2007 / Frederick / My Muggleish Childhood
2007 yılında karakterimin geçmiş hikayesini yazdığım bir RPG örneği:
Kader denen olgunun varlığından habersiz yaşıyordu insanlar. Hayatın sana sunduğu bazı seçeneklerin yanı sıra, kabul etmeni zorunlu kıldığı yönleri görmezden geliyor ama insanı, asıl insanı insan yapan şeyin onlar olduğunu unutuyorlar. Bir düşünün. Hayatınızın bir döneminde mutlaka kaldırımda yürürken bir yol ayrımına gelmişsinizdir. Tam karşıya geçeceğiniz sırada önünüz bir araba konvoyu ile kesilir ve siz birkaç saniye orada, o arabalar gelmese hayatınızda neler değişeceğinizi düşünürsünüz. Küçük bir senaryo yazalım. Yolun karşısında bulunan bir apartmandan aşağı saksı düşüyor ve siz yolu karşıya geçmeden beklediğiniz için o saksının altında kalmaktan kurtuluyorsunuz. Durumu biraz daha karmaşıklaştıralım. Siz tam karşıya geçeceğiniz sırada önünüzden geçen arabada bir adam doğum yapmakta olan karısını hastaneye yetiştirmeye çalışıyor. Aynı anda saksısı düşen evin yaşlı sahibesi yavaş yavaş merdivenlerden yukarı çıkıyor. Evine. Araba önünüzden geçerken siz beklemeye devam edersiniz ve bu sırada yaşlı teyze evin kapısına doğru yürümeye devam eder. Bu nokta, yani sizin bekleyişiniz, yaşlı teyzenin o anki yürümesine bağlı. O biraz daha hızlı yürüse belki siz yolu daha kısa sürede karşıya geçeceksiniz. Ancak yavaş yürüme sizin beklemenize yol açıyor, bu sırada yaşlı teyze evin kapısını açıyor ve sesten korkan kedi kanepenin üzerinden sıçrayarak pencere kenarında bulunan saksıya çarpıyor. Saksı aşağı düşüyor. Siz ise kurtulmuş oluyorsunuz. Bu senaryoyu daha da geriye almak mümkündür. Hayatın bazı noktaları elimizde olmadan işler. Buna kimileri kader derken kimileri karma olarak adlandırır, kimileri ise büyük bir tesadüf der. Hayatımızda en büyük kader örneği ise, dünyaya geldiğimiz çevre ve aile dediğimiz insanlardır. Tamamen sizin seçimleriniz dışında gözlerinizi açtığınız dünyada sizi karşılayan insan topluluğuna aile demeye başlarsınız. Hayat sanıldığından daha karmaşık!
Frederick, New York’ta bir özel hastanede açmıştı gözlerini hayata. Büyük babasının yaptırmış olduğu özel hastane tüm yeni teknoloji ile donatılmıştı ve muggle hizmetine sunulmuştu. Annesi ve büyük babası birkaç ay önce taşınmışlardı tekrar New York’a, daha önce Fransa’da kalmışlardı bir süre. Ancak işlerin büyümesi ve uzaktan kontrol edilmemesi sonucunda tekrar New York’a taşınmaya karar vermişlerdi. Ancak ufak bir sorun vardı, sorundan ziyade bir yenilik; Fransa’da tek gecelik ilişkiden hamile kalan Lily. Babasına, çocuğu tek başına doğuracağını ve babasına hiç haber vermeyeceğini söylemişti ve onay almıştı. Hem adamın da bir çocuğu olacağını duymak, isteyeceği son şeydi ona göre. Frederick normalin dışında bir dünyaya göz açmıştı aslında. O gece, hastanede üç doğum daha gerçekleşmişti ve Frederick’in yeri onlardan farklıydı. Diğerleri, normal ailelerde dünyaya gelip, normal bir hayat yaşayacak, normal okullara gidip, normal bir insanın sahip olacağı mesleklerden birine sahip olacaklardı ama Frederick için durum sanıldığından biraz daha farklıydı. Cadı olan bir anneden dünyaya gelmişti. Annesinin ona ileride söyleyeceği üzerine babası da bir büyücüydü ve bu Frederick’i safkan bir büyücü yapıyordu. Muggle dünyasına gözlerini açan bir büyücü bebek. Hayatını nasıl şeyler beklediğinden haberi olmadan, annesinin kucağında sessizce uyuyordu.
Frederick dört yaşına geldiğinde büyük babasının mugglelar için açtırmış olduğu bir kolejde kreşe başlamıştı. Büyücü olduğundan habersiz bir şekilde kreşe gidip geliyor ve muggle hayatı yaşamaya devam ediyordu. Annesi ve büyük babası evde Frederick’in bu konu hakkında bir şey öğrenmemesi için dikkat ediyorlardı ama Frederick bazı zamanlar onların ellerinde bulunan bir sopa ile nesneleri hareket ettirebildiklerine şahit olmuştu. Bunu hiçbir zaman hiçbir yerde söylememişti. Annesi ve büyük babası is Frederick’in biraz daha büyümesini bekliyorlardı onun bir büyücü olduğunu ve ileride Hogwarts adından bir okula gideceğini söylemek için. Çünkü dört yaşında bir çocuğa büyücü olduğunu söylersen bunu herkese anlatırdı. Her ne kadar diğerleri geniş bir hayal gücünün olduğunu düşünse de bu konuda elbet bir gün patlak verebilirdi ve bu riski göze alamazlardı.
Frederick altı yaşına geldiğinde büyük babası ve annesi onu, aynı kolejin birinci sınıfına yazdırmışlardı. Diğer mugglelar ile okula gidiyor ve mugglelar ile aynı dersleri alıyordu. Yedi yaşına basacağı gün büyük babası ve annesi ona büyük bir doğum günü partisi hazırladılar. Palyaçolar, sihirbazlar ve diğer birçok şeyin içinde bulunduğu bir parti. Gelen tüm mugglelar evlerine dağıldıktan sonra akşam büyük babası ve annesi hediyelerini vermek için Frederick’in odasına çıktılar. Küçük çocuk o gün gelen onlarca hediyeyi açmakla meşguldü. Odası tamamen dağılmıştı ve bundan hiç de şikâyetçi değildi. Bayan Dorothy mutlaka toplardı bu dağınıklığı. Onun temizlik perisi gibi bir şeydi. Nerede bir dağınıklık bıraksa birkaç dakika sonra aynı yerde bulamıyordu o dağınıklığı. “Tatlım, nasıldı günün.” “Çok eğlendim anne! Teşekkür ederim.” Diyerek kalktı hediyelerin başından. Önce annesine sonra büyük babasına sarıldı. “Henüz sana hediyemizi vermedik biz” dedi büyük babası elinde bulunan büyük kutuyu Frederick’e uzatarak. Frederick kutuyu aldı ve salladı. İçerisinde büyük bir oyuncak olabileceğini düşündü. Kutuyu yere bıraktı ve hızlı bir biçimde açtı, içerisinde birkaç kitap vardı, fotoğraflar ve bazı anlam vermediği objeler. Önce hayal kırıklığına uğradı. Ardından bunların ne olduğunu sordu büyük babasına. “Sanırım artık sana her şeyi anlatma zamanı geldi. Ancak bu senin benim ve annenin arasında küçük bir sır olacak. Okuldaki hiçbir arkadaşının ve diğer kimsenin bundan haberi olmayacak, anlaştık mı?” evet dercesine başını salladı Frederick ve merakı bir kat daha artmıştı. “Biz diğer arkadaşların gibi değiliz. Yani ırkımız onlar ile aynı değil. Onların haberdar olmadığı bir yaşam var dünya üzerinde. Biz büyücü ve cadıların içinde bulunduğu bir yaşam…” Frederick daha çok dikkat kesilmişti. “Sen de ben ve annen gibi bir büyücüsün ve on bir yaşına geldiğinde gerçek okulun olan Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okuluna gideceksin” dedi kutunun içinden fotoğrafları çıkararak. Frederick ailesi ile ilgili bazı şeylerin garip olduğunu biliyordu ama bunun gerçekleşeceğini hiç tahmin etmemişti. “Aslında sen ve annemin bazı zamanlarda eşyaları bir sopa ile hareket ettirdiğinizi görüyordum. Yani bir tuhaflık olduğunun farkındaydım ama bu noktaya geleceğini hiç düşünmemiştim.” O günden sonra Frederick asıl gideceği okul ile ilgili binlerce soru sormaya başladı anne ve büyük babasına. Onlardan büyü dünyası ile ilgili kitaplar istedi sürekli ve çoğunu küçük yaşta anlamasa bile okumaya başladı. Birkaç kere okula götürdüğü kitapları arkadaşları buldu. Onlara, kütüphaneden aldığı kurgu kitaplar olduğuna inandırdı. Kitapları okudukça hayatın daha kolay olacağının farkına varıyordu. Mesela, okula gitmek için yarım saat taksiye binmek zorunda değildi ya da odasını toplamak için zaman ayırmasına da gerek yoktu.
On bir yaşına geldiğinde Hogwarts’tan aldığı mektup sonucunda oraya gitmek için hazırlıklarını tamamladı. Büyük babası ve annesinin büyücü olduğunu söylediği günden bu yana bu günü bekliyordu ama bu kadar üzgün hissedeceğini düşünmemişti. Bu yaşına kadar çok iyi arkadaşlar edinmişti kendine New York’ta, muggle okulunda ve onlardan ayrılmak sandığından daha zor gelmeye başlamıştı. O sabah, büyük babası ve annesi ile okula gitmişlerdi. Derse girmemişti, okuldan kaydını aldırdılar. Ardından arkadaşlarına veda etmesi için sınıfa götürdüler. Sınıfa girdiğinde sıra arkadaşı Andrew kendisi kadar üzgün görünüyordu. Frederick tüm sınıfa Avrupa’da bulunan bir yatılı okula gitmesi gerektiğini anlattı. Ağlamamak için kendisini tutuyordu. Muggle dünyasında her ne kadar zorluklar çekse de fazlasıyla alışmıştı bu hayata ve bırakmak zor geliyordu. Tüm sınıf ile vedalaştıktan sonra havaalanına geçtiler. Büyük babası, annesi ve Frederick’i Londra uçağına yolcu ettikten sonra işinin başına döndü. Frederick ise kendisi için başlayacak yeni hayatı sabırsızlıkla beklerken, geride bıraktığı eski hayatı için üzülüyordu.















