dünyaya bir kez, çocukken bakarız
gerisi hatıradır." *
berbat giden ve yürütmek için elinizden geleni yaptığınız ama nihayetinde biten bir ilişkinin/ evliliğin ardından çektiğiniz orantısız ayrılık acısı; siz 2 yaşındayken ölen babanız için bugün, 35 yaşında, tuttuğunuz yas olabilir. o ilk terk edilmenin acısı katlanarak bugüne gelmiş, bilinçaltınız tarafından şu anda yaşadığınız ayrılığa transfer edilmiştir. yaranız hala açıktır. uzun zaman önce yırtılmış, lime lime edilmiş şeyleri dikip toplamanın hasretini çekiyorsunuzdur.
“hatıraları değerli kılar
yitip gidenin övülmesi “*
büyüdüğümüz evde, ailemizle yaşadığımız deneyimlerden yola çıkarak bir sevgi kavramı oluştururuz. geçmişimiz olumsuz veya inciticiyse; bu acıyı bize yeniden yaşatacak eş adayları arayabilir ve böylece onları suçlayabiliriz; çünkü çocukluk, ebeveyn karşısında bir nevi çaresizliktir ve bu yüzden belki de bizi aynı şekilde incitmiş olan ebeveynimize duyduğumuz öfkeyi asla tam anlamıyla ifade edememişizdir. şimdiki partnerimiz, çocukluğumuzun dramındaki asıl yıldız oyuncuların yerine koyduğumuz yedek oyuncu işlevi görecektir artık. geçmişimizin paramparça paçavralarını üzerine asmamıza en uygun korkuluk… çocukluğumuzda verilen ama yerine getirilmeyen, inandığımız vaatlerin paçavraları.
ilk çocukluğumuza ait hatırlanması aşırı korku veren anılarımız, belki de bizim iyiliğimiz uğruna bastırılmış/ unutulmuşlardı. bunlarla baş etme gücümüz olmadığı için ruhumuzun koruyucu eğilimleri onları bizden saklamıştı. eğer babamız bir alkolik ve bizi acımasızca döven biriyse, o anda bilinçli olarak değilse bile içgüdüsel olarak, bu olanların yanlış olduğunu, içimizin derinlerinde babamızın bizi koruması gerektiğini biliriz. biz tacize uğrarken annemiz sessiz kaldığı zaman, hayatta kalmamız için son derece gerekli bir şeylerin eksik olduğunu anlarız. yine de anasız babasız hissetmemek için; ebeveynimizi suçlamak yerine, gördüğümüz kötü muameleyi kendi hatamız ve dolayısıyla haklı bir cezalandırılma olarak yorumlayabiliriz. ronald fairbairn şu yorumu yapar: “ tanrının yarattığı bir dünyada günahkâr olarak yaşamak, şeytanın yarattığı bir dünyada yaşamaktan iyidir.”
daha ileri çocukluk döneminde narsisist annemiz/ babamız bizi; dikkate almamış, kabul etmemiş, takdir etmemiş, şefkat göstermemiş ve/ veya olduğumuz gibi olmamıza izin vermemiştir (bkz: sevginin 5 temel öğesi). eksik olan her ne ise; buna şimdi aşırı bir biçimde ihtiyaç duyuyoruzdur. kalbimiz tıpkı dipsiz bir kuyu gibidir. asla ihtiyaç duyduğu kadarına sahip olamıyordur. beceriksizce benzer kadınlardan/ erkeklerden geçmişimizde eksik kalmış olanı bize sağlamalarını istiyoruzdur. sonra defalarca aynı kısır döngü.
döngüyü kırmanın yolu, çocukluğun karanlık odalarına kapattığımız ama hala oradan bizi yöneten anılarla yüzleşmekten geçiyor. sürekli bizi inciten veya hayal kırıklığına uğratan eşler aradığımızın farkına vardığımız zaman sorunun adını koymuş oluruz. kendimiz için üzüldüğümüz ve seçimlerimizin geçmişle ilişkili olduklarını idrak ettiğimiz zaman sorunun üzerinde çalışırız. bir ilişki içinde çözümleme, işe yaramayan kalıpları kırmak ve yeni anlaşmalar yapmak anlamına gelir. incinme tarihimizi devam ettiren son adayı, hiçbir şekilde misilleme arzusu duymadan fakat hem ona hem kendimize karşı merhamet duyarak arkamızda bıraktığımız zaman çözümleme tamamlanmış olur. *
…
"bir ceylan olup zarifçe yürüdüm geçmiş alışkanlıklarımın arasından. artık orada değilim. artık o kişi değilim. ve o aslan, artık beni incitemez. "