accept that you arent special to some people and move on
d e v o n
art blog(derogatory)
Peter Solarz
Stranger Things
cherry valley forever

No title available

oozey mess

shark vs the universe
KIROKAZE
macklin celebrini has autism
Not today Justin
trying on a metaphor
ojovivo
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

祝日 / Permanent Vacation
NASA
taylor price

tannertan36

Origami Around

No title available
seen from United States
seen from Germany

seen from China
seen from Pakistan

seen from Mexico

seen from Italy
seen from South Korea
seen from China
seen from Singapore
seen from United States
seen from Germany
seen from Brazil

seen from Brazil
seen from India
seen from United Kingdom

seen from Thailand

seen from Colombia
seen from Colombia
seen from United States
seen from United States
@bulutsuplasebo
accept that you arent special to some people and move on
Bence çocuk olmanın en güzel yanı istediğin zaman istediğin yerde ağlayabilmen. Büyüdükçe insanlar gizli gizli ağlıyorlar çünkü.
Hiçkimse görmek istemeyen kadar kör değildir.
İbn-i Sina
dedallein
ustaca çalışmak, Eski Yunanca.
Leonard -I did a bad thing. Sheldon -Does it affect me? Leonard -No Sheldon -Then suffer in silence.
Kaynak:
-Big Bang Theory
s6e6
Kaybedenler Kulübü
1:54:39′luk ömür eksiği.
Utanmazlığı özgüven sanan insanlar var.
Penny -Umm, we're not counting this as a date, are we? Leonard -Umm, I'm not sure... but I think the right answer here is no. Penny -Bug report: When a guy ask me to spend time with him, maybe he plans something more interesting than hanging out at home, watching TV? Leonard -Even Doctor Who? Penny -Even Doctor Who.
Kaynak:
-Big Bang Theory
s5e14
Schrödinger’in kedisi sarman mıydı, tekir mi?
Kutunun içindeki içi arsenik dolu şişenin kırılıp kırılmadığını bilmediğimizden, Schrödinger’in kedisi hem canlıdır, hem değildir. Ama kutu açıldıktan sonra, ya canlıdır, ya değildir. Bu iki durumdan biri diğerini dışarılar. Kutu ve içindekiler, kaçınılamaz bir gerçektir. Vardırlar, ve zamanda sabittirler. Şişe ya kırılmıştır, ya kırılmamıştır. Kedi ya ölmüştür, ya ölmemiştir.
Ya da belki, biri, üzerinde kocaman kalın harflerle “DOKUNMAYIN” yazan bu kutuyu, içinde ne olup biteceğini bilerek almış, sırf eğlencesi için sallamış, sallamış, sallamış, şişeyi kırmış, kediyi zehirlemiş ve birilerinin kutuyu açmaması için de elinden gelen şaklabanlığı yapmıştır. Kutu açılıp da ölü kedi ortaya çıktığında ise, muhtemelen etrafta yalancı yas halleri yaşamış, kendisini bir şekilde kurban göstermeyi başarmış, kendi vicdanını bile sikip bir köşeye atmış olabilir. Ya da belki, bir zafer kazandığını düşünmüş ve durumla gururlanıyor bile olabilir. Hatta, sorumlunun kendisi değil de merakı olduğuna bir şekilde inanmıştır, kendisini her zamanki gibi en küçük sorumluluk tanesinden bile sıyırmanın bir yolunu bulmuştur. Kediyi merak öldürmüştür. Ne gelirse ya meraktan, ya yapraktan gelir. Kurallara uymamak da kendi suçu değildir, kedinin ölmesi de.
Ölümünden sonra ise kedinin renginin hiçbir önemi yoktur. Önemli olan şovdur. Yalanlar söylenmeli, hikayeler anlatılmalı, şov devam etmelidir.
eşekherif_’in bu halka verdiği hizmetin yanından geçemeyen insanlar keşke olmasa.
(https://open.spotify.com/track/0LbVVakq9ekmz6fKJt1tL0 gönderdi)
İlhan Şeşen - Ağlıyor İstanbul
İyi terbiye, kendimiz hakkında ne kadar iyi ve başkaları hakkında ne kadar kötü düşündüğümüzü saklamaktan ibarettir.
Mark Twain
Derdim var, sıkıntım var, anlatamıyorum tam nedir.
Hayal kırıklıkları topağı halinde ilerleyen bir hayat hikayesinin içine düştüm. Yetersiz okul, yetersiz beceriler, yetersiz sosyal çevreler, yetersiz (yerine getirilmeyen) vaatler, tutulmayan sözler, bir çırpıda harcanan emekler, sanki daha önce hiç gerçek konuşulmamışçasına bir çırpıda söylenmiş, hayasız ve sabahsız yalanlardan ibaret bir utanç topağı izliyorum etrafımda. Duvarlar olup büyüyorlar, büyüyorlar, büyüdükçe eskilerine de ekleniyorlar, onlar büyüdükçe ben küçülüyorum, küçüldükçe yalnızlaşıyorum, korkaklaşıyorum, uzaklaşıyorum.
Duymam gereken bazı sözler var, asla duymayacağımı bildiğim sözler. Utanç duygusunun altında ezildiğini bildiğim sözler, sesi soluğu kesen sözler bunlar. Gerçek, elle tutulup gözle görülebilen, havada asılı kalmış, ama asla ağızdan çıkmayanlar. Söylense hiçbir şeyi değiştirmeyecek, hiçbir anlam taşımayacak, ancak söylenmeyince insanı bir noktada düğümlü bırakan şeyler.
Bunların yanında, benim eksiklerim de çığ gibi büyümeye, gözüme batmaya başlıyor. Yetersizlik hissinde süreklilik, süreklilik, süreklilik, her sabaha korkuyla, gerginlikle uyanmak. Meşguliyetsizlik, bir yolculukta olmama hissi, ulaştığım bir yer olmamasının bilinci. Savrulma, savrulmaya devam etme, tutunamama, tutunabilsem de tekrar düşeceğime emin olma huzursuzluğu.
Yalan sevgiler. Eksik hayaller, kurulamayan güven duygusu. Benden saçma sapan beklentiler, benim saçma sapan (eksiklikte ve fazlalıkta) beklentilerim.
Başımın üstünde denizler, okyanuslar var, nefesim bitiyor. Dibe bırakıyorum kendimi, artık ayaklarım kuma değmeli, çok battım. Değmeli ki kendimi denizlerin okyanusların üstüne; dalgalara ve köpüklere, yıldızlı yahut bulutlu gökyüzüne itebileyim, nefes alabileyim yeniden. Ama o bile hayal kırıklığı; yer, taş, toprak bile olması gereken yerde değil.
The Shape of Water
ie: overrated AF.
Eyes Wide Shut
ie: overrated.
Benim yürüme planları yaptığım erkek, bana “bacım” dedi.
Hepsine okeyim de, bacım nedir arkadaş? FriendZone dediğimiz olayı başka bir seviyeye taşıdı. Ne gerek vardı ki? Tatlı, ponçik bir hanımım. Elim yüzüm düzgün, ailem iyidir. Resmi davetlerde utandırmam, annelerle çok iyi anlaşırım, kendi ilgi alanlarım vardır. Düşünmesini de bilirim, hesap sormasını da. Çok güzel kurabiye yaparım, ellerim her zaman manikürlüdür. Çok makyaj yapmam. Gülerken itici olmam, hatta gamzem de vardır. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmam. Güvendiğim insanı gereğinden fazla kıskanmam. Açık kumralım, nüfusun %32′sine denk geliyorum, yarısının da erkek olduğunu düşünürsek bu oran %16′ya geriler, akran olmamız da beni %2′lik nüfus dilimine sokuyor. Mühendisim. Galeri gezmeyi severim. Bazen tek başıma sinemaya giderim. Yazın çok mutlu bir insan olurum, dondurma yemeyi çok fazla sevmem. Kitap okumak beni mutlu eder, zihnimi açar, etrafımın daha çok farkında olurum.
Böyle anlatınca iyi güzel, ama beni beğeneni ben beğenmem; benim beğendiğim de beni beğenmez... galiba. Halbuki bir güzel söz, bir güzel bakış insanın gününü ne kadar da güzelleştirir! Günün sonunda telefonun ucundaki sesin berraklığı, bütün yorgunluğu alıverir; deliksiz uykulara salar insanı.
Ben bunları vermeye hazırken, siz neden yüzünden 4+1 eve badana yapacak kadar fondöten temizleyen kızlara bakarsınız? Aklım asla ermez...