"nasıl da dışardan bakıyorum kendime nasıl da yabancı nasıl da tedirgin sanki girmediğim mücadeleleri bile kaybettim"
AnasAbdin

if i look back, i am lost
todays bird

Origami Around
Acquired Stardust

❣ Chile in a Photography ❣
dirt enthusiast

Discoholic 🪩
art blog(derogatory)

shark vs the universe

★
tumblr dot com
I'd rather be in outer space 🛸
d e v o n
Show & Tell
No title available
DEAR READER

pixel skylines
he wasn't even looking at me and he found me
No title available

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from Spain
seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from United Kingdom
seen from Canada

seen from Malaysia
seen from South Korea

seen from United States
seen from India

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Malaysia
seen from Germany
@alilidar
"nasıl da dışardan bakıyorum kendime nasıl da yabancı nasıl da tedirgin sanki girmediğim mücadeleleri bile kaybettim"
Beklemeli insan. Yüreği kar tutmalı. Değil mi? İnsan, hayata yorumunu katandır. Yorumladığı gibi yazar, yaşar, kazanır yahut kaybeder...
EVE DOĞRU KEDER
Keder içlerden ve evlerden kapı önlerine taşar erken saatlerde ağrı neye tahvil edilir?
Keder bilhassa kenar mahallelerde işten eve yorgun dönen kızların köprücük kemiklerinde boy verir
Siz duymazsınız onlarla ben hep bir ağızdan bağırırız bizi parklar delirtti bizi çam ağaçları bizi atlar bizi babamlar bizi iddia kuponları ganyan bayileri güzel adamlar güzel kadınlar bizi patronlar bizi tabiat bizi devlet bizi Allah bile kollamadı, heyhat!
Kim yüzümüze gülse bir şey zannediyoruz aldanacağımızı bile bile esasen aldanmak mesele değil de bizi erken akşamlar delirtti adam yerine koyulmalar kozmik bar kahkahaları inanılmaz şortlu ve yorgun garsonlar kediler delirtti bizi sokak aralarından tereddütle önümüze fırlayan kediler gece yarısı biten sigaralar delirtti bizi beşiktaş ve tolga zengin bir halt olmayacağını bile bile kurduğumuz hayaller delirtti bizi son aşk son tramvay son servis
Ulan insan her şeye mi geç kalır? bütün son otobüsler durağa yanaşırken mi kalkar? neden bütün insanlardan umudunu kesmiş kadınlar son otobüsün kalktığı anda kederle yüzümüze bakar?
Ulan bir şehir niye bu kadar bağırır? niye orda bütün kuşlar kahırdan uykuya yatar? kurların ve piyasaların arasında sevgililer niye durmadan saçmalayıp kavga edecek yer arar?
Keder bar içlerinden apartlara doğru savrulur saldırır suratlara şehrin kiri ve öfkesi biten gün gelecek günü hatırlatır ve ağlatır budur ahir zamanlarda yaşamanın esbab-ı mucibesi!
JUNPUİ SAFSATASI
Omzumda ve bütün hücrelerimde işlenmiş ve işlenecek bazı günahların yükü oysa ben trenle tren kuşla kuş çocukla çocuk atla at minderle minder ağaçla ağaç olan ben ne ara girdim bunca yükün altına?
Neden bir türlü susmaz vicdanımın bilinçaltı? tamam bazen saçmaladım lakin çocuktum lan çocuktum lan çocuktum ulan çocuktum bir ağacı orman sanırdım bir gülümsemeyi aşk çirkinliğim büyüyünce geçer sanardım o zaman severler beni bazen sanardım bazen sanırdım sözlük yoktu evimizde sorardım anneme, anne bu kuş da öldü, niye?
O ara sorularıma makul cevaplar bulsaydım kafam böyle değirmen taşı gibi ağır ve ağrılı olmazdı sorup durmazdım şimdi sorup durduğum soruları heyhat, artık geç, sorular içimde şarkı beynimin içinde şarkı hiç susmayan sorular.
Niçin kimse kilise kayıtlarında o rüşvetçi çarpık yargıçtan bahsetmiyor? hükme bağladığı tüm davalarda adı geçmeliydi oysa neydi köylü ayaklanmasının tarihi Prusya'da ve neden yer almıyor tarih kitaplarında? İsa'nın çivilenmesine neden izin verdi Allah? neden babam kumarı bu kadar geç bıraktı? benden bir şey olmayacaktı madem neden yaşamak oyunum buraya kadar uzadı?
Cevap veriyorlar şimdi neymiş efendim Renere'deki bir Amyr o çarpık yargıcı öldürmüş Junpui'deki bir başkası da bastırmış köylü ayaklanmasını İsa kuş olmuş uçmuş hiç acı çekmemiş babam artık evdeymiş tövbe etmiş geçmişe iyi de beni böyle delirttikten sonra bana ne efendim sizin cevaplarınızdan bana ne!
HAY'DAN HU'YA
Ömrüm sanki sayfaları atlanarak okunmuş bir kitap öylece duruyor rafta geniş bir zamanda bir kez daha okunacak bir kez daha okunduğunda fark edilecek bu sıkıcı fragmanın arkasındaki hakikat!
Beni bu bunaltılardan kır civarlarına yangınlardan çakır dikenlerine sorulardan çam diplerine ve kalabalıklardan su kenarlarına savuran neden o zaman anlaşılacak.
O zaman bir kez de benim gözlerimle bakacaksınız etrafa soracaksınız en az bir kez aslında park ne? ağaç ne? aşk ne? hezeyanla heyecan arasında tek benzerlik ses mi? hiçbir yere yetmezliğim sadece nefessizlikten mi? benim beceriksizliğim mi bütün kırılıp dökülenler? Allah'ı, annemi, sevdiklerimi inciten mesnetsiz soruların sorumlusu tek ben mi? şehrin tam ortasında yanık bir yatır gibi üstüme kondurulan binaları kayıtsızca seyretmenin bedeli kaç tel ak? sayacaksınız sayfaları!
Kırılan küçük şeylerin kimse farkında olmaz saç teli gibi dal gibi kalp gibi durup bir kez daha bakıldığında anlaşılırlar yaşamak ağrısından bezmiş bükülü bir boyun gibi
Okunacak ve anlaşılacak dedim de hayat esasen sayfaları ürküten, kalın bir kitap alfabesini terk eden bir topluluğun terk ettiği alfabeyle yazılan tarihçiler meşgul arkeologlar halsiz edebiyat öğretmenleri sınav telaşında şimdi bu sayfalarını kurtların kemirdiği bu kalın bu yaşlı bu yorgun bu ölü dilli kitabı kim anlayacak?
Ezilmiş bir çimen gibi korkak ve utangaçım etrafımdaki köpekleri seyrediyor kadınlar uykusuz ve yorgunum en az otoban kenarına belediyece zorla dikilen kasımpatılar kadar hayat bir heyulaymış hay'la gelip hu'ya giden gençken anlamamıştım, şimdi anladım, o kadar!
BENİ UNUTMA
unutmak kabus bazen, bazen hediye unutacağın varsa unut, ödüllendir kendini bağrışmalarımızı unut, ayılıp bayılmalarımızı kötü sözleri unut, öfkeyle savurduğumuz mesafelere takılıp sarılamayışımızı unut zamanı unut olanları olamayanları ve olamayacakları kadere hükmedip seni alamayışımı unut parkları unut, ağaçları ve teşebbüs ettiğim yalanları söylediğin yalanları unut söylediğim yalanları düş hepsini hafızanın bakiyesinden artanları hatırla!
uğruna yazdığım şiirleri hatırla bırakıp bırakıp başladığım sigarayı hatırla içlenip içlenip hiçbir yere sığamayıp sesinin gölgesine sığınışlarımı hatırla bir akşam aynı anda, telefonda muazzam bir ağrıyla ağladığımızı hatırla tamam istiyorsan unut beni geriye kalanlarımı hatırla!
seni sevdim gök girip kızıl çıkan bir kılıç gibi başlarda mahcup sona doğru şiddetli 'beni sana doğurdu anam' başka her şeyi unut bunu unutma
Beni unutma!
BEN BU ŞİİRİ SANA YAZDIM..
Bir mide dolusu yalnızlık ve buz gibi bir sessizlik Ben bu şiiri kusarak yazdım kimseler temizleyemez Sabaha karşı ağladım ama hiç sesim çıkmadı Ben bu şiiri susarak yazdım dudaklarım kupkuru Ağır aksak bir ağrı bir gelip bir giderken Sen öylece oradayken ve ben yanına gelemezken Hırsımdan deli gibi olmayışına sarılıp Gıyabında öperek tüm jest ve mimiklerini Ben bu şiiri uçarak yazdım tüm yüklerimden kurtulup Uyudum sonra uyandım gelmedi bir daha uyku Müezzini duydum sonra Allah'la karıştı adın Meleksin ya o yüzden gözüm hep yukarlarda Tavanda ve bulutlarda ve arş-ı ala'nın dışında Başımın üstünde her yerde gözlerini aradım.. Ben bu şiiri sana yazdım sızayım diye rüyalarına..
Çukur evimiz Ercan abimiz!
Küçük Prens'in uğradığı gezegenlerin birinde karşılaştığı ayyaştan hiçbir farkımız yok. Canımız sıkılıyor, çıkıp bir şeyler içmek istiyoruz sıkıntıyı dağıtmak için, sonra bir bakıyoruz canımız daha çok sıkılmış. Sıkıntıdan kurtulmak için içiyoruz ve içtikçe daha çok sıkılıyoruz. Biz de unutmak istiyoruz. Unutmak için içiyoruz. Neyi unutmak için? Neden içtiğimizi. Neden içiyoruz? Unutmak için..
Haksızlığınızdan dem vurup, sürekli haksızlık yaptığınızı söyleyip, bunu durmaksızın yapıp sonra haksızlık ettiğinizden şikayet etmesi. Mağdur mağruriyeti gibi görünen şeyin aslında mağrur mağduriyeti olması. Aslında sana dair şikayet ettiği ne varsa hepsine farkında olarak ya da olmadan (ki bu nasıl fark edilmez, nasıl bir bilinçaltıdır?) sahip olması. Neredeyse incitme ve yaralama mütehassısına dönüşmüşken incinmekten ve yaralanmaktan söz etmesi. Seni öfkeden çıldıracak hale getirene kadar sabırla ve bıkmadan bıkmadan bıkmadan uğraşıp, sonra o noktaya gelip delirdiğinde yaptıklarını parmakla gösterip " al işte aslında sen busun" demesi... Oğlum biriniz de şaşırtın lan! Biriniz de şaşırtın beni!
Sümüğünü mendile silen erkekleri sevin, çişini kuma yapan kedileri öpün, rakıyı ayranla içen kadınları selamlayın bla bla bla geyiği ne pis geyikmiş arkadaş bi bitmedi ya la!
KUŞAKLARARASI REZALET!
Işıklı vakitler geçti vay ki vay ışıklı vakitler geçmiş en azından benim için bundan sonra hep geriye çalışır saatler
Üstadımın üstadı otla sararmış yarasını üstadım depresyon haplarına müptela benimse bir işime yaramaz ne tabiat ne ecza yürürüm çaresiz panik atak eşliğinde tepemden ateş eden tabelaların arasında
Dıkşın! kentucky straight Dıkşın! barbeque good food Dıkşın! social, indigo, revolution Dıkşın! yeter, öldüm, vurmayın
Üstadımın üstadının üstadı montparnasse mezarlığında yatar üstadımın üstadı aşiyan'da üstadım osmangazi üniversitesinde takılır bense şirintepe parkı'nda dağılırım
Ez cümle kuşaktan kuşağa rezalet karanfil değil sefillik elden ele!
AH MUHSİN ÜNLÜ ALPER ABİ VE BEN KİMSEM ARTIK
Ah Muhsin Ünlü süper bir insanmış Bence Alper abi ondan daha süper bir insan Bendense bi bok olmaz İkisi de yolda Ebu Bekir'i görseler en azından selamlaşırlar Ben bir araba fırça yerim Kesin der ki bana, “oğlum manyak mısın sen niye bu kadar içiyorsun?” Ah Muhsin Ünlü ara sıra yalan söylüyordur muhakkak Alper abi söylemez diyor ama herkes ara sıra yalan söyler Ben en çok anneme yalan söyledim hala durup durup söylüyorum Annem beni döverken mesela gözleri kocaman oluyordu Öyle zamanlarda bile durmadan yalan söylüyordum Ah Muhsin Ünlü Azrail'i yolda görse selam verirmiş Sanıyorum Ah Muhsin Ünlü yolda kimi görse selam verir Ben yolda Azrail'i görsem derim ki “Anam babam niye bu kadar geciktin?” Alper abiye anlatsam şimdi bunları eminim kıçıyla güler O bana deli gibi gülerken ben ona “Abi” derim, “gülme bu hiç komik değil!” Ah Muhsin Ünlü şanslıymış annesi ölürken o kocamanmış Alper abi biraz şanssız annesi öldüğünde o küçükmüş Bense hepten boku yedim annem hala yaşıyor Annem yaşıyor ve yaşlanıyor biliyorum bir gün ölecek Ben yaşıyorum ve her gün annemin bir gün öleceğini düşünüyorum Annemin her gün tansiyonu çıkıyor beli ağrıyor saçları ağarıyor Benim de saçlarım ağarıyor annem gözümün önünde yaşlanıyor Dedim ya en şanssız benim kimse beni ipine takmaz Annem çay getirdi az önce fazla uzaklaşmış olamaz Ne tuhaf anneler çocukları üzüntüden ölürken bile Çocukları üzüntüden ölürken bile çay getirmekten vazgeçmiyor ne tuhaf Siz bir görseniz annemi ne demek istediğimi anlarsınız Annem hepinize çay koyar öleceğine inanamazsınız