Demir Demirkan · Demir Demirkan · Song · 2000
Mutsuz olduğumda sığındığım anlara bir yenisini ekledim bu ara. Dünya üzerinde en huzur bulduğum yerde bir karavanda bu an.
Kent ormanında bordo bir karavan. Gecenin kör vakti. Çırılçıplak iki beden. Tutkulu bir sevişmenin ortasında soluklanırken camdan yıldızlara bakıyorum. Dışarıda rüzgarda kıpırdayan ağaçlardan başkası yok.
Hiç bilmediğin, tanımadığın bir adam. Yıllardır tanıdığın bir ten, koku. “Noldu bize böyle” diye fısıldıyor kulağına. “Çok güzel oldu” diyorsun, adını haykırıp sarılıp öpüyorsun.
O kadar aşina, sanki 2 saat olmamış tanışalı.
Sırtını öpüyor, omurgan boyunca. Daha önce öpülmedin öyle.
Dışarıda köpek havlamaları. Hareket ettikçe siz, karavan sallanıyor. Tehlikeli bir düş. Düş mü gerçek mi bilemiyorsun.
“Haziranda bir hafta benimle gel” diyor yabancı. Gezelim.
Korkuyorsun, evet demeye.
İlk karşılaşmanız. Köprünün karşısına önüne atlıyorsun. Geniş omuzları, açık ensesini görünce “Ben nasıl karşı koyacağım” diyorsun.
3 saat gereksiz bir sohbet içine giriyorsunuz. Hayat enerjisi, sevimliliği sarıyor seni. Ama o kadar. Hayatı okuldan değil, yollardan öğrenmiş bir adam. Ortaokul terk. Mıknatıssın iki kutbu gibisiniz. Öyle bir çekim.
Karşılıklı masada oturmak sıkıyor, yan yana gelebilmek için yürümeyi bahane ediyorsun.
Deniz, yıldızlar, sen ve yabancı. Sohbet aynı.
Dönüşte “Öpebilir miyim?” diyor.
Böyle bir koku yok. Böyle bir elektrik de.
“Hadi” diyor, “gidelim.” Karşı koymaya çalıştığın o bir saat.
Bilinmezlik, risk, tehlike, çekimi arttırıyor. Arzu kazanıyor. Mantık üzgün.
İç ses “15 km yürümeme sebep olacak bir hata olmasın lütfen.”
Ama nasıl güzel bir hata.
Gecenin 3’ü, eve dönmek gerek. Yarın gidecek. “Ne yapayım” diyor. “Kal” diyemiyorsun. “Sen seç” diyorsun.
Ertesi gün öğleden sonra yine deniz kıyısında karavanda oturuyorsunuz. Anlatıyor uzun uzun.
Sonra ormana çekiyorsunuz karavanı. Bir kez daha arzular dünyasında kayboluyorsunuz.
“Daha önce bir şey yaşamamışım, diye düşünüyorsun.
“Haziran” diyor. “Bırakmam seni, yine geleceğim.”
Ertesi sabah gerçek dünyada buluyorsun kendini.
İş, sorumluluklar, fabrika, düzen.
Uzun süren bir rüyadan uyanıyorsun adeta.
Tüm gün aklında, karavan, kokusu ve “Pamuğum” diyen sesi.
3 gün geçiyor. Ses yok. Belki de bir daha hiç olmayacak.
Geçerken uğradı sana. Onun için sıradan bir hikayeydi belki de ama senin için hayatının macerasıydı.
Hiç tanımadığın, asla beraber olamayacağın bir adam, orman ve karavan, fonda Bob Marley.
Hayatının en arzulu 2 günü.
Belki de bir daha tekrarlanmayacak.
Uzun süre aklını kurcalayacak. Çünkü bazı hikâyeler bir yabancıyla başlar.
Hatırladıkça gülümsetecek, belki biraz hüzünlendirecek.
Dudaklarımda bir öpücük, aklımda bir dize olarak kalacaksın.
“İbrahim gönlümü put sanıp kıran da kim?”