.
İlk yarı futbol adına olmayan ne varsa 2.yarıda sahada o vardı. Tempo, kale önü zenginliği, gol pozisyonu… Her iki takım da istekliydi, her iki takım da üretkendi. Öyle ki ilk 8 dakikada 4 net pozisyon izledik…
72.dakikaya her şey normal ve oyun dengede gidiyordu. Hakem Çağatay Şahan ortaya bir çıktı pir çıktı… Sahalarda ender görülebilecek öylesine uyduruk bir penaltıya imza attı ki tek kelimeyle şok olduk… Ergün Çakır haksız penaltıyı dışarı atmasaydı maç gidebilirdi de…
77. dakikada ise Giresunspor kalecisi Eser Altın ‘aldı sazı eline’. Çok rahat bir şekilde topu almışken, kendisi gibi ekmeğini futboldan çıkartan birinin kafa kısmına kramponuyla vurması anlaşılabilir mi? Bu nasıl bir konsantrasyon bu nasıl bir psikolojidir böyle?
Bu sorumsuz hareketi sonrası hem penaltıya sebep oldu, hem de takımını 10 kişi bıraktı. Kazanılan penaltıyı Ofoedu 81.dakikada gole çevirince fark ikiye çıktı. 84’de kullanılan serbest vuruşa iyi yükselen Sezer Özmen farkı üçe, 88’de ise Musa Aydın’ın pasını ağlarla buluşturan Ofoedu farkı dörde çıkarttı…
Büyük Samsunspor taraftarının deplasmanlarda yaptığı 55.dakika şovlarını kanıksadık artık, yine mükemmeldiler… Umut ediyorum ki aynı renkli görüntüyü; kendi sahamızda oynayacağımız Albimo Alanyaspor karşılaşmasında 19 Mayıs Stadı’nın tribünlerinde de izleriz…
Kaynak : samsunpostası
hırsız
hırsızlık, criminal tiplerin bile saygıdeğer bulmadığı bir kanunsuzluk halidir. çok fazla zeka gerektirmez, "neden yaptım?" sorusunu namus kavramıyla açıklayamazsın. genellikle açgözlülüğün bir sonucudur ve bu da suçluyu basit kılar. fakat suç dünyasına henüz adım atmış tipler damgalanmaktan zevk alacağından itin ayağını taştan esirgemezler. çıktıkları yolda her basamağın hakkını vermek boyunlarının borcudur. peki ya tımarhanelik bir deliysen hangi yolda ilerlersin?
bizim mahallede pek fazla gürültü patırtı kopmaz. insanlar robotik hareketlerle günlük rutinlerini halleder, akşam olduğunda güneşliklerini çekmeden ışığı yakar, dev ekranlarında dizilerini izler, erkenden yataklarına giderler. sorunlarını sessizce çözerler, kimse kimsenin derdinden tasasından haberdar olmaz. mahalledeki hanımların ikindi çayları düzenlemeyişi de bunda bir etken olabilir, özetle kol kırılır yen içinde kalır. ve böylece biz nereden bilecektik ki remzi bey in kafayı yediğini?
remzi bey mahallenin en efendi adamı. henüz kırk yaşlarında. kendisinden on yaş küçük bir kadınla evli. akşam eve gelip kanepede uyumayı isteyecek türde birisi, fakat fazlaca nazik olduğundan istirahatte geçirebileceği saatleri genellikle karısının arzusuna göre programlıyor. çocuğu yok. karısının saçındaki fönün tonundan anladığım kadarıyla evde her konuda onun sözü geçiyor. çocuk isterse olur, istemezse olmaz. hatta bir ara remzi bey eşinin afrika dan evlat edinmek istediğini, fakat bunun geçici bir heves olduğunu bildiğinden kendisinin kabul etmediğini, zavallı çocuğun evlerindeki durumunun da afrika dakinden pek farklı olamayacağını bildiğinden bahsetmişti. benim buradan çıkardığım sonuç adamcağızın günde üç öğün makarna yemek zorunda kaldığıydı, ama yanılmışım, remzi bey iflasın eşiğindeymiş. borç batağında kıvranmaktaymış. karısının solaryum masrafından tasarruf etmek ve biraz kafasını dinleyebilmek için onu adana daki ailesinin yanına göndermeye çalışmış ama başaramamış. tabi biz bunlardan, remzi bey in jelibon kamyonunu soymaya çalışacak kadar aklını yitirmesinden sonra haberdar olduk.
bazen hiç olmadığın kadar umutsuzluğa düşersin. çaren yoktur. ama gerçekten çaresizsindir. kocaman bir sıfırdan ibaret hale gelirsin. sana kalan tek seçenekse yapılmaması gerekeni yapıp tünelin ucunu görmeye çalışmaktır. şerle çıktığın yolun sonunda hayra ulaşamazsın, ve elbette normal düşünemiyorsan hiçbiri kayda değer değildir. remzi bey in durumu da işte tam olarak buymuş, sonradan öğrendik. içinde bulunduğu durumdan haberdar olan karısının geri basmayıp iyice ortalığı germesinin ardından "ne yapayım, çalayım mı, çırpayım mı?" diye bağırıp kendi elleriyle kendisini boğmaya çalışmış, karısının "ben anlamam! gerekiyorsa çalacaksın! her şeyi batıran sensin, düzeltmek de senin görevin!" deyince adamın zembereği iyice atmış, eline aldığı maket bıçağıyla sokağa fırlamış. markete teslimat yapan jelibon kamyonunu takip etmiş, tenhada kıstırıp jelibonlara el koymaya çalışmış, kamyon şoförü gülmekten kendini alamamış, "al hepsi senin olsun" deyip, maket bıçağının yaydığı gerilimin etkisiyle kahkaha atarak her ihtimale karşı oradan uzaklaşmış.
remzi bey in yargılanıp hapisaneyi boylaması uzun sürmedi. zavallı adam orada da saygı görmemiş. aksini kimse beklemiyordu tabi. zaten kısa süre sonra da akıl sağlığının yerinde olmadığına kanaat getirildiğinden tımarhaneye yatırılmış. "ben deli değilim" şeklinde itiraz etmiyormuş kesinlikle. deli olmaktan memnunmuş. "sonunda kafam rahat" demeye başlamış biraz aklı başına geldikten sonra. son tahlilde remzi bey ne kaliteli bir suçlu, ne karizmatik bir deli olamamış. remzi bey iyi bir insanmış. tek suçu da buymuş.