Umutlarımın gölgesinde güneş doğdu.
EXPECTATIONS
The Bright Sessions

No title available

Product Placement
No title available
Sade Olutola
Fai_Ryy
noise dept.
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
tumblr dot com
Cosmic Funnies
One Nice Bug Per Day

ellievsbear
Keni
Game of Thrones Daily
🪼
macklin celebrini has autism
d e v o n
𓃗
occasionally subtle
seen from Spain
seen from United States
seen from Singapore

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Chile

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Maldives
seen from Japan
seen from United States
seen from Morocco

seen from Japan

seen from Mexico
seen from China
seen from India

seen from United States

seen from Germany
seen from Côte d’Ivoire
@bira-kopugu
Umutlarımın gölgesinde güneş doğdu.
olur elbet bir şekilde, dert etme. bak geçiyor bir mevsim daha tüm olağandışı zerafeti ile. zor olduğunu biliyorum, bir şekilde her zaman sıyrıldın, bu da sıyırır elbet. oysa keskin bir bıçak gibiydi bakışların, görebilen gözler anlardı göz bebeklerinde. sorun yok. adımlanacak sokaklar bekliyor, daha çok yolun var, önünü göremesen bile. korkma, sadece adım at.
kör düğüm olmuş olay örgülerine küçük çentikler atma gayemiz var konuşamadığımız sözlerimizle. olur elbet, sorun yok. bilmesem de olur.
kendine dikkat et, hayatın içinde kaybolmamanı dilerim.
Güneş gibi doğacağım üzerinizde ama bir hüzmem dahi düşmeyecek üzerinize.
"Bir şey yapmalı ama ne?!" diyerek girdiğim kabusun sabahına önce ölmüş sonra doğmuş olarak uyandım.
Bu dünya benimmiş gibi yürüdüğümde, Yollar önümde eğilir, Sözüm yankı bulur taşta, Ve ben, dünyaya ait olmam; Dünya bana ait olur.
yoruldum. gözlerimden yaşlar akmıyor artık. yaşlandım. son zamanlarda geçen zamanı düşünür oldum fazlasıyla. belki de klasik geçmişe özlemdir bu da. işsiz kaldım yine. yaptığım hataları tekrar tekrar yapmak sanırım anca benim yapabileceğim bir şey. oysa neler neler yapabileceğimi sanıyordum. vasat olmuşum, farkında bile değilim. kolumu kaldıracak halim yokken çırpınışlarım daha da dibe çekiyor beni. öldükten sonra mı nefes alabileceğim?
sahip olabileceklerime uzanıp almak varken ben sadece bana verilenler ile yetindim. hayallerimin birer birer yıkıldığını ya da solduğunu görmek bana her geçen gün daha da şiddetli çelmeler takıyor. sorun yok. her yeni bir güne binlerce yeni hedef ve hayaller ile uyanacağım.
en elde etmeyi ümit ettiğindense elde edebildiğinle uzlaşmayı seç. aza tamah et ve mutluymuş gibi yap.
kabul etmiyorum.
kalbim sıkışıyor artık.
bazen ruhumu teslim ediyorum, aynı anda, binlerce kez. düşüncelerime yetişecek bir hız yok evrende, o yüzden yüreğim ağzımda kalbim elimde, küçük bir çocuk gibiyim hala. yaşlı bir çınarın hüznü şakaklarımda. zaman yok. patlayan ve genişleyen evrenler silsilesinin hiç birisi yetemiyor hayal ettiğim hayatlar evrenine. şu an. buradayım. bu kadarım oğlum.
hayat ağacının narin dalları arasında gezerken bastığım her bir daldı bugüne getiren, var eden. varlığı devam eden her bir hayat başarı değil midir, savaşta ıskalayan her kurşun gibi? kök salıyorum. bugüne kadar var olamadığım, var olmak için de çabalamadığım hayat için kök salıyorum. her gün her gün her gün. bir adım daha. ilk bisikletimi aldığım günü hatırlıyorum. yüzümdeki rüzgarı.
ah be mike. selam. bu videoyu goruyorsan dinlemelisin. pisman olmayacaksin.
pandora
Üniversiteden mezun oldum. haftasına 2 ay sonra gideceğim askerlik yerim belli oldu. annemin kuaförüne gidip belimi geçip götüme kadar gelen saçlarımı tek bir makas ile kestirdim. geceleri nerede uyandığımı bile anlayamazken birden tanıyamadığım birisine dönmüştüm aynada baktığımda. askere gittim, askerdeyken senelerdir süren ilişkim yürümedi ve sanırm kendisinin askerlik ve sonrasında gelen muallak durum ile pek uğraşma niyetinin olacağını sanmıyorum ki çok çok haklı, yollarımız ayrıldı. askerde yalnız kalmış bir erkek olarak ailemin evine döndüm. iş aradım 1 buçuk sene, insanlara minnet etmek zorunda kaldım ailemin zorlaması ile. affetmedim kendimi. yapabileceklerimi biliyordum ve de kendimden hiç ödün vermedim. kendi başıma projeler geliştirdim, aylarca gece gündüz yerlerde yatarak kod yazdım, ben de buradayım, beni de alın diyebilmek için.
ve de sonunda iş buldum. istanbula taşındım. yeni bir ilişkim başladı ve de evliliği düşünür oldum. ama içimi dürten bir şeyler vardı. 1 buçuk sene iş arama süreci bende büyük bir atamadığım sinire dönüştü. çünkü bütün her şey kendinizden şüphe etmeniz gerektiğini söylerken siz içten içe "hayır doğru bu ve ben bunu yapmaya devam edeceğim" diye haykırmak oldu sessizce ve de bu ilerleyen kariyerimde benimle birlikte geldi. zaten kolay kolay düzene adapte olamayan birisiydim yaklaşık 10 senedir de kronik uyku problemlerim vardı. tüm bunları düşününce garip bir serüvene girdim. işten ayrıldım ve de ne gariptir ki üniversiteden beri hayalim olan bir yere girdim. 1 buçuk sene boyunca koskoca bankanın bir ürününü uçtan uca full stack olarak yazdım. ve de bilin bakalım ne oldu, izin kullanacağım 3 ay öncesinden yöneticim tarafından onaylanmasına ve bayram tatilini yakın zamanda izin kullanacağım için çalışarak geçirmeme rağmen proje teslim tarihinin 10 gün sonra olacağını öğrendim ve de o gün istifamı verdim. bu süreçte evlendim. evlilik ile hayatımızda çok bir şey değişmedi ama o sürecin yorucu olması bizi farklı bir noktaya getirdi.
iş hayatı. aile. kişinin kendine olan şeffaflığı. her şeye ve herkese karşı dürüst ve şeffaf iseniz, hayatınızdaki insana karşı olan sorumluluk duygusu artık bilinçli ve gönüllü bir göreve dönüyor.
ne zaman nefes alabileceğiz, bu ülkenin gençleri ne zaman nefes alabilecek?
beyaz yakanın adının değişmesi gerek bu coğrafyada, parya nasıl mesela?
svihs
Prince Purple Rain Milan 2010
Sizi çok özlüyorum. baba oldum. sizin de görmenizi isterdim, oğlumu.
Belki de yaşamamam gereken bir hayatı bu yaşa getirmenin sancısı ve çocukluktan gelen ağırlıkların altında küçük ellerimle sırtlamaya çalıştıklarıma inat; olabildiğince var olmaya çalıştım, bana verilen ya da kimsenin vermediği, sebep olmadığı ya da olduğu; milyorlarca olasılık içerisindeki küçücük bir karahindiba ya da ağaç dallarından bir patternde gerçekleşen her şey. bocalıyorum, kaybolmaktan korkuyorum. sınırlarımı her zaman bildim, bacaklarıma dolanan tel örgülerine aldırmadım, insandır dedim geçtim. kendimi kaç kere öldürdüğüm hakkında bir fikrin var mı? sen ne şekilde isterdin? ama bak buradayız değil mi, daha yeni başlıyoruz.
bak, sentez bir adamım ben yekten, sekerken. nitelikli haytalık para etmiyor bu devirde ki işsiz kaldım. avuçlarıma kazıklar çakın. en çok beni gerin, en çok ben. gülüyorum gülüyorum gülüyorum.
hoş geldin. seni çok özledim. neden hiç ama hiç rüyama gelmedin? seni çok özledim. o kadar çok özledim ki adını oğluma koydum sesim titreyerek haykıramadığım günlerde; ölümle kısılan sesimde avazım çıktığınca oğlumun ve senin ismini haykırmak adına. mezarına gidemediğim tek insansın. kim bilir belki? seni çok özledim. neden hiç ama hiç rüyama gelmedin? özür dilerim. yaşadığım her bi an'ı sana borçluyken, acaba? sebebinin belirsizliğinde taşıdım seni kalbimin en derininde. herkes çentik atarken hayata biz façalar atardık en derinlerinden, sen olsaydın. en kral sigaraları içer, en manzarası kıyak banklarda yatar, bizden alınanların hesabını titizlikle tutar, hesap gününü beklerdik; kafamız materyal bağımsız güzelken. sen olsaydın eğer ülkeler fethederdik, en güzel arsalarda en güzel topraklar bizimken elma ağaçları yetiştirirdik gölgesinde kral sigaraların şanına ve munchiesine yaraşır. seni çok özlüyorum. neden hiç ama hiç rüyama gelmedin? oysa ben hayatımın yarısını harcadım belki rüyalarımda hesaplaşırız diye. yerin hiç dolmadı. kimi koymaya çalıştıysam, nasıl bir yerin ve karakterin varsa kimse yakışmadı oraya. sen de bunu denememi isterdin biliyorum. bak 33 yaşında, elde avuçta hiç bir şeyle, eşimle ve oğlumla çırılçıplağım. üzüm yaprağımızı arıyorum. mor yağmur yağdı bugün Zeus'un memleketine. göğsümü göğsüne vurarak sarılmak istediğim tek insansın. öyle bir eğittin ki beni yokluğunla, bir çınar oldum arkadaşım, ulu bir çınar. dallarımda gezmeni isterdim ve de eminim gözlerinde yaşlar olurdu. bir çocuk 12 yaşında ölmemeli arkadaşlar, yerde yatmamalı. gülmeli, okumalı, bağırmalı avazı çıktığı kadar. sevmeli, yan sınıftaki ya da can dostunun kesik olduğu kızı. kaç kutsal kitap var? okudum yokluğunda. kadere inanıyor musun, senelerce aklına gelebilecek her şeyde aradım, sebep sonuç ilişkisindeki terazi bizim hassasımızken hak geçmemesinde, anlamadılar. adaletimizi zayıflık, suskunluğumuzu eziklik sandılar. oysa bunları geçeli epey bir galaksi olmuştu. sen olsaydın arkadaşım dostum kanım canım kaderim, bağırırdım tüm suskunluğuma ve benliğime inat. bir çocuğun bir çocuğa verebileceği en büyük tecrübeydi bu, yokluğu ve yokluğunun tanıklığı ile verilen. seni çok özlüyorum. lütfen rüyama gel olur mu, ölüme inattı ya yalnız bıraktın beni. şimdi ise aklıma geldiğin her gün seni yaşatıyorum.
bayramın kutlu olsun, seninle yapabileceklerimizi düşünmediğim bir günüm dahi yok. bana güç ver olur mu, çok zorlanıyorum. omzunu arıyorum. seni arıyorum. beni olduğum kişi yaptığın için sana çok teşekkür ederim. galaksiler senin için patladı dostum. entropi ve zaman doğrusallığı elbet değişecek bilinmeyen dallı budaklı evrenler silsilesinde, işte biz o zaman tekrar omuz omuza olacağız. yoksa bunca sigara ziyan olmaz mı, dönemediğimiz oncası varken?
hoşgeldin, uzun zaman oldu, rakı? susacaksın. anlaşamasak da burasının amacını biliyorsun. her şeyin sebebi olmak nasıl bir his? evet 4 erkek kardeş olmanıza rağmen soyunuzu devam etttirecek tek erkeğin babası, torunun ben. neden gelmiyorsun demeyeceğim. kavgalı olmasak da verebilecek cevaplarının olmayışı sanki bu limoniliğin sebebi, ne dersin? sen ıslak ben kuru. bak, kendinizi erkek sandığınız her an sizi 5 ile çarpıp 3 ile bölebilirim siz farketmeden, mühebbet hapislerinizle. o zaman değildi ama şimdi tokmak burada. cevap istiyorum yüzünüz ile.
kızgınlığımın sebebi kişisel yaptıkların değil, ebeveyn dahi olamayacak karakterde ve 3 kere adını söylemeyecekken kendi kişisel çıkarların için eğittiğin ve yönettiğin kızların ve oğlun başıma bela olması. oğlunu bundan ayırabilirim çünkü o sadece bir günah keçisiydi. senin yapamadığın ebeveynliğin vebalini ve etkisini benim oğlum görmeyecek, duymayacak, hissetmeyecek. orada o şekilde kalacaksın. hayatta olsaydın, oğluna kaldırdığım yumruklar sana inerdi. bu yüzden yüzün yok. oysa ne dedik yüzünüz ile. bana kızmaya hakkın yok, saygı kazanılır. ve de saygı görmek istiyorsan bahsedilen diğer kişilere bakabilirsin. iyi ki oğlunu kanatlarının altına alamayacak kadar yetkinlikten yoksun ve bencil bir insanmışsın. çünkü kendi öz babamı sadece senin günahların ile bağışlayabilirim. bu bağlamda düşününce de iyi ki diyor insan en nihayetinde. anlamadığım bir şekilde niyeyse beni çok etkliyorsun, bir ara sürekli rüyalarıma geliyordun. epeydir anmıyorum seni. buna darılma, neden olduğunu biliyorsun ve gerçek erkek bildiği şeyleri bilmiyor gibi yapmaz, sorumluluğunu alır, usul usul devam eder, küsmez. gelirsen beklerim, dinlerim. seni özledim. anlaşamayız ama elini öperim. saygıda kusur etmem ama göte göt derim. selametle, eyvallah.
bazı şeyleri yüreğim kaldırmıyor arkadaşlar.
hoşgeldin. ne de güzel çektin ama beni cımbızla yattığım banktan. bir erkeğin rol model olabileceği bir erkek oldun benim için, kimsenin yapmadığı, yapmayacağı ve yapamayacağı. çünkü insan ve insanı tanımak böyle bir şey. her bir cümlen hala aklımda. bir insanın parası bitebilir, ama itibarı bitmemeli. bunu bana sen öğrettin. ve de hep buna göre yaşadım hayatımı. göte göt dedim, aç yattım belki işsiz kaldım ama bundan ödün vermedim. sen olmasaydın ben babası ile harala gürele büyümüş ve de o tedrisattan geçmiş bir çocuk olacaktım. ama adeta bir ilahi dokunuş ve kendi mesleğin gibi aylarca ince ince işleyerek cımbızla çektin beni bulunduğum karanlıktan. aş verdin, iş verdin en önemlisi umut verdin. kendimden şüphem yoktu ama etrafımdaki insanların beni aşağı çekeceğinde korkmamı her zaman sen de hissettin, biliyorum. senden aldığım para ile hiç bir zaman uyuşturucu almadım şüphelensen dahi. sana olan minnetim; ait ve adapte olamadığım hayatta beni kırbaçlayan etken oldu. son nefesine kadar aklında hala ben olduğumu biliyorum. senin ustalık eserin her biri. büyük bir ferahlıkla gurur duyabilirsin, çünkü nazarımda bir şeyler ile gurur duyabilecek bir insan varsa bu senden başka kimse olamaz benim için. keşke bir gece ayazında herhangi bir sahil kasabasındaki bir bankta üzerime örttüğüm bir yorgan olsan tekrar. elini hissetsem sabah güneşi ile. o kadar yoruldum ki anlatamam. seninle yapamadığım tek bir şey var, ağlayamamak. arada kalmışlığın, potansiyeline ulaşamamanın ve bundan bile isteye ödün vermenin, feragat etmenin ne demek olduğunu bana sen öğretmedin ama aldığın kararların ve benim dinlediklerimin sonunda erdem kelimesinin sadece çocuklara konulan bir isim olmadığını anladım. gözlerimi kapattığımda el yazını görebiliyorum. bir insanın inandığı değerler ve hedefler uğruna kısıtlı imkanlar ile bu derece bir şeylere etki edebilecek kadar dokunabilmesi, ona imkanlar verildiğinde neler yapabileceğini düşündürmeye itiyor insanı. o yüzden bu da bana dolaylı yoldan senin tarafından verilen bir ders oldu. imkanlar verildiğinde. o imkanlar neler. bu imkanlar için neler yapılabilir. ben bir çınar ağacıyım arkadaşlar. ve de her bir dal çatalında evren çatırdıyor. ve de ben her bir hayat döngüsünde geziyorum geceleri.
çocuk oldum, çocuk olmaya devam ettim ve edeceğim. hayatımda 3 tane adam tanıdım, birisi çocuktu gözlerimin önünde öldü. bana arkadaşlığı ve an'ın önemini öğretti. birisi hiç olmadı ama bu önemli değildi. diğeri ise hayatta en ama en çok saygı duyduğum insandı. biraz alkol biraz ondan biraz bundan karışmış olabilir lakin ne önemi var arkadaşlar. bu kadarız. bak kollarımı açabildiğim kadar açıyorum tekrar odanın en ama en ortasında. oysa bilmiyorsunuz burası dünyanın merkezi. peki ya sen? senin de odan dünyanın merkeziyken kollarını açabiliyor musun bunca anlamsızlığa rağmen. şuan anlamıyorsun, ama anlayacağın günler gelecek. umarım anlamazsın.
bu dünyadan göçüp gideceğim. tek bir isteğim var oğlumun toprağa basarak büyüdüğünü görmek. çünkü biliyorum, içindeki o kaynayan şey onu istediği hedefe götürecek ama bunu nötrleyecek bir etken olmalı hayatında geri bile çeviremeyeceği bir öğreti olarak babasından gelen ve gelecek olan. işte o zaman, işte o zaman oğlum kaçınılmaz olan her şey senin olacak.
ne ben nitelikli haytalıktan vazgeçerim ne de hayat bana çelme takmaya çalışmaktan vazgeçer. oysa bilmediği şu: bir rüzgarın saçlarımı savurması kadar olur ancak bunca curcuna, ve de ben sönmeye yakın sigaramı intihara kavuştururum büyük bir gurur ile uçurumdan aşağı atarken.
sevin, sevişin, gülün, ağlayın, üzülün ama en önemlisi hissedin ve bu hissettikleriniz ile ilgili konuşun. her birinizi potansiyel kişiliklerinizden öpüyorum.
y.
Daha önce başka yerde yazdığım ama burada bahsetmediğim şeyler var. Uzun zamandır çocukluğum üzerine düşünüyorum. Bu beni epey yorsa ve en ufak şey paramparça etse de bir şeylerin cevabını orada bulacağımı farketmem epey geç oldu. Affetmediğimi ama hatırlamak da istemediğimi farkettim. ve de hatırladıkça affedememenin ve yokmuş gibi davranmanın arasında kayboldum. affedecek bir şey yoktu çünkü varsa tarafız demektir. taraf olduğumuzu bilip aslında hayatım boyunca yalnız olduğumun yüzüme vurulmasını istemiyorum. affedecek çok şey var çünkü olabileceklerimi bilirken olamamamın en büyük sebebi sizsiniz. buradaki ince çizgi 10 seneden fazladır içinde olduğum depresyon ve kendi içimde kendime karşı oluşturduğum yanlı benlik. hangisi hangisinin sesi? ben neredeyim?
kendime en acımasız olan da benim en torpil geçen de. tenhadan çok güzel sıyrılıp, en kolay caddelerde kayboluyorum. ama ne güzel galaksiler patlatıyorum, bir bilseniz. ah bir bilseniz. içimde hala baharlar yeşerebileceğini biliyorum.
Oğlum. oğlum, oğlum, oğlum. son zamanlarda her yere yazmak istediğim tek kelime, tek sıfat, tek ben-liğim. nazardan korkmam ve aylarca seni ağzıma bile almaktan korkmam. babanı tanı olur mu. zira beni tanıman için elimden geleni yapıyorum ki bunun benim için ne kadar zor olduğunu tahmin edemezsin anlamsız kaos teoremlerinin doğa olayları arasında. zira her bir anın farkında olma lanetiyle yaşanmış bir hayatın içinde sana sahip olmanın ve beni tanıyamamın ihtimali bile beni kahrediyor. bak oğlum, tarihte her baba oğlu ile gurur duydu ya da duymak istedi, bense benimle gurur duy istiyorum. çünkü sen öyle bir zamanda geldin ki beni bile iliklerime kadar titrettin. benden daha farkında, bende daha bir öz ve sarsıcı bir şey geldiğini hissettim. beni anlayacağını biliyorum. zira istersek dünyaları fethederiz, isteyip de yapamayacağımız, olamayacağımız hiç bir şey yok. bu senin damarlarında akıyor. korkma. boğazımdaki yumrunun adı oldun. her bir duygunun tarifi saçının teli. baban; junky ruhlu bir serseri oğlum. her zaman öyleydi; sekerken şırıngaların ve demir eksikliği yaşayanların arasında küçük bir çocukken.... herkese “her şeyi anlamak zorunda değilsin” derken bütün bıkkınlığım ve tükenmişliğimle sen beni anla olur mu oğlum. zira bu yaşıma kadar gelebileceğim bile düşünmezken hayata attığım ilk çentiksin: varlığımla. bugüne kadar akan en anlamlı göz yaşlarım. hayat seni nereye sürükler bilmiyorum. ben her şeye ve herkese bir tecrübe olarak baktım en kötü durumda bile. sana verebileceğim tek tavsiye dara düştüğünde kendi özüne sarılman olacaktır. çünkü kendini dinleyip aklını kullanırsan bir şekilde yolunu bulacağını biliyorum. zira sekerken en yekten yerlerde tutunduğum tek bir dalım vardı herkes ve her şey tam zıttını gösterse de. kendi sesini duymaya çalış. müzik oğlum, müzik. beni hayatta tutan, gecelerin karanlığını kendi içinde aydınlığa kavuşturan tek şeydi. hiç bir zaman yalnız olmayacaksın, senin hissettiğin duyguları mutlaka bu hayatta ve tarihte hisseden birileri olmuş ve olacak. ne hissettiğinin farkına var ki kendine yakın hissedebileceğin insanları bulabil. bunun kilit noktası bulacağın kişi değil; ne hissettiğinin farkında olman ve bu duygularını paylaşman. bile bile yanlış yapmanın ağırlığını omuzlarında taşıyabilecek olgunlukta olmanı dilerim. ...
çığlık atarcasına yaşa olur mu oğlum. ben uçlardaydım ama hayata bağlanma dürtüm her zaman sınırlar çerçevesinde tuttu beni. büyük yıkımlarım da olabilirdi büyük patlamalarım da. ama ben sıradan bir hayatı seçtim, biraz da vicdanım beni rehin aldı. sana sahip olabilmek için. şimdi farkediyorum. beni tanı, benimle gurur duy, kozmik ve doğa olayları neticesine yarın yanında olamayabilirim ama baban nice galaksiler patlattı oğlum. bir kulağım, bir gözüm ve binlerce elim her zaman üzerinde. kalbim ne kadar kırıldıysa o kadar büyüdü. ne kadar çaldılarsa o kadar da ben verdim kendimden. benden giden gitsin ben yıkılmam, bir rüzgarın saçlarımı savurması kadar olur ancak bunca curcuna. o kadar küçüksünüz ki; bir buğday tanesi bile daha dik durmaya dirençli her birinizden. erdem güzel bir isim. hiç bir şey bilmiyorsunuz. neler yapabileceğimi biliyordum, ama onun yerine çentik atmak istedim. çünkü bazı çentikler asırlarca kalır ve tarihi bile değiştirebilir. çocukken, ellerime bulaşan kanlarla haykırırken kazındı bugünler. her gün, her birinizi. anıyorum. kaosun içinde olabilecek tek bir pattern vardı, ve de olabilecek bütün olasılıkların en küçüğünde. sıy-rıl-dım. bir dalım ben ardıç ağacında. milyarlarca dallar arasında. her birinde gezindim izinsizce. biraz da olsa torpilim vardı kendimden verdiğim rüşvetlerle. senin için. nefes al, nefes ver. nefes al, nefes ver.
ölüm bile kıskanıyor. gözleriniz nerede? gölgeme bak.
Selamlar.
Epey şey değişti, değişmeye devam ediyor blabla. Eskilere bakarken buluyorum kendimi şimdilerde onca şey değişirken. evlendim epey oldu hatta inanır mısınız baba dahi oldum. bir oğlum var. ve de ben bunların tam olarak neresindeyim bilemiyorum. 15 yıl içtiğim sigarayı bir şeyler değişmeli diyerek tekte bıraktım, 1 buçuk sene oldu.
bazı şeyleri kaybetmenin verdiği korku hiç bir şeye sahip olamayacakmışım ve de hiç bir şeyi haketmiyormuşum gibi yaşamama sebep olmuş, öyle hissettirmiş. bir şeylere sahip olmaya hakkım yokmuş gibiymiş. plansız programsız. savrulurken tutunduğum küçük dalgaları koydum üst üste. epeydir ayık değilim. epeydirden kastım yıllardır. kaybolmak istedim kayboldum. kimse bulamadı. bulunmak istemedim.
Ölüyoruz ve de öldürüyoruz en güzel düşüncelerimizi saniyeler içerisinde. Geçenlerde kafam güzelken düşünmüştüm -her zamanki gibi- sanırım iyi bir insan olma çabamızın nedeni ölüm korkusu ya da başka bir şeyden ziyade her an hayatlarına dokunarak geleceklerini şekillendirdiğimiz insanların; hayatlarını daha yaşanabilir kılabilmiş olmayı istememiz olmalı. Olmasa bile daha asil bir şey. Şuan anlamadığını biliyorum ama anlayacaksın. ...
Hayatımın farklı bir evresine girerken nadir de olsa yaptığım doğru şeylerden biri olan yazmaya geri mi dönsem acaba diye düşündüm. bilmiyorum, public ve anonim olmadan tekrar yazabileceğimi düşünmediğim için bırakmıştım. ama bakalım.
çığlık atarcasına yaşa olur mu oğlum. ben uçlardaydım ama hayata bağlanma dürtüm her zaman sınırlar çerçevesinde tuttu beni. büyük yıkımlarım da olabilirdi büyük patlamalarım da. ama ben sıradan bir hayatı seçtim, biraz da vicdanım beni rehin aldı. sana sahip olabilmek için. şimdi farkediyorum. beni tanı, benimle gurur duy, kozmik ve doğa olayları neticesine yarın yanında olamayabilirim ama baban nice galaksiler patlattı oğlum. bir kulağım, bir gözüm ve binlerce elim her zaman üzerinde. kalbim ne kadar kırıldıysa o kadar büyüdü. ne kadar çaldılarsa o kadar da ben verdim kendimden. benden giden gitsin ben yıkılmam, bir rüzgarın saçlarımı savurması kadar olur ancak bunca curcuna. o kadar küçüksünüz ki; bir buğday tanesi bile daha dik durmaya dirençli her birinizden. erdem güzel bir isim. hiç bir şey bilmiyorsunuz. neler yapabileceğimi biliyordum, ama onun yerine çentik atmak istedim. çünkü bazı çentikler asırlarca kalır ve tarihi bile değiştirebilir. çocukken, ellerime bulaşan kanlarla haykırırken kazındı bugünler. her gün, her birinizi. anıyorum. kaosun içinde olabilecek tek bir pattern vardı, ve de olabilecek bütün olasılıkların en küçüğünde. sıy-rıl-dım. bir dalım ben ardıç ağacında. milyarlarca dallar arasında. her birinde gezindim izinsizce. biraz da olsa torpilim vardı kendimden verdiğim rüşvetlerle. senin için. nefes al, nefes ver. nefes al, nefes ver.
bak ne galaksiler patlattik 5 metre kare odalarda, ne kafalar yaşandı; yaşanmaya zaman yetemeyenler kıskandı. kaç tam tur attın ya da kaç ardışık adım? dönüyorum dönüyorum dönüyorum.
dünyaya ilk çentiğimi atıyorum. bak işte tam olarak onu diyorum. akan hayatın içerisinde hafif dalgara göre ya da göreleliğe göre rotası olan bir kayık gibiyim asla kıyıya vuramayan. çırpınmayı bırakalı çok uzun zaman oldu. önemin önemini bir ceket gibi kapının girişine astım. ama ben dünyaya ilk çentiğimi atıyorum.
dönüyorum dönüyorum dönüyorum. etrafında. adım adım.
34 17
30.04.2022 06:20
bu hep böyle oldu diye böyle olmak zorunda değil. korkuyoruz, en ufak değişimden bile. hamam böceğinden ne farkımız var? düşüncelerimi yakalayamıyorum. değişmeyen tek şey; klişe olarak değişimin kendisi mi yoksa değişemeyen kalıplaşmış şeyler mi? saçmalama, sence bu kadar basit olabilir mi? daha derine daha derine, bir daha, bir kere daha. bazı geceler nefesim kesiliyor ve de o anlarda en derin dalgaların üzerinde usulca süzülen bir yaprak gibi hissediyorum kendimi. tırnaklarımla kazıdım ulan tırnaklarımla! şimdi karşıma geçip de hangi hakla hor görebiliyorsunuz beni? üzerimdeki tonlarca ağırlığın ne kadarını omuzlarınızda hissettiniz, peki ya kaç kere her adımının sonrasını düşünürken kaosun içinde oradan oraya salınarak var olmaya çalışan bir karahindiba gibi düşünerek kendinizi sakinleştirmeye çalıştınız? ezilmek isterken ezilemeyen atlas gibi, ya da bir kayanın üzerinde her adımı matematiksel ve neden-sonuç olarak şekillenebilecek bütün yollarıyla ele alan le penseur gibi. gülüyorum bilmiyorsun, kusuyorum bilmiyorsun. şeytanı korkuttuğumu biliyorum. rüzgarda en güzel salınan da benim, un ufak olmak istedikçe her geçen gün devleşen de. insan olmanın, varlığının çok ötesine geçtiğimi farkediyorum artık. daha büyük şeyler olmalı, bir şeyler değişirken ya tam yıkıcı olmalı ya da kapsayıcı bir şekilde yapıcı. tarihi bir düşünsene. bütün insanlık tarihini ve de o yüce, muhteşem insanları ve tarihe yön veren düşüncelerini, buluşlarını. düşündün mü? peki anladın mı? düşüncelerini ya da muhteşemliklerini değil. ne kadar çok olduklarını! o yüzden her şeyin seni içine çekerken bilerek seni yalnızlaştırmaya ve dizginlemeye çalıştığını fark etmelisin. bileklerim kırılana kadar duvarları yumruklamak istiyorum, prometheus gibi cezalandırılıp her sabaha kahkaha ile uyanmak ve de kargamı her gelişinde büyük bir tebessümle selamlamak. şuan! bak tam olarak şuan! evet evet tam olarak şuan! lütfen şuanın varlığının farkına varamadığını ve de bunun seni çıldırtmıyor oluşundan bahsetme bana. çünkü sadece şuana sahibiz. güzel tezatlık: sahip olduğumuz tek şeyin bizi çıldırtacak ya da çıldırtamayacak olması. güzel. hayat sana hiç bir şey vermeyecek ki başkalarının hayalini yaşadığının bile farkında olmadan her zaman başka hayallerin olacak. olacak ki meşgul olasın, olacak ki düşünemeyesin. o yüzden aramayı bırak. sadece kendi öz benliğini ve kendini tanımaya çalış. kendinle konuş, kendinle çeliş, en çok kendinle kavga et, en çok kendine kız. bunu becerebilen o kadar az insan var ki bunu bir nimet olarak gör. sokaklarda geçirilen çocukluklar. para denilen kağıt parçaları peşinde koşarken hayatını (zamanını) satan gençler. sürekli herkesin bir şeyleri nasıl yapman gerektiğini söylemesi ve de onu söyleyen insanların aslında hep senin gibi olmak istediklerini farkettiğin zaman; kendinden ödün vermenin acısını yine kendinden çıkarmaya çalışıp da çıkaramayarak geçen en güzel yıllar. gençliğimiz imrenmek olmuş. oysa bilmiyoruz bilmiyoruz bilmiyoruz bilmiyoruz bilmiyoruz bilmiyoruz bilmiyoruz. belki de sinirimiz alenen olan şeye karşı bilmiyormuşuz gibi davranmaktandır? çocukluğumuzu çaldılar, en güzel yıllarımızı çaldılar, tırnaklarımızla bir yerlere gelirken bütün parmaklarımızın kırıldığını umursamadılar ve de umursamadıkları gibi onların suçu değilmiş gibi bizi ötekileştirdiler. zaten onların umursamasını beklemiyorduk zira o sapağı geçeli çok olmuştu fakat umursayamayışımızı serseriliğimizden sandılar oysa sadece var olmaya, yolumuzu bulmaya çalışıyorduk. şimdi ise her gece sinirle karışık, kırık parmaklarımızla kendimize zarar verirken gülerek buluyoruz kendimizi. ve de onlar! onlar biz gülüyoruz diye bize kızıyorlar. bile bile yanlış yapmak istemenin, bile bile duvara karşı son sürat arabayı sürmenin ve de tüm bunlar olurken yüzümüzdeki gülümsemenin ne demek olduğunu anlayamayacaklar! ama gün geldiğinde tek seferlik de olsa bütün bilekler, bütün parmaklar, bütün düşünceler ve galaksiler onların üzerinde un ufak olacak. yarattığınız yaratık gün geldiğinde sizin de kapınızı çalacak. bu belki ben ya da herhangi biri olmayacak ama elbet o kapı bir gün çalınacak; teker teker, tırnaklarımızla bir yerlere gelmeye çalışırken kırılan parmaklarımızla. evet parmaklarımızla, her birimizin.
Tekrar yazmaya karar verdim. hiç biri ayık kafayla değil. gerçi artık ayık gezdiğim de söylenemez. keyifliyim aslında, hiç bir sıkıntım yok, evliliğimde her şey yolunda, seven ve sevilen bir eşim var. ama bir yanım eksik her zaman. sebebini bilmiyorum. ama atamadığım bir şeyler var ne olduğunu bile bilmediğim. acaba diyorum sorumluluklarımdan kaçmam kendimden kaçmama mı sebep oluyor diye düşünerek belli bir süre o şekilde yaşadım ama yok yine de o değildi. rasyonel düşüncelerime hayat görüşüme ters gelen şeyleri anlamakta zorlandığım için mi acaba içimde bir boşluk yarattığımı düşündüm ama hayır; her ne kadar sebep-sonuç etki-tepki şeklinde düşünce şeklim, kaderciliğe zıt ve aynı zamanda; aslında her bir anın dallanarak sonsuz bir ağaca dönüştüğünün ve de o ağacın sadece minik bir dalı olduğunu düşününce hayatımın acaba bunun mu beni rahatsız ettiğini düşündüm. ama yok hayır bu da değildi. gayet net bir şey çünkü bu.
uzun zamandır arıyorum. son zamanlarda yaşadıklarımdan sonra bulmaya yaklaştığımı hissediyorum.
Ağlayamadığımı farkettim. İçimde her şeyin taşa dönüştüğünü. Hatta en değer verdiğim insanı toprağa kendi ellerimle gömerken, yetmez: 3 ay sonra bir diğerini yine kendi ellerimle de gömerken tek bir damla göz yaşı aktı ikisinde de. o zamanlar bunu güçlü görünmek zorunda olduğumun getirisi(?) olduğunu düşünmüştüm ama öyle olmadığını fark eder oldum ağlayamamanın üzerine kafa yorunca. tüm hayatımı gözlerimin önünden geçirdim. tek tek. beni yerden yere vuran çoğu şeyin çocukluğum olduğunu fark ettim. çocukluğumda yaşadığım en ufak bir şeyin bile beni hüngür hüngür ağlattığını fark etmem başka şeylere düşünmeye itti beni. çocukken öldürmüşüm bazı şeyleri içimde. ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok. bu düşünceyi aylar önce fark ettiğimde ekşide
sorunlu çocukluk geçirmiş insanların sıradan tekdüze bir hayata alışmasını istemek; kendini tanıdığından (çocukluk) beri sorunlarla uğraşan birisi için sıkıcı bir hayat demek. ve de bu hayatında hep bir şeyleri arama isteğine yol açarken elindeki hayatı yaşayamamaya sebep olmakta. rüyamda çocukluğumu gördüm. farklı biri gibi geldi.
şeklinde yazmıştım. Bugün ise bu düşüncelerden sonra doğrular gibi sanki bu entryi.
Lunaparkta çocukları tebessüm ve biraz da hüzünle izleyen; kafası güzel yaşlı bir dede gibi hissediyorum kendimi. Sıkılıyorum ama sıkılmak gibi de değil.
Eskiden de hep devrik cümleler kurardım fakat artık anlamlı olup olmadığıyla ilgilenmiyorum. öyleyse öyledir.
Dünyanın her yerine gidebilirim, istersem sokakta çırılçıplak koşup bir tapınakta monk bile olabilirim. ama “ne gerek var dimi amına koyim??”. Aferin.
lalala.
Gülüyorum.
İki çeşit insan var. Birincisi kalbindeki mavi kuşun farkında olup da dışarı çıkmasına izin vemeyen, ikincisi ise mavi kuştan haberi bile olmayan. Bugün birincisinden bahsetmek istiyorum.
Kimsenin görmesini istemiyoruz. Özümüzü, pişmanlıklarımızı, korkularımızı ve daha kaçtığımız, kafamızı çevirdiğimiz ne kadar şey varsa. Mavi kuş bunların vücut bulmuş hali. Sürekli dışarı çıkmak isteyen ama sürekli kafesinde tutmaya çalıştığımız, kanat çırpışları duyulacak diye ödümüzün koptuğu.
Oysa özgür olsak onunla beraber bütün her şeyden kurtulacakmışız gibi, nefes alabilecekmişiz gibi.
Nefes almak istiyorum.
artik yazmiyorsun sanirim bunu görür müsün onu da bilmem ama yazdigin başka yerler varsa paylasmani rica edecektim
evet artık burada yazmıyorum arada bir girip bir şeyler döküp çıkıyorum. yazdığım başka yerler var ama format olarak çok farklı şeyler ve de benim için özel ve anonim kalmak istiyorum.