Ben Deli Değilim Yahu !
Şöyle bir sahne düşün: bir arkadaşına “Psikoloğa gitmeye başladım” diyorsun. Yüz ifadesi önce “heee iyi olmuş” diyor, sonra içten içe “kafayı mı yedin acaba?” bakışı geliyor. Sessizce göz bebeklerinden seni değerlendiriyor. Belki de içinden, “beni de delirtecek şimdi” diye geçiriyor.
Ama gerçek şu:
Sen deli falan değilsin. Sen sadece... insansın.
Psikoloğa gitmek = Deli olmak mı hâlâ?
Hâlâ bu denklem kafalarda çalışıyorsa, evet hâlâ 1995’teyiz demektir. Yani akıllı telefon var, dijital saat var ama zihinsel sağlık konusunda hâlâ “Mahalle baskısı 4.0” sürümündeyiz.Halbuki dişin ağrır, dişçiye gidersin. Karnın ağrır, doktora gidersin.
Ama kalbin sıkışır, gözün aniden dolarsa… “Üzülme geçer” derler.
Geçmiyor arkadaşım. Üzülmekle geçmeyen şeylere birilerinin dokunması gerekiyor bazen.
Toplumda hâlâ şöyle bir his var: "Psikoloğa gidiyorsam demek ki çöküşteyim. Kafayı kırdım. Adımı çıkarırlar."
Halbuki gerçek şu: Psikoloğa gitmek, aklını korumak için yapılan en akıllıca harekettir.
Yani bir çeşit “zihin bakımı”, bir nevi ruhsal oto tamiri.
Bir de şu var tabii:
Psikolojik destek almak deyince gözümüzde hâlâ “divana uzanıp Freud’la iç hesaplaşma” sahneleri canlanıyor. Yok öyle bir şey.
Yani varsa da Freud çoktan emekli oldu, artık çağımızın danışmanları TikTok kullanıyor.
“Ben hallederim”ciler kulübüne hoş geldiniz.
Bu kulüp çok kalabalık. Herkes aynı şeyi söylüyor: “Bende bir şey yok ya. Sadece biraz yorgunum. Uyusam geçer.” Yani uyku, modern çağın WD-40’ı: Her sıkıntıya sık, geçsin (!)
Halbuki çoğu zaman geçmiyor. O yorgunluk, o tükenmişlik, o kendini tanımama hali…
Bazen çocukluktan kalma cümlelerin tortusu oluyor. Bazen o ayrılık, o kayıp, o kırgınlık zihne çörekleniyor da fark etmiyoruz bile.
Bir itiraf: Hepimiz azıcık hasarlıyız.
Evet, itiraf zamanı: Hepimizin bir yerleri biraz çatlak. Kimimiz sevgi görmeden büyüdü, kimimiz fazla sevgiyle boğuldu. Kimimiz yeterince “aferin” duymadı, kimimiz hep “daha iyisini yapabilirdin”le yaşadı. Ve şimdi, 30-40 yaşına gelip “ben neden bu kadar kırılıyorum ya?” diyoruz.
İşte o yüzden terapi bir ihtiyaç. Kendini anlamak için, bağırmamak için, ağlamamak için… Ya da bazen doya doya ağlayabilmek için.
Danışmana gitmek ne demek biliyor musun?
- Kendine dürüst olmaktır.
- Aynaya “seni seviyorum ama biraz karışmışsın, birlikte çözebiliriz” demektir.
- Her şey yolundayken bile içini toparlama şansıdır.
Peki neden bu kadar korkuyoruz?
Çünkü “sağlam dur” baskısı var.
Çünkü “duygularını gösterme” diyenler oldu.
Çünkü “adam gibi adam / güçlü kadın susar” cümleleriyle büyüdük.
Ama gerçek şu: Asıl güçlü olan, destek istemekten çekinmeyendir.
Son söz: Delirmediniz. Sadece YORULDUNUZ!
O yüzden bir danışmana gitmek, kendinizi şımartmak değil. Hayatta kalma çabanızın en nazik şeklidir.
🖋️ Haydi şimdi, cesaretini topla. Kendine “iyiyim” yalanını bir günlüğüne bırak ve danışmanını seç. Çünkü gerçekten iyi olmak mümkün.














