Düşüne düşüne düşmüş başım önüme duruyorum öylece. Oturdum bir kaldırım taşına tek yaptığım saatlerce düşünmek. Diğerlerine göre hep daha derin daha TAKINTILI düşündüğümü düşünüyorum, belkide bu yüzden kaybediyorum ben.
Bu düşündüklerim de öyle çok büyütülecek şeyler gibi gelmiyor tabi sonradan, ufak tefek şeyler içimde büyüyor ama akıl işte bir konuşunca susturana aşk olsun.
O büyüyen şeylerden biri de yalnızlık. Yalnızlık çoğu zaman takılıyor kafama, hep çok yalnız olduğumu düşünüyorum hatta bunu düşüne düşüne yalnızlığa alışıyorum. Kulağımda kulaklık üzerimde bir kapşonlu oturduğum kaldırımdan kalkıp yürüyorum öylece sokaklarda, görebildiğim tek şey bir görünüp bir kaybolan ayaklarım bir de ezbere bildiğim ayakkabı desenleri...
Çevremden onca insan geçiyor ama benim beynimde dönüp duran tek şey "Bu kadar kalabalıkta yavaş yavaş kayboluyoruz, yalnızsın, yalnız kalıyorsun." oluyor. Sonra elimi kapşonlumun cebine atıp o metal yığınını bulup açabildiğim kadar açıyorum müziğin sesini kulaklarıma doldukça o sesler içimdeki ağlayan yalnız sesi bastırıyor.
Dinledikçe dinliyorum dinledikçe dinliyorum hem içimdeki kısılmış sesi hemde kulağımda ki bangır bangır ahenkli sesi. Sonra hiç olmadık bir gülümseme oluşuyor yüzümde, dinlediğim şarkının sözleri dikkatimi çekiyor. İşte tam o anda tüm sesler kesiliyor çünkü o küçük sözde kendimi buluyorum kocaman kalabalıkta kaybolan ben. İşte o zaman kafama dank ediyor yalnız olmadığım, bende hâlâ bir ben olduğu.
"Yalnız değilsin." Diyorum kendi kendime sessizce "Hatta senin gibi binlerce var, seninle aynı müziği paylaşan, aynı sözleri mırıldanan."
Sizde benim gibisinizdir belki bilemiyorum, ama yalnız değilsiniz.
Kendi içinizde dokunabildiğiniz birkaç nota, mırıldanabildiğiniz bir melodiniz olduğu sürece hep en belirgin görünmezleriz biz.








