solculuk yürekten gelir, devrim kandan doğar.

Kiana Khansmith
Claire Keane

Love Begins
hello vonnie
Xuebing Du
Misplaced Lens Cap
we're not kids anymore.

shark vs the universe

No title available
Monterey Bay Aquarium
trying on a metaphor
Cosmic Funnies
Cosimo Galluzzi
Lint Roller? I Barely Know Her
One Nice Bug Per Day
cherry valley forever

★
tumblr dot com

PR's Tumblrdome
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
seen from Indonesia

seen from Singapore
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from France
seen from Italy
seen from United States

seen from Germany
seen from Netherlands
seen from Iraq

seen from Slovakia

seen from United States

seen from China
seen from United States
seen from United States

seen from Poland
seen from Netherlands

seen from Malaysia

seen from United States
@vnsvi
solculuk yürekten gelir, devrim kandan doğar.
kalabalığın ortasında duyduğun bir melodi, seni yıllar öncesine götürür; herkes yürümeye devam ederken sen bir anının içinde kaybolursun.
kırmızı zambağı gördüm bugün,
senin bıraktığın yerde değil—
ama tam da sustuğumuz anın içinde.
kokusu yoktu,
çünkü bazı çiçekler
senin dediğin gibi
kokularını değil, eksik kalan vedaları taşır.
ben o vedayı içimde büyüttüm.
toprağa değil, zamana gömdüm seni;
ne çürüdün
ne de tamamen kaldın.
aramızdaki o ince cam
bir gün kırılır sandım—
meğer biz
iki ayrı aynada çoğalan
aynı uzaklıkmışız.
sen zambağı başucuma bıraktın,
ben gölgeni kalbime.
yarısı senin, yarısı yokluğun—
ikisi de aynı kadar ağır.
şimdi biri sorarsa
“bitti mi?” diye,
susarım.
çünkü bazı hikâyeler
ölmez—
sadece kendine
ulaşamaz.
başımın içindeki sancı seslerden mi doğdu, yoksa dünyadan mı; ayırt edemiyorum.
kırmızı zambak.
terk edilmiş tutkuları, alev alev yanan ruhların bağlılığın küle dönüşmesi. çiçeğin rengi kandır, imkansız olanın peşinden harcanmış ömrün sessiz çığlığıdır.
kırmızı zambak; içten içe biten hikayeyi kulağına fısıldar.
aramızdaki mesafe bir cam kadar ince, bir mezar kadar derin. kırmızı zambaklar önümde açsa da, gözlerim aynadaki o uzak hayalin kokusuna tutsak.
derdi çiçek açanlar, sevdiklerini toprakta değil, kokuların izinde bulurlarmış. bir zambak bıraktım başucuna; yarısı ölüm, yarısı sonsuz sevgim.
bazı çiçekler kokularını değil, yaşayamadıkları mevsimlerin yasını bırakırlar toprağa.
kırmızı zambak şimdi o toprağın üstünde, vaktinden önce koparılmış bir yemin gibi duruyor. rengi ne kadar canlıysa, hikayesi o kadar yarım. ne tamamen solabiliyor ne de bir daha eskisi gibi açabiliyor. sadece bekliyor; yarım kalan o sonsuzluğun, bir gün başka bir boyutta tamamlanacağı o imkansız anı bekliyor.
kasırgalardır denizimi mahv eden, ruhumdur cehennemime hûn eken; benliğimdir karanlıkta çürüyen. ve gecedir, içimdeki harabeyi sessizce örten.
Моё тело принадлежит огню, моя душа — аду.
sen dokunulmayacak kadar temizsin,
ben ise sana değdiği an çoğalan bir günah.
sana yaklaşınca içimdeki karanlık konuşuyor,
uzaklaşınca yokluğun.
gözlerin huzuru hatırlatıyor bana,
ben ise huzuru en son hangi gecede kaybettim, bilmiyorum.
belki mesele aşk değil;
belki ben,
ilk kez cennete benzeyen bir şeye
bu kadar yakınım.
lanet bir gece, takvimde işaretli lanet bir gün.
sen bir zambaksın,
gecenin en sessiz yerinde açan
dokunulsa incinecek kadar narin,
ama bakınca insanı susturacak kadar derin
ben o zambağı koruyan hançerim,
parlaklığım senden değil,
sana doğrulmuş tüm karanlıklardan
geri çevirdiğim gölgelerden
iki ruhuz,
aynı hikâyeye düşmüş
ama farklı satırlarda kaybolmuş
yakınız aslında,
nefes kadar yakın
ama aramızda görünmeyen bir kader var
her adımda biraz daha keskinleşen
sana dokunsam
zararın ben olurum
senden uzak dursam
yarım kalırım
ve biz,
birbirine ait gibi duran
ama asla tam anlamıyla kavuşamayan
iki ruh olarak kalırız..
denizimde olan kasırgalar derinliklerime usul usul işliyordu ve ben diğer bir uca kaçsam bile o kasırgalar peşimi bırakmıyordu. kendi denizimde zehirleniyordum, panzehire muhtaç bir şekilde bekliyordum oracıkta; denizimin zehri kanımı tamamen ele geçirirken. ve artık yüzeye çıkma isteği bile bir lükse dönüşmüştü, çünkü her nefes içime biraz daha zehir çekmek demekti. kaçmak dediğim şeyin aslında sadece daha derine batmak olduğunu anladığımda çok geçti. denizim beni taşımıyordu artık; beni aşağı çekiyordu, sabırla ve acımasızca. her dalga, içimde kalan son direnci de parçalayan bir darbe gibiydi. panzehir diye beklediğim şey gelmedi. belki hiç yoktu. belki de bu deniz başından beri kendi kendini yiyen bir yaraydı ve ben, o yaranın tam ortasında atmayı sürdüren son parçaydım. sessizlik bile kurtuluş değildi artık, çünkü en derinlerde bile o kasırgaların uğultusu kemiklerimin içinden geçerek varlığımı kemiriyordu. ve sonunda şunu fark ettim: ben bu denizde kaybolmamıştım; ben çoktan bu denizin kendisine dönüşmüştüm.
lepiska, küçük gün ışığım. kalbinden geçen o karanlık düşünceleri sezmek güç değil. lakin bil ki, onlar gelip geçici birer gölgedir. sakın ruhunu onlara esir etme. gel, tıpkı çocukluğumuzdaki gibi, sinesine sığın bana. kollarımda bir nebze huzur bulasın diye sana latif bir masal fısıldayayım. zihnin sükûna ersin, gönlün ferahlasın. bir tebessüm et yeter.. zira sen güldüğünde, âlem dahi bir anlığına nurlanır. ve ben, işte o vakit, derin bir huzura ererim.
gel,
sıkışan göğüsüme yaslan.
beş günde sildim
herkesi
iki duble ertesi
bize hep cumartesi.
derdi çiçek açanlar, sevdiklerini toprakta değil, kokuların izinde bulurlarmış. bir zambak bıraktım başucuna; yarısı ölüm, yarısı sonsuz sevgim.
yeni bir ateş söndürür başkasının yaptığını, yeni bir acıyla hafifler eski bir ağrı. ²³