Alemlerin rabbi Allaha hamd olsun

if i look back, i am lost
Claire Keane
Xuebing Du
🩵 avery cochrane 🩵
Noah Kahan
Cosimo Galluzzi
NASA

★

titsay
The Bowery Presents
noise dept.
art blog(derogatory)
$LAYYYTER
Show & Tell
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

Product Placement
Jules of Nature
ojovivo

tannertan36
𓃗

seen from Malaysia
seen from Indonesia

seen from Brazil
seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye
seen from Pakistan
seen from United States

seen from Bangladesh
seen from Israel
seen from China
seen from Bangladesh
seen from Romania
seen from Kenya
seen from Brazil
seen from Portugal
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
@arinis
Alemlerin rabbi Allaha hamd olsun
Ya Rabbi! Beni hem iç dünyamda (iman, kalp, ahlak, ilim) hem de dış dünyamda (senin rahmetinle kuşatılmış bir yaşam) eksiksiz, huzurlu, doğru ve tertemiz bir kul eyle
amin
Âl-i İmrân Suresi 8.
AyetRabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, çok bağışta bulunan yalnız Sensin.
Bu dua çok önemli bir gerçeği gösterir:
Hidayet, Allah'ın büyük bir nimetidir.
İnsan hidayete ulaştıktan sonra da Allah'a muhtaçtır.
Hiç kimse "Artık ben sapmam." diyemez.mümin, her zaman Allah'tan kalbini sabit kılmasını isterKatından bize bir rahmet bağışla"
Buradaki rahmet;
Hidayetin devamı,
Günahların bağışlanması,
Dünya ve ahirette Allah'ın yardımı,
Kalbe huzur ve sebat
gibi bütün ilahî nimetleri kapsar.
Şüphesiz Sen el-Vehhâb'sın"
el-Vehhâb, Allah'ın güzel isimlerinden biridir.
Anlamı:
Karşılıksız ve bol bol veren,
İhsanı tükenmeyen,
Lütfu sonsuz olan.
Mümin bu isimle Allah'tan yalnızca maddî değil, iman, sabır, ilim ve rahmet de ister.
Ya Vehhâb! Bana katından sağlam bir iman, doğru bir kalp, faydalı ilim, güzel ahlak ve tükenmeyen rahmet ihsan eyle
Rabbim! Ben kendi gücüme güvenmiyorum. Kalbimin doğrulukta kalması bile Senin lütfundur. Bana bunu karşılıksız ihsan et.
Rabbim! Bana verdiğin hidayeti benden alma. Kalbimi eğriltme. Bana katından rahmet ver. Beni kıyamet günü huzuruna yüzü ak çıkan kullarından eyle. Sen vaadinden dönmezsin.
Allah'ım! Bugün öyle yaşamayı nasip et ki; konuşurken, karar verirken ve insanlara davranırken Senin huzuruna çıkacağımı unutmayayım. Bana doğruluk, adalet ve ihlas nasip et. Rahmetinle beni affet ve doğru yolda sabit kıl. Amin.
Allah'ım, dünya sevgisini kalbimden çıkar, onun yerine Senin sevgini koy. Amin
İman edenlerin Allah'a olan sevgisi ise çok daha kuvvetlidir." (Bakara 2:165)
Rabbimiz kalplerimizi kendi sevgisiyle doldursun. Bize, "iman edenlerin Allah'a olan sevgisi daha kuvvetlidir" diye övdüğü kullardan olmayı nasip etsin.
Amin
Bugün 10 Safer , benim hicrî doğum günüm. Bugün, Allah'ın üzerimdeki musibeti tamamen kaldırdığına dair müjdeyi aldım. Bu güzel tevafuk ve bana lütfedilen büyük nimet karşısında Rabbime sonsuz hamd ediyorum. O'na sonsuz şükürler olsun. Üstelik bu müjdeyi mübarek Cuma gününde almak, kalbimdeki sevinci ve şükrü daha da artırdı. Rabbim bu nimeti benim için hayırlı, bereketli ve kalıcı eylesin.Ey Rahmân, Ey Rahîm! Bugün bana verdiğin büyük hediye için Sana sonsuz hamd ediyorum. Bana yaşattığın bu ferahlık ve kurtuluş nimeti için Sana şükrediyorum. Bu nimeti benim için hayırlı, bereketli ve kalıcı eyle.Beni her türlü musibetten, beladan, afetten ve fitneden muhafaza eyle. Rahmetini, mağfiretini ve lütfunu üzerimden hiçbir zaman eksik etme.Kalbimi daima Sana bağlı kıl. Beni doğru yolundan ayırma. Kur'an'ın nuruyla yaşat, imanımı ve yakînimi artır. Beni dünyada da ahirette de huzur ve esenlik içinde yaşayan, Sana çokça hamd eden ve şükreden kullarından eyle.Ey duaları işiten ve kabul eden Rabbim!Sana sonsuz hamd, sonsuz şükür olsun. Senin lütfettiğin bu nimetin kıymetini bilmeyi bana nasip eyle ve beni daima rahmetinle kuşat.
Amin amin amin 🤲
10 Safer 1448 / 24 Temmuz 2026
Allah'ım! Sen benim Rabbimsin. Beni doğru yola ilettiğin için Sana hamd ederim. Kalbimi Kur'an'ın nuruyla aydınlat. Bana dünyada iman, sağlık, helal rızık, huzur, güzel ahlak ve Senin razı olacağın bir hayat nasip et. Günahlarımı bağışla, kusurlarımı affet, bana mağfiretin ve rahmetinle muamele et. Kalbimi takva üzere sabit kıl, beni doğruluktan ayırma. Ahirette hesabımı kolay eyle, beni cennetine kabul et ve cehennem azabından koru. Bana Seni seven, Sana güvenen ve Sana teslim olan kullarından olmayı nasip et. Şüphesiz Sen duaları işitensin, merhametlilerin en merhametlisisin. Amin.
BAKARA SURESİ 197.AYETTEKİ ULÜ'L-ELBÂB ÇAGRISI !!!!
Bu gerçekten büyük bir çağrıdır. Çünkü kâinatın Rabbi, insana hitap ediyor ve onu kendisine yönelmeye davet ediyor.
Kur'an'daki "ulü'l-elbâb" ifadesi, sadece yüksek zekâyı değil, hakikati kavrayan, Allah'ın ayetleri üzerinde düşünen ve bu düşüncenin sonucunda O'na yönelen kimseleri ifade eder.
Kur'an'ın bakışına göre bir insan çok bilgili ve mesleğinde çok başarılı olabilir. Ancak bu, tek başına onun Kur'an'ın övdüğü 'ulü'l-elbâb' niteliğine sahip olduğunu göstermez. Çünkü Kur'an'da 'ulü'l-elbâb', bilgiyi Allah'ın ayetleri üzerinde düşünmek, O'nun rehberliğini kabul etmek ve takvaya yönelmekle birleştiren kimseler için kullanılan bir ifadedir.
Dünyevî akıl: Bilim yapmak, hastalıkları tedavi etmek, teknoloji geliştirmek, problem çözmek.
Kur'an'ın övdüğü akıl (ulü'l-elbâb): Bunların yanında Allah'ı, hayatın anlamını, ölümü ve ahireti de düşünüp doğru sonuca ulaşan akıl.
Sorunun kaynağı şu: **"Akıllı" kelimesi iki farklı anlamda kullanılıyor.** Bunları ayırınca karışıklık ortadan kalkıyor.
1. **Günlük dilde akıllı olmak**
* İyi doktor olmak.
* İyi mühendis olmak.
* Matematikte başarılı olmak.
* Bilim yapmak.
Bunlar kişinin **zeka ve bilgi** sahibi olduğunu gösterir.
2. **Kur'an'ın "ulü'l-elbâb" dediği akıl**
* Düşünmek.
* Hayatın anlamını sorgulamak.
* Allah'ın ayetlerinden ibret almak.
* Bu düşüncenin sonucunda Allah'a yönelmek ve takvalı yaşamaya çalışmak.
Bakara 197'de Allah'ın kastettiği ikinci anlamdır.
Bu yüzden daha doğru ifade şöyle olur:
> **Bir insan çok zeki ve çok bilgili olabilir. Ancak Kur'an'ın övdüğü "ulü'l-elbâb" ifadesi, sadece zekâyı değil, hakikati kavrayıp Allah'a yönelen aklı ifade eder. Bu nedenle Kur'an'ın ölçüsüne göre "ulü'l-elbâb" olmak, yalnızca yüksek IQ'ya veya akademik başarıya sahip olmakla gerçekleşmez.**
Yani burada **"o kişi akıl sahibi değildir"** denmiyor. Çünkü herkesin aklı vardır. Ayette övülen şey ise **aklını hakikati bulmak için kullanan kimselerdir.**
Bu ayrım önemlidir:
* **Akıl sahibi olmak** başka,
* **Kur'an'ın övdüğü "ulü'l-elbâb" olmak** başkadır.
Bakara 197'de Allah, ikinci gruba hitap ederek şöyle buyuruyor:
> **"Ey aklını hakikati anlamak için kullananlar! Bana karşı takvalı olun."**
Böylece ayette hem düşünmeye çağrı hem de o düşüncenin insanı Allah'a yöneltmesi gerektiği vurgulanmış olur.
Dolayısıyla bir profesör veya doktorun mesleki başarısı inkâr edilemez. Fakat Bakara 197'deki "Ey akıl sahipleri!" hitabı, Kur'an'ın övdüğü manevi ve hikmet sahibi akla yöneliktir. Bu nedenle Kur'an, gerçek aklın insanı Allah'a karşı takvaya yöneltmesi gerektiğini vurgular.
Bakara 197'de Allah şöyle buyurur:
> **"...Ey akıl sahipleri (أُولِي الْأَلْبَابِ - ulü'l-elbâb)! Bana karşı takvalı olun."**
Buradaki **"akıl sahipleri"** ifadesi çok anlamlıdır.
Arapçada kullanılan **"ulü'l-elbâb"**, sadece "zeki insanlar" demek değildir. **Lübb** kelimesi, "öz, çekirdek, saf akıl" anlamına gelir. Yani:
* Düşünen,
* Gerçeği arayan,
* Olayların özünü kavrayan,
* Geçici olana aldanmayıp kalıcı olanı gören kimseler.
Allah neden özellikle onlara sesleniyor?
Çünkü aklını kullanan insan şunu fark eder:
* Dünya geçicidir.
* Ölüm mutlaka gelecektir.
* Bir gün Allah'ın huzurunda hesap verecektir.
* Bu yüzden Allah'ın emirlerine uymak kendi iyiliğinedir.
Yani Allah adeta şöyle buyuruyor:
> **"Ey gerçekten düşünen insanlar! Eğer aklınızı kullanıyorsanız, Benim emirlerime uyun, yasaklarımdan sakının. Çünkü bu sizin kurtuluşunuz içindir."**
Burada "akıl" sadece bilgi sahibi olmak değildir. Kur'an'da akıl, **insanı doğru sonuca götüren ve onu Allah'a yönelten bilinçli düşünme** anlamında kullanılır.
Örneğin bir kişi çok eğitimli olabilir ama Allah'ın uyarılarını hiç önemsemeyebilir. Kur'an'ın bakışına göre bilgi tek başına yeterli değildir; **aklını hakikati görmek için kullanan kişi** "ulü'l-elbâb" olmaya yaklaşır.
Bu yüzden ayetin sonunda:
> **"Ey akıl sahipleri! Bana karşı takvalı olun."**
buyrularak, **gerçek aklın insanı takvaya götürmesi gerektiği** vurgulanır. Kur'an'a göre en doğru kullanan akıl, insanı Allah'ın rızasını aramaya yönelten akıldır.
Bakara Suresi 197. ayetin son kısmı şöyledir:
"...Azık edinin. Şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri! Bana karşı takvalı olun."
Bu cümle sadece hac yolculuğu için değil, bütün hayat için söylenmiş çok derin bir öğüttür.
"Azık edinin."
Azık, yolculukta ihtiyaç duyulan yiyecek, su ve diğer gerekli hazırlıklardır.
Hac uzun ve zorlu bir yolculuktu. Allah, insanlara hazırlıksız yola çıkmamalarını öğütlüyor. Yani tedbir almak tevekküle aykırı değildir. İnsan önce üzerine düşeni yapar, sonra Allah'a güvenir.
Fakat Allah hemen ardından dikkati çok daha önemli bir hazırlığa çeviriyor:
"Şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır."
Burada Kur'an, maddi hazırlıktan manevi hazırlığa geçiyor.
Neden "takva" en hayırlı azık?
Çünkü hac yolculuğu birkaç gün sürer; fakat ahiret yolculuğu bütün ömür boyunca devam eder.
Dünyadaki yolculuk için yiyecek gerekir.
Ahiret yolculuğu için ise takva gerekir.
İnsan yanında para götürebilir.
Elbise götürebilir.
Yiyecek götürebilir.
Ama öldüğünde bunların hiçbiri onunla gitmez.
Onunla gidecek olan:
İmanı,
Salih amelleri,
Samimiyeti,
Allah korkusu ve sevgisi,
Takvasıdır.
Bu yüzden Allah "en hayırlı azık takvadır" buyuruyor.
Takva nedir?
Takva kelimesi Arapçada "vikaye" kökünden gelir.
Anlamı:
Korunmak. Kendini tehlikeden muhafaza etmek.
Peki mümin neden korunur?
Allah'ın gazabından.
Allah'ın azabından.
Allah'ın hoşnut olmadığı şeylerden.
Yani takva sadece korkmak değildir.
Takva;
Allah'ı tanıdığı için O'na saygı duymak, O'nu razı edecek şekilde yaşamaya çalışmak ve O'nun yasaklarından bilinçli olarak uzak durmaktır.
Takva kalpte başlar.
Sonra davranışlara yansır.
Takvalı insan şöyle düşünür:
"Allah bunu görüyor."
"Allah bunu seviyor mu?"
"Bu davranış beni Allah'a yaklaştırıyor mu, uzaklaştırıyor mu?"
İşte bu bilinç takvadır.
Takva sadece haramlardan kaçınmak mıdır?
Hayır.
Takva iki yönlüdür.
Birincisi:
Allah'ın yasaklarından uzak durmaktır.
İkincisi:
Allah'ın emirlerini yerine getirmektir.
Mesela:
Doğru söylemek.
Adaletli olmak.
Merhamet etmek.
Namaz kılmak.
Yardım etmek.
Sabretmek.
Anne babaya iyilik etmek.
Bunların hepsi takvanın parçalarıdır.
"Ey akıl sahipleri!"
Allah neden özellikle akıl sahiplerine sesleniyor?
Çünkü aklını kullanan insan şunu düşünür:
Ben bu dünyaya niçin geldim?
Nereye gidiyorum?
Öldükten sonra ne olacak?
Hayat sadece yemek, çalışmak ve eğlenmekten mi ibaret?
Kur'an, aklı kullanmanın önemini sık sık vurgular. Akıl sahibi kişi, geçici dünya ile ebedi ahiret arasındaki farkı görür ve buna göre yaşar.
"Bana karşı takvalı olun."
Bu ifade bazen sadece "azabımdan korkun" şeklinde anlaşılır. Fakat Kur'an'daki anlamı daha geniştir.
Şunları içerir:
Bana karşı saygılı olun.
Emirlerime uyun.
Yasaklarımdan kaçının.
Hesap gününü unutmayın.
Rahmetime güvenin ama günahı da hafife almayın.
Her işinizde Benim rızamı gözetin.
Yani takva, hem Allah'ın rahmetini ummayı hem de hesap vereceğinin bilinciyle yaşamayı kapsar.
Bu ayetin hayatımıza mesajı
Her gün kendimize şu soruları sorabiliriz:
Allah bugün benden razı olacak mı?
Bugünkü davranışlarım takvaya uygun mu?
Konuşmam, ticaretim, ibadetim ve insanlara davranışım Allah'ın hoşnut olacağı şekilde mi?
Bakara 197'nin son cümlesi bize şunu öğretir:
Dünya yolculuğu için hazırlık yapmak akıllıca bir davranıştır; fakat asıl akıllılık, ahiret yolculuğu için takva hazırlamaktır. Çünkü dünyadaki bütün azıklar bir gün tükenir; takva ise insanı Allah'ın rahmetine ulaştıracak en değerli azıktır.
Bugün cuma, Allahumme salli ala Muhammed🤍
Hz. Muhammed (s.a.v.) Cuma günü veya gecesinde Kehf Suresi'nin okunmasını tavsiye etmiş ve bunun büyük faziletleri olduğunu belirtmiştir.
Konuyla ilgili rivayet edilen bazı hadis-i şerifler ve faziletleri şunlardır:
Nur ve Aydınlanma: Peygamber Efendimiz bir hadisinde, "Kim Cuma günü Kehf Suresi'ni okursa, ayaklarının altından gökyüzündeki bulutlara kadar bir nur parlar; bu nur Kıyamet Günü'nde ona aydınlık olur" buyurmuştur. Başka bir rivayette ise bu nurun iki Cuma arasında kişiyi aydınlatacağı ifade edilmiştir.
Günahların Bağışlanması: Kaynaklarda yer alan rivayetlere göre, Cuma günü veya gecesi Kehf Suresi'ni okuyan kişinin iki Cuma arasında işlediği küçük günahları affolunur.
Deccal'in Fitnesinden Korunma: Hz. Muhammed (s.a.v.), Kehf Suresi'nin ilk (veya bazı rivayetlere göre son) 10 ayetini ezberleyen veya okuyan kimsenin Deccal'in fitnesinden korunacağını bildirmiştir.
Ne Zaman Okunmalıdır?
gün batımıyla birlikte gün değiştiği için Kehf Suresi'ni okuma vakti Perşembe gününü Cuma'ya bağlayan akşam (gece yarısı dahil) başlar, Cuma günü akşama (güneş batımına) kadar devam eder. Hem Cuma gecesi hem de Cuma gündüzü okunması tavsiye edilmiştir.
Allah'ım, okuduğum Kehf Suresi'ni katında makbul eyle. Bu mübarek gecenin ve surenin nurunu kalbime, zihnime ve hayatıma yay.Bu surenin feyzini, nurunu ve bereketi ruhuma ve amel defterime yaz
Allah'ım, bu surenin hürmetine iki Cuma arasındaki günahlarımı bağışla yolumu aydınlat kalbime sebat ve huzur ver. Beni, ailemi ve sevdiklerimi ahir zaman fitnelerinden, Deccal'in şerrinden ve her türlü kötülükten koru Ashab-ı Kehf'in mağaraya sığındığı gibi ben de rahmetine ve sığınağına sığınıyorum; işlerimde bana kolaylık ve doğruluk nasip et
Yaptığım bu ibadeti ve dualarımı katında makbul eyle. amin