"Kimin himmeti (gayreti/amacı) yüce olur ve nefsi huşû bulursa (kibrini kırıp boyun eğerse), her güzel ahlakla vasıflanır. Kimin de himmeti aşağılık olur ve nefsi azarsa, her rezil (kötü) ahlakla vasıflanır."
-[El-Fevâid (s. 144)]
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
sheepfilms
occasionally subtle
Claire Keane
cherry valley forever

@theartofmadeline
Fai_Ryy
Show & Tell
almost home
ojovivo
YOU ARE THE REASON
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
wallacepolsom
Mike Driver
todays bird

oozey mess
we're not kids anymore.
Jules of Nature
Keni
Cosimo Galluzzi
seen from Germany

seen from Portugal
seen from Türkiye

seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from India
seen from Malaysia
seen from Bangladesh
seen from Singapore

seen from India
seen from Brazil
seen from Ukraine

seen from Malaysia

seen from United Kingdom

seen from Japan
seen from United States
@313-silistrevi
"Kimin himmeti (gayreti/amacı) yüce olur ve nefsi huşû bulursa (kibrini kırıp boyun eğerse), her güzel ahlakla vasıflanır. Kimin de himmeti aşağılık olur ve nefsi azarsa, her rezil (kötü) ahlakla vasıflanır."
-[El-Fevâid (s. 144)]
Çocuklarınız İçin Gerçek Güvence
Makam mı, mal mı?
Sakın ola siz göçüp gittikten sonra çocuklarınız için gerçek güvencenin -yalnızca- mal mülk ve ev bark olduğunu sanmayın. Nice geniş evler vardır ki içine mutsuzluk tünemiştir; nice büyük servetler vardır ki geride sadece hüsran ve kayboluş bırakmıştır.
Gerçek güvence; onları sizden sonra başkalarına el açma zilletinden kurtaracak maddi sebeplere sarılmanın yanı sıra, kalplerine tevhid nurunu, amellerine takva izini ve vicdanlarına yalnız kaldıklarında bile Allah korkusunu aşılamaktır.
Onlara hayatın geçici, Allah’ın rızasının ise kalıcı olduğunu öğretin. Namazın bir kale, doğruluğun bir kurtuluş, duanın ise en keskin silah olduğunu belletin. Eğer ahireti en büyük dertleri yaparlarsa, dünyanın ayaklarına serileceğini bilsinler. Onlara izzet ve şerefin, makam ve maldan önce Allah’a itaatte olduğunu aşılayın.
Çocuklarınız hayatı tanımadan önce Allah’ı tanısınlar ki; ömürleri huzur bulsun ve sizlere hayırlı birer halef olsunlar. Çünkü salih bir evlat, anne babasının sadece adını yaşatmakla kalmaz; kabrin karanlığında ettiği bir dua ile onları ebedi makamlara yükseltir.
------------------------------
"Hatalardan ders çıkarıp yeniden ayağa kalkma"
"pişmanlığa hapsolmama"
------------------------------
"Kaçırdığın fırsatlara sızlanıp, yaptığın kusurlara pişman olarak öylece oturup kalma; yoksa yerinde sayanlarla birlikte kalakalır, kendini de köreltirsin.
Aksine, telafi etmeye çalışanlardan (müstedriklerden) ol. Onlar ki zamanın değerini ve omuzlarındaki sorumluluğun büyüklüğünü kavrayıp kolları sıvamış; hem kendi nefislerine hem de yollarındaki engellere karşı Allah’tan yardım istemişlerdir. Onlar, geçmişteki eksiklikleri için bağışlanma dilerler; ama her yeni gün, Allah’ı razı edecek bir telafi gayretiyle yola devam etmek üzere O'na söz verirler.
Her kötülüğün peşinden bir iyilik getirmeyi, her eksiğin yerine bir başarı koymayı, her soluşu yeni bir tohum yapmayı ve her uyuşukluğu bir aksiyona dönüştürmeyi öğren. Tüm bunlarda yoldaşın ise; O'na karşı duyduğun boyun büküş (tevazu) ve ömründen kaçırdıklarını telafi edebileceğin yeni bir günün aydınlığını sana bahşettiği için sunacağın bir şükür olsun."
------------------------------
"Akılın düşmanı öfkedir."
-Hz. Ali (r.a.)'
Muhakemeyi Yok Eder: Öfke, mantıklı düşünmeyi engeller. İnsanın doğru ile yanlışı ayırt etme yeteneğini elinden alır.
Pişmanlık Getirir: Öfkeyle hareket eden insan aklıyla değil, anlık duygularıyla karar verir. Bu da genellikle sonradan büyük pişmanlıklara yol açar.
Bir Arada Barınmazlar: Akıl ve öfke birbirine zıttır. Öfke devreye girdiğinde, akıl devre dışı kalır.
"Kalpleri mutluluk ve huzurla doyuran Kur'an gibisi yoktur; nefsi huşu ile imar eden ise Allah'a secde etmek gibisi değildir. Zikreden bir dilden ve secde eden bir alından mahrum kalan kimse, sahte bir mutluluğun peşinden koşup gider."
Tarifiyat (Şeyh Abdülaziz et-Tarîfî'nin Hikmetli Sözleri)
------------------------------
"Hatalardan ders çıkarıp yeniden ayağa kalkma"
"pişmanlığa hapsolmama"
------------------------------
"Kaçırdığın fırsatlara sızlanıp, yaptığın kusurlara pişman olarak öylece oturup kalma; yoksa yerinde sayanlarla birlikte kalakalır, kendini de köreltirsin.
Aksine, telafi etmeye çalışanlardan (müstedriklerden) ol. Onlar ki zamanın değerini ve omuzlarındaki sorumluluğun büyüklüğünü kavrayıp kolları sıvamış; hem kendi nefislerine hem de yollarındaki engellere karşı Allah’tan yardım istemişlerdir. Onlar, geçmişteki eksiklikleri için bağışlanma dilerler; ama her yeni gün, Allah’ı razı edecek bir telafi gayretiyle yola devam etmek üzere O'na söz verirler.
Her kötülüğün peşinden bir iyilik getirmeyi, her eksiğin yerine bir başarı koymayı, her soluşu yeni bir tohum yapmayı ve her uyuşukluğu bir aksiyona dönüştürmeyi öğren. Tüm bunlarda yoldaşın ise; O'na karşı duyduğun boyun büküş (tevazu) ve ömründen kaçırdıklarını telafi edebileceğin yeni bir günün aydınlığını sana bahşettiği için sunacağın bir şükür olsun."
------------------------------
Milletlerin afeti ve halkların helaki (yıkımı) zulümdür.
Zayıflık; yayılması sonun başlangıcının göstergesidir, onu kabullenmek ve susmak zayıfların hastalığıdır.
Bu yüzden Sevgili Peygamberimiz sallallahualeyhive sellem'in "Kuvvetli mümin, zayıf müminden daha hayırlı ve Allah'a daha sevimlidir" hadisi kulaklarımda çınladığında hayret ediyorum.
Pek çok insanın ruhundaki bu acziyeti görebiliyorum.
Mazluma yardım etmek farzdır; aynı zamanda zalime, azıp da hem kendini hem de başkalarını helak etmemesi için elini tutarak (onu durdurarak) yardım etmek de (görevdir).
Gücün yettiğince her alanda ve mecrada onu engellemeye çalış, eğer aciz kalırsan Allah'ın huzurunda sorumluluktan kurtulmuş olursun.
Korkakça sessizliği kırma vakti geldi.
Bugünün hali zilletten (aşağılanmışlıktan) şikayet ediyor.
"İşte o ülkeler; zulmettikleri zaman onları helâk ettik ve helâk edilmeleri için de belirli bir zaman tayin ettik."
[Kehf Suresi: 59].
"Zalimler ve Münâfıklar tek başına hesaba çekilmez! Aksine, onunla birlikte plan yapan, onu alkışlayan, onu cesaretlendiren ve ona yardım eden herkes de onunla birlikte hesaba çekilir. O halde Zalimlerin ve Münafıkların safında yer alma."
İnsanın, açık bir düşmanlıkla yıkıldığını görmedim; aksine, güvende olduğunu sandığı bir sevgiden gelen darbeyle yıkılır.
Yabancı biri sana zarar verdiğinde içindeki acıyı uyandırır.
Ancak sevdiğin kişi seni yarı yolda bıraktığında, inandığın her şeye karşı içindeki şüpheyi uyandırır.
Kalbini emanet ettiğin kişinin, orada kimsenin dolduramayacağı bir boşluk bırakan ilk kişi olması ne kadar da acımasızca...
Onun gidişinden sonraki acı sadece bir kayıp acısı değildir; aksine, günler ağır geldikçe ruha destek olan o güvenin kırılmasıdır.
----------------------------
İnsanların en büyük düşmanı, güvendikleri kişilerdir.
Düşmanlığı en hafif olan, seninle açıkça savaşandır.
Düşmanların en kötüsü ise seninle savaşmadığı halde (içten içe düşmanlık besleyendir).
------------------------------
(Şeyh Abdurrahman bin Nasır es-Sa'di'nin Taysiru'l-Karimi'r-Rahman adlı tefsirinden)
------------------------------
Kur’an-ı Kerim’de Ulü’l-Elbab’ın
(Sağduyu ve Derin Akıl Sahiplerinin)
Bazı Nitelikleri..;
Abdurrahman bin Nasır es-Sa'di (Rahimehullah) şöyle demiştir:
Her hâllerinde Allah’ı zikrederler: {Ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken...} (Âl-i İmrân, 191). Bu, dille ve kalple yapılan her türlü zikri kapsar. Ayrıca namazın gücü yetiyorsa ayakta, yetmiyorsa oturarak, ona da yetmiyorsa yan üstü yatarak kılınması da bu ayetin kapsamına girer.
Onlar, {göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler.} Yani bunlardan, yaratılış gayelerine ulaşmak için delil çıkarırlar. Bu durum, tefekkür etmenin (derinlemesine düşünmenin) Allah’ın arif kullarının ve dostlarının niteliklerinden olan bir ibadet olduğunu gösterir.
Onlar bu yaratılış üzerinde düşündüklerinde, Allah’ın bunları boş yere yaratmadığını anlar ve şöyle derler: {Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen sübhansın (seni tenzih ederiz).} Yani Senin celaline ve şanına yakışmayan her şeyden Seni uzak tutarız. Bilakis Sen bunları bir hak ile, hak için ve hakkı barındıracak şekilde yarattın.
{Bizi cehennem azabından koru!} Yani bizi günahlardan muhafaza et ve salih ameller işlemeye muvaffak kıl ki, bu sayede cehennem ateşinden kurtuluşa erelim.
Bu dua aynı zamanda cenneti istemeyi de içerir. Çünkü Allah bir insanı cehennem azabından koruduğunda, o kişi zaten cennete kavuşmuş olur. Ancak kalplerini Allah korkusu kapladığı için, kendileri adına en önemli olan şeyi (ateşten korunmayı) öne çıkararak Allah’a dua etmişlerdir.
(Taysiru'l-Karimi'r-Rahman fî Tefsiri Kelami'l-Mennan)
------------------------------
"Bir insanın içinde çokça iyilik barındırdığını, onun merhametli olmasından anlarsınız. Merhamet; iyilik, nezaket, cömertlik, fedakarlık, yumuşak huyluluk ve affedicilik gibi pek çok erdemin kendisinden türediği köklü bir niteliktir. Bu dünyadaki merhametli insanlar, merhamet sahibi olan Rabbin birer rahmetidir ve hayat onlarla güzelleşir."
Beynel-havf ve'r-recâ:
Müminin hayatı korku ile ümit arasında dengede olmalıdır.
Hasan-ı Basrî (rahimehullah) şöyle :demiştir
Mümin iki korku arasında yaşar:" Geride kalmış, Allah katında hesabının nasıl olacağını bilmediği bir günah; ve önünde duran, ömrünün nasıl sonlanacağını (son nefesini nasıl .vereceğini) bilmediği bir ecel.
O halde mümin, yaptığı ibadet ve taate güvenerek aldanmasın, Allah'ın mühlet vermesinden (veya azabından) emin olmasın ve O'nun rahmetinden de ümidini kesmesin. Aksine, sürekli tövbe üzere olsun, her an Allah'a yönelişini tazelesin ve Allah'tan hayırlı bir son ".(hüsn-i hatime) dilesin
[Hilyetü'l-Evliyâ, 2/132]
اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
{Bizi dosdoğru yola ilet}.
Bu, Kur'an-ı Kerim'in Fatiha Suresi'nin 6. ayetidir. Arapça okunuşu İhdina's-sırâtal-mustakîm şeklindedir.
Bu ayet, hem günlük hayatta hem de manevi konularda Allah'ın hidayetine (doğru yoluna) ve yardımına olan ihtiyacımızı ifade eden en kapsamlı âyet ve duadır.
Açık ve kesin bilgilere musallat olan vesveseler ve şüpheler, mantıksal delillerle ortadan kaldırılamaz.
Aksine, kul bunlar üzerinde ne kadar düşünür ve bunları ne kadar incelerse, bunların kalbine akışı daha da artar.
Hatta vesvese onu tamamen istila edebilir ve kul bunu kendisinden uzaklaştırmaktan tamamen aciz kalabilir.
Bu [durum], ancak Allah’a sığınarak ortadan kaldırılır.
Çünkü kulu koruyan ve onu saptırıcı şüphelerden ve baştan çıkarıcı arzulardan muhafaza eden yalnızca Allah'tır.
İşte bu yüzden O, kuluna her namazda Rabbinden hidayet istemesini emrederek şöyle buyurmuştur:
{Bizi dosdoğru yola ilet}.
اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
"Bir insanın içinde çokça iyilik barındırdığını, onun merhametli olmasından anlarsınız. Merhamet; iyilik, nezaket, cömertlik, fedakarlık, yumuşak huyluluk ve affedicilik gibi pek çok erdemin kendisinden türediği köklü bir niteliktir. Bu dünyadaki merhametli insanlar, merhamet sahibi olan Rabbin birer rahmetidir ve hayat onlarla güzelleşir."
-Yokluk..!?
-Anne Babanın Yokluğu.
Bazen insanların gidişi, kendilerinden ziyade içimizden götürdükleri kadar canımızı yakmaz.
Ayrılığın bıraktığı en zor şey, etrafımızdaki boşluk değil, içimizde açtığı boşluktur.
Anne babanızın evi, onların seslerinden ve sıcaklığından mahrumken boş kalmasından daha kötü bir şey yoktur...
Gerçek ayrılık acısı sadece bir insanın yokluğu değil; onlar varken canlı olan, bizim kendi içimizdeki bir parçanın da kaybolmasıdır.
Özellikle anne baba evi, güvenin ve hatıraların yuvasıdır.
Onların seslerinin eksilmesi, duvarları ağır bir sessizliğe gömer.
Sevdiklerimizin gidişi doldurulması zor bir iç boşluk bırakır.
Beynel-havf ve'r-recâ:
Müminin hayatı korku ile ümit arasında dengede olmalıdır.
Hasan-ı Basrî (rahimehullah) şöyle :demiştir
Mümin iki korku arasında yaşar:" Geride kalmış, Allah katında hesabının nasıl olacağını bilmediği bir günah; ve önünde duran, ömrünün nasıl sonlanacağını (son nefesini nasıl .vereceğini) bilmediği bir ecel.
O halde mümin, yaptığı ibadet ve taate güvenerek aldanmasın, Allah'ın mühlet vermesinden (veya azabından) emin olmasın ve O'nun rahmetinden de ümidini kesmesin. Aksine, sürekli tövbe üzere olsun, her an Allah'a yönelişini tazelesin ve Allah'tan hayırlı bir son ".(hüsn-i hatime) dilesin
[Hilyetü'l-Evliyâ, 2/132]
"Ahmaklığın derecelerinden biri de, bitmiş bir şey için pişmanlığı uzatmaktır."
Geçmişe takılıp kalmak, enerjinizi ve zamanınızı boş yere tüketir.