d e v o n

No title available
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
trying on a metaphor
NASA
official daine visual archive
untitled
he wasn't even looking at me and he found me
Mike Driver

Janaina Medeiros
Claire Keane
cherry valley forever

ellievsbear

JVL
TVSTRANGERTHINGS
RMH
ojovivo
Show & Tell

blake kathryn
Noah Kahan
seen from United States
seen from Egypt
seen from Egypt
seen from Mexico
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Germany
seen from Peru
seen from Brazil

seen from United States
seen from Germany
@aksoymustafa
“Anne ben geldim, ağdaki balık bardaktaki su kadar umarsızım dizlerin duruyor mu başımı koyacak? anne ben geldim, oğlun, hayırsızın...” Ahmet Erhan
Yavaş, yavaş, yavaş. Yetişeceğim bir yer, bir zaman olmadan. Derinlemesine dingin, ağır ağır öyle ağır ki nefes alış verişimi duyabilecek kadar ağır olsun yaşamım. Bebek yüzünü saliseyle izleyebilecek kadar yavaş olsun. Yapmam gerekenleri yakalamak değil, sadece yapılası şeyleri yerine getirmek için elimi kaldırsam, mutluluk getirsin diye değil ama böyle olsun. Ne var? Çok şey istiyorum, ne var? Günleri sayamadığım kadar yavaş olsun her dakikam...
Semih Gümüş - Yalnızlık Kime Benzer?
Behçet Aysan
Sevgili Ölüm
Uzamayacak artık saçlarım, çok sevdiğim bıyığım, sakallarım. Aynalara bakmayacağım artık, başka gözlerin nazarıyla, nasıl yansırım acaba diye. Kurulmayacak hayallerim, yaşanmayacak hayal kırıklıklarım. Sevmeye öykünmeyecek işe yaramaz gönlüm, doymaz benliğim. Bir güzel bedene saklanma arefesine yanaşmayacak ellerim. Kıskanmayacak varlığım diğer ruhların başka ruhlarla dansını, dans etme çabasını. Bir dosta güvenmeyecek, güvenini yerle yeksan etmeyecek, etme sancısı çekmeyecek bir daha. Bir daha benden olanlara kalp sızısıyla su vermeyecek, huzurlarını kendi içimde eritmeyecek. Bir daha kaybetmeyecek, kazanmayacak, sevmeyecek, sever gibi yapmayacak. Sevilmeyi de beklemeyecek. Şüphesine can suyu vermeyecek. Sevgiyi bir terli geceye varmanın gerçekliği ile berbat etmeyecek, ona sövmeyecek. Umut etmeyecek. Yarına bağlanmayacak. Bir türkü o çokça kulak aşındıran 'yaşama sevincini' ona vermeyecek. Hatta kederlenmeyecek, türküyü yazana şaşırmayacak. Ona hayran olmayacak bir daha. Düşünmeyecek bir daha. Kimi kimseyi, nefreti aşkı, yakını uzağı, anneyi... düşünmeyecek. Kitapları okuyunca nöbetini bitirmiş bir asker rahatlığı yaşamayacak. Kitapları en kıymetli değer olarak görmeyecek. Ve yazmayacak bir daha. Acılarını yazmayacak ki sadece onları yazdığını hatırlamayacak bir daha. Kalp atışını dinlerken bir gece, aklına küçük bir çocuğun gözleri düşmeyecek bir daha. Onu özlemenin nemli göz çukurlarını her daim doldurduğunu anımsamayacak. Sırf bundan, bir daha ezmeyecek kendini, pervasızca saldırmayacak bir daha hiçbir şeye, hiçbir amaca, hiçbir kimseye. Yalnızlığa düzülmüş methiyeler sıralamayacak bir daha. Sığındığı limanı hatırlamayacak. Beyninin içindekileri sayamayacak, hiçbir şeyi tekrar edemeyecek, kendi içinde herşeyin dışında savaşamayacak. Barışı aramayacak, savaşa karşı duramadığı gibi. Hiçbir şey hissetmeyecek. Onu hissettirmeyecek çünkü. O, Ölüm... sevgili ölüm, yol açmayacak bir daha yapmasına izin verdiği sürece yapılanlara.
Türkiye 2 Temmuz 1993'te, bir daha asla ulaşamayacağı edebi ve kültürel seviyenin temsilcileriyle birlikte tarihinin büyük bir bölümünü de yakmıştır. Hasret Gültekin, Metin Altıok, Behçet Aysan gibi aydınların müstesna oluşları bağlamında Türkiye'de belli sünni kesimin yok etmek istediği alevi kültürü ve edebiyatı maalesef 24 yıl önce ağır bir darbe almıştır. Kesin bir dille söylemek gerekir ki; alevi kültürü yok edilemeyecektir ancak bir daha hiç kimse Metin Altıok gibi Shakespeare seviyesinde sone yazamayacak ve hiç kimse bir daha Hasret Gültekin gibi türkü besteleyemeyecek ve şelpe vuramayacak. 2 Temmuz 1993 tüm bunların sonucunda Türkiye tarihi açısından yaşanan en büyük kültürel kayıptır. Hala taze olan acısı bir yana... Bugün Madımak oteli önünde Hasret Gültekin'in ablası Güler Gültekin ile konuşurken kendisi tüm bunları gözleriyle anlatabildi aslında ve bana verdiği cesaretle Hasret adına yazacağım kitabın ilk satırlarını birlikte yazdık adeta. Madımak mutlaka utanç müzesi olmalıdır. Zira Türkiye'de herkes ne kaybettiğini görmeli. Görmeli ki; anlamı var mı bilmem ama bir daha örgütlü cehalete izin verilmesin. Yine de umut olsun diye Hasret'in sözleriyle bitirmek gerekirse: "Ozan yanar gönül, ozan yanar. Türkü yanmaz."
Emil Cioran - Burukluk
Uyku
Uykum, Uykusuzluğum. Delinmiş bir kalbin tekleyen nefesi. Yaşamım,sanki Yarıya ulaşamamış aşklarım gibi. Hevesin kursağında gibi uykular İnanmamış kendinden geçmeye, Hep kendine yaşanmamış, yaşanmayacak hayatların hayallerini vaad etmiş ve bu sebepten gözleri iğnelenmiş gibi açılmış.
Bir yoldayım
Bir yoldayım, nedenli cümlelerin kafamda sonlanmadığı. Bir yoldayım, tek ve acımasız bir ışığın altında sorgulanmaların bitmediği. Bir yoldayım, beynimi dışarı atmak için çıktığım. kaybetmişliğin kinini damarlarımda dolaştırdığım.
Bir çocuk geçer içimden
bir kadın geçer bazen içimden. umursamamak için kalbimi tırnakladığım. gidince sancılandığım... bazen bir hayat geçer içimden. kaçmaya çalıştığım. sonra bir adam geçer önümden, sırtında hasta çocuğunu taşıyan. dönüp yüzüme utandığım, konforuma sığınıp lanet okuduğum bir hayat geçer içimden. ...ve sonra bir kadın akar geçer içime derine doğru, benim hep ateşe basmış ayaklarımı kaçırırcasına uzaklaştığım. direnmekte zorlandığım, zayıflığımla ezildiğim bir kadın... bir nefes geçer içimden, bir daha aynısını alamadığım. ve bir çocuk geçer içimden tümünü yeksan edip, yüzümde tokat acısı hissettiren M.
Fahrenheit 451 - #kitap