@cahilfilozof yazını seslendirmeme izin verdiğin için teşekkür ederim dostum.
"Biz hepimiz kendimize yabancı insanlardık ve bizi bize başkalarının tarif etmesine alışmıştık."
"Çünkü kimse bize kendimizi sevmeyi öğretmemişti."
Eski günlerdeki gibi 🙂
Show & Tell
One Nice Bug Per Day
Peter Solarz
h

Product Placement

@theartofmadeline
Cosimo Galluzzi
Keni
AnasAbdin

Origami Around
Three Goblin Art

❣ Chile in a Photography ❣
d e v o n

No title available
🪼

JVL
Stranger Things
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

Love Begins
No title available

seen from Netherlands
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Sweden
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Australia

seen from Türkiye
seen from South Africa

seen from South Africa

seen from T1
seen from United States
seen from United States
seen from Canada
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
@cahilfilozof
@cahilfilozof yazını seslendirmeme izin verdiğin için teşekkür ederim dostum.
"Biz hepimiz kendimize yabancı insanlardık ve bizi bize başkalarının tarif etmesine alışmıştık."
"Çünkü kimse bize kendimizi sevmeyi öğretmemişti."
Eski günlerdeki gibi 🙂
Geriye dönmek mümkün olsa nerede dururdun, nerede başlardın yeniden, neyi değiştirirdin?
Kendini sevmeyi öğrendiğinde her şey değişecek. O zaman insanları da kusurlarıyla sevmeyi öğreneceksin.
Kapılar açılır bir bir, geçersin. Birileri kalır ardında, birileri, belki en sevdiklerin, durmazsın.
ben kadere inanmam, dedi adam ama tanrıya inanırım. kader inancı bir zaman sorunudur; biz sanırız ki tanrının zamanı da bizim ki gibi düz bir çizgide ilerler. oysa tanrının zamanı dikeydir, bir şeyi olduğu an da bilir. yani bu demektir ki insan kaderini kendi yazar, tanrı bilir.
neden kalamıyorsun, dedi kadın gözleriyle. başını eğdi adam, kapıya uzandı eli, uzandı kadın, elini tuttu. tutamadı adamı..
başı öne eğik geldi adam. anahtarı kilide soktu, çevirdi. değişmemişti. sevindi. kapının ardında kadın belirdi elinde bezi. hiçbir şey değişmemiş gibiydi. işten döner gibi gülümsedi, bir öpücük kondurdu dudağına kadının. kadın şaşkın, adam mutlu.
belki de hiç gelmemeliydi diye düşündü kadın. bez yavaşça düştü elinden. almaya yeltendi adam. yüzünde hala aynı mutluluk ifadesi. ellerini kavradı. bir öpücük daha kondurdu dudağına. karşılık verdi kadın. belki de hiç gelmemeliydi diye düşündü. adam mutlu.
bir yudum aldı kadehinden adam. gözleri kadını aradı. bu ev ilk kez böylesi sessizdi. yatak odasına girdiğinde yere çömelmiş kadını gördü. olmayan bir lekeyi siliyordu kadın kısa, sert vuruşlarla. adam seslendi. duymadı kadın. omzuna dokundu. kadın durdu. arkasına dönmeden mırıldandı ‘’belki de hiç gelmemeliydi.’’ duymadı adam. sarıldığı yerlerinden çözüldü kadın. sevişmek üzerini örttü gidişinin, kadehin yanına bir sigara ilişti, kadın ifadesiz, adam mutlu.
kadın gülümsemek istedi bir kez daha. yapamadı. gözleri eriyip akmak istedi bir mumun sıcaklığı gibi. adam öylece izledi. ne kadar da güzeldi. saçlarını izledi. ezberlemek istedi gözlerindeki ifadesizliği. anlamlar yükledi adam. hiç olmayan anlamlar yükledi kadının sessizliğine. usulca bıraktı kendini yere. bir çift el diledi geceden. kadının ellerini diledi elinde. ama gitmek zorundaydı. gitti. adam mutluydu. kadın da mutlu olmak istemişti. oysa yok olmuştu.
sigara almak için uzandığı cebinde bir not buldu adam. özensizce yazılmış kelimeler, ıslanmış kağıdın üzerinde birbirine karışmıştı. gülümsedi adam, herhalde sevgi sözcükleri olmalıydı. kağıdı cebine koydu. sigarasına uzandı bu kez. çakmağına sonra. bir sigara yaktı ve kalabalık trafikte insanları izledi.
ne de çok insan var diye düşündü sonra. hayatın içinde. ve hayatın dışında. sigarasından bir nefes aldı adam. bir nefes daha.. elleri yorgundu. üşüyor gibiydi biraz da. birkaç gün öncesinden kalmış şarap şişesine uzandı. insandık dedi. bizde onlardandık. sen de vardın.. bir nefes daha çekti sönmüş sigarasından..
bir gözü kapıda bavulunu topluyordu kadın. evden ayrılma saati yaklaştıkça hareketleri ağırlaşıyor, yazdığı kelimelerin pişmanlığı karabasan gibi üzerine çöküyordu. belki de okumamıştı henüz! bir an önce onu bulmalı, yok etmeliydi o kağıdı ama nasıl; ne bir adres ne bir telefon numarası vardı. koca ev bir mengene gibi sıkıştırıyordu kadını, sürekli geziniyor, çareler arıyor, nefes alamıyordu. insanı en çok belirsizlik yorabilir bu denli, diye düşündü. camın kenarına oturup küçük bir not kağıdına emanet ettiği kaderini beklemeye koyuldu.
günün ilk saatleriydi. güneş tam tepeye varmamıştı henüz. hayal kırıklıkları ve gideremediği özlemleriyle dolu bavulu ayaklarının dibinde, bekliyordu. durak ne kadar da sessizdi. hep boş mu geçerdi bu saatte otobüsler diye düşündü kadın. gözleri daldı bomboş yola. bir otobüs daha geçti önünden. beklediği otobüs olmalıydı. acının ağırlığı ile yıkanmış elleri çaresizce düştü dizlerine. kaldıramadı kadın. adamın gidişini de kaldıramamıştı. göz kapaklarını hissetti. ağlamaktan kıpkırmızı olmuş gözleriyle yolun boşluğuna daldı bir kez daha. bir otobüs daha geçti. adamın gidişine benzetti. omuzuna asılı küçük çantasından kulaklığını çıkardı. sağ kulağına taktı birini. sol tarafı adama ayırdı. grinko çalıyordu: other child room. sesini açtı. bir adamın gidişini dinledi kadın.
‘’herkes bilir gitmesi gereken zamanı, kimileri inanmak istemez yalnız.. ‘’ işte bu cümle ile başlıyordu yazı. bembeyaz bir sisin içinde adam, lacivert, demir kapının önünde, otuz yıllık ömrünü elinde taşır gibi tutuyordu kağıtı. sonra ne olduysa birden doğruldu ve hızlı adımlarla yukarı çıktı. üç beş parça eşyayı doldurduğu gibi bavuluna, tren garına doğru koşmaya başladı. ne kadar hızlı koşarsa o kadar az düşüneceğini sanıyordu, ne kadar hızlı koşarsa o kadar çabuk unutabileceğini. değil miydi veda eden o, hiç sevmemiş gibi yapacaktı bundan sonra. herhangi bir şehirde yeniden başlayacaktı. tren kalktı. şehir küçüldü..
adam gitmiş, hikaye çoktan bitmişti!
adam gitmiş, hikaye çoktan bitmişti!
adam gitmiş, hikaye çoktan bitmişti!
ter içinde uyandı kadın, bağırarak. ağlama nöbeti başladı ardından; dakikalarca, gözleri eriyip akarcasına sürdü.
bir kapı çaldı
arkası sessizlik
bir daha çaldı
bir daha
bir daha
sessizlik
kapının önünce adam
arkası sessizlik
kapının sesiyle irkildi kadın. bir hamlede doğruldu yatağından. ayaklarını yere salladı ve kalkmaya çalıştı. bir kez daha çaldı kapı. uzun zamandır dinlemediği o parça çalıyordu sanki. piyanonun üzerinde bir çocuk çığlık çığlığa ağlıyordu. gözlerindeki yaş henüz dinmemiş, zihnindeki uğultu alıp başını gitmemişken.. bir daha çaldı kapı.. kadın nefes almakta zorlandı bir müddet. kalkamadı ayağa. bir duvar vardı sanki önünde kapıya koşmasını engelleyen. ellerini vücuduna doladı. kim olabilirdi ki bu saatte gelen?
gitmek istememişti.
hiç istememişti.
bir eli duvara yaslı, diğer eli ısrarcı hamlelerle basıyordu zile adam. kapının arkasındaki sessizliği dinledi, tanımaya çalıştı. uyuyor olmalı diye düşündü. yumruklamak istedi kapıyı, yıkıp önündeki o koca duvarı sarılmak istedi kadına. boynunun kıvrımlarında dolaştırmak istedi titrek ellerini. ve öpmek kalbinin köşe’sinden. geldim diyecekti. bak buradayım. bir daha sakın gitmemi isteme benden.. adam son bir kez daha basmak istedi zile. dizleri ağırlaştı, gözleri hala kıpkırmızı. elleri cebinde kendini dışarı attı. çok uzaklaşmayacaktı..
gitmişti. dönmeyecekti.
zihnindeki sesler susmuyordu kadının. belki de bir hayalden ibaretti her şey. zil de çalmıyordu artık. korkak adımlarla yürüdü ve boğazında bir düğüm. açtı kapıyı.. kimse yoktu. başını yere eğdi ve küçük bir kağıt parçası değdi gözüne. yaş oldu, aktı..
kadın mutlu.
‘’vedaya gerek yok sanırım. hem hiç gelmemiş bir adam nasıl gidebilir ki. olsa olsa bir sahnedir bu; kadın sevmediğini söyler ve film biter.’’
böyle yazıyordu küçük kağıt parçasında. kadın hemen tanıdı yazısını.. halbuki..
adam, kadının yazdığı bu kelimelere inat haykıracaktı yüzüne onu -sevdiğini. geldim diyecekti. hiç gitmedim ki..
kadın parmak uçlarını yakan bu kelimelere inat -seviyorum diyecekti. hiç gitmedin ki..
bir kadını bir de adamı vardı bu hikâyemizin. gidenleri vardı. ve kalanları. gelenleri vardı. sevenleri. peki ya her film biter miydi bitti demekle?
bir adam seviyor. bir kadın seviyor..
ikisi de üzgün.
öyleyse bitti.
.
“O iki insandan, sonunda Birinin anılarında kedi, Birinin dalmalarında mum Kaldı gitti.
Nerede bir mum yansa şimdi, Nerede oynasa bir kedi, Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri.. Bugün dün gibi oluyor, Dün bugün gibi. Mum ellerimi tırmalıyor, Belleğimi yakıyor kedinin elleri.”
Ah ne günler..
Ben arşivde kayboldum.
bir MFÖ konseri ardından
ben burdayım diyenler_işim olmaz diyenler_mini giyenler_ayine gelenler_susanlar_susturulamayanlar_para bende diyenler_bozuk yok diyenler_bira içenler_şişe açtıranlar_bu benim gecem diyenler_yarışmacı arkadaşlara başarılar dileyenler_çıksın artık diyenler_acelesi yok kanka takılıyoruz işte diyenler_tek gelenler_çift gelenler_e kapatsaydınız mekanı dedirtenler_bebek yüzler_rastalı saçlar_jöle kafalar_en sexi benim diyenler_giyinmeyi unutanlar_sigara içenler_puro içenler_yalandan içenler_MFÖ diye delirenler_sahi kim çıkıyor bu gece diyenler_locada oturanlar_stand da takılanlar_yerlere yayılanlar_bahçede uzananlar_köpeklerle oynayanlar_can ciğer olanlar_yeni tanışanlar_daha bakışanlar_ünlüler_ünsüzler_on ünlüyü cebimden çıkarırım diyenler_dibine vuranlar_ayakta uyuyanlar_bana birşey olmaz diyenler_klozetle öpüşenler_baba ben her türlü götürürüm diyenler_bizden bi cacık olmaz diyenler_abazalar_ağır abiler_ilk kez gelenler_müdavimler_ve sonunda MFÖ sahnede++Ah bu ben ++mecburen++psipsikopatım_mazhar taytını giymiş mi diyenler_fuat da çökmüş diyenler_klima yok mu diyenler_bahçede serinleyenler_şarkılarla coşanlar_çakmak taleplerine yeni yetme body ekremler_sahne önünden izleyenler_aralarda tepinenler_serinde dinleyenler_beleşci balkoncular_sıcak doruk noktasında iken mazhar'dan++yandım yandım_bende yanıyorum tabi –bi fırt bira–bi nefes cigarella–tam ortasında kalabalığın–yalnız başıma_ve yine mazhar++tam ortasındayım hayatın++yalnızlık ömür boyu_baba içimi okuyor_damardan giriyor_manzarayı seyredenler_birbirini
seyredenler_MFÖ'yü seyredenler_yerinde duramayanlar_sıkılanlar_patlayan flaşlar_eğlenmeyi bırakıp reklama başlayanlar_ağzıyla içenler_……. içenler_off dedirtenler_sexten soğutanlar_iddalıyım diyenler_işim olmaz diyenler_selülitler_20'likler_50'likler_tikiler_hipiler_sosyetikler_ne olduğu belirsizler_şortla gelenler_makosen giyenler_ve gecenin sarkısı++güllerin içinden_özkanın solosu götürüyor insanı_sonra peşpeşe++bu sabah yağmur var istanbul'da++sarı laleler_çok gevşedik galiba–özkan'ın anlamca boş–ritimlerle kıpırdatan–mimikleriyle çoşturan–Yarabbi şarkısı ile eğlence yükseliyor–ve Ali desidero ile hep bir ağızdan tavan yapıyor–FİNAL.
DİKKAT ÇEKENLER:
YAŞLAR KEMALE ERMESİNE RAĞMEN PERFORMANS GAYET İYİ
MEKANDA KLİMA YOK YA DA VAR FARK EDİLMİYOR
BİR GECE MEKANINDA KANGAL,GOLDEN VE KURT OLMAK ÜZERE 3 KÖPEK BESLENMESİ
KONSERİN TAMAMINI BAHÇEDE DİNLEYENLER İÇİN SANIRIM MFÖ BİR ARAÇTI AMAÇ DEĞİL
NEDEN SAHNELER BİRAZ DAHA YÜKSEK OLMAZ Kİ.MİLLETİN ENSESİNİ SOLİSTLERİN KELLESİNİ GÖRMEKTEN ÖTEYE GİDEMEDİM
MFÖ BU İŞİ KEYİFLE DEĞİL PARA İÇİN YAPIYORMUŞ KİBİN GELDİ BANA
GECENİN ESPİRİLERİ:
SAAT 02:00 112 NOLU OTOBÜSÜN KALKMASINI BEKLERKEN ARKAMDAKİ ÇİFTTEN DİŞİ OLANI YAN TARAFTA MÜŞTERİ BEKLEYEN HER TARAFI VURUK İÇİNDEKİ TAKSİNİN ŞÖFÖRÜNE BAKIP “BU YENİ ŞÖFÖRÜ HERHALDE İLKİ ÖLMÜŞ OLMALI ’‘DEDİ.
OTOBÜSTE ÖNÜMDE OTURAN KISA BOYLU HATUN ’'YA NE KADAR KISA BOYLUYUM NEREYE OTURSAM AYAKLARIM YERE DEĞMİYOR’'DEDİ.
Sene 2012 Tumblr’da ilk gönderim. O kadar oldu mu, bunu da ben mi yazmışım, ulan neler yazmışım, şu fonta bak, noktalama işaretlerine...
Blogla ilişkim zamanla değişsede hala yaşatıyor olmak güzel. Bi nevi günlük, kendime mektup, geçmişe yolculuk, işte her neyse, güzel .
O zamanlar elimde küçük defterim konserlere gider, insanları izlerdim. Çoğu zaman garip bakışlara, muhabbetlere maruz kalırdım. Yani düşününce haksız da sayılmazlar.
Uzun, geniş bir kahvaltının ardından biraz yüzüp kendini dinlenmeye alırsın. Kahven, müziğin, barakalardan gelen tek tük sesler, sonra tavuklar, kediler, sohbet etmeye, yabancı oldukları bu yüzleri daha yakından görmeye gelen göl sakinleri. Akşam üzeri ateşini yakarsın. Bir köşeye demliği atarsın; sıcak su hep lazım. Domatesi, biberi, patlıcanı artık ne varsa özenle ateşdeki yerini alırken kadehleri inceden doldursun. Sana göre en güzel vaktidir günün. Güneş gölün içine doğru batıp her yanı renkleriyle boyarken şişe yarılanmıştır. Bakkaldan alınmış halis köy ekmeği dilimlenip kızartılır, üzerine mis gibi tereyağı, yanında bıçakla tiftiklenmiş salatalar yoğurt ve sarımsakla kucaklaşır. Çayın da demlenmişse aralara serpilir küçük, tombik bardaklarla. Herkesin keyfi yerindedir. Hayaller kurulur, şarkılar söylenir, kahkahalar, hüzünler... Herkes hisseder ki bu an, anlar, işte hayatta gerçekten değerli olanlardır. İçin içine sığmadığında kalkıp gölün kıyısında biraz yürümek, bu anı sindirmek istersin. Yürüdükçe güneş içine dolar. Kollarını açıp onu kucakladığında biri seni kadrajına alır, deklanşöre basıp bu anı ölümsüzleştirir.
Daha ileriye gitmek için hep dibi bulmam gerekiyor. Bu hiç değişmiyor.
Bu günler de favori gece etkinliğim:
Yastığa sarılıp somatik somatik takılmak; böyle dans desen değil, yoga desen yani, ama fazlasıyla içsel fazlasıyla an'da olduğun..
Bundan da bir ders çıkar mı çıkar.
Bu günler de favori serzenişim:
Samimiyiz ama içten değiliz 🙄
Uzun zaman sonra İstanbul'dayım. Uzun yürüyüşler yapıyorum, fark ediyorum ki en sevdiğim, özlediğim denize açılan o sokaklar; hani yürümeye başladığında belli belirsiz görünen ve yaklaştıkça alabildiğine uzanan o mavilik. İnsan her seferinde sebepsiz gülümser mi?
Biraz soğuk, dedi çocuk. Dışarıda adam boyu kar vardı ve soba cayır cayır yanıyordu. Ellerimle yanan ateşi gösterdim. Yine de üşüyorum, dedi. Belki de sobaya biraz daha yaklaşmalısın, dedim. Ateşten korktuğumu bilmiyor musun? dedi bu kez. Bilmiyordum. Bir battaniye daha getirdim, üzerine örttüm. Çok geçmeden uykuya daldı. Ne çok isterdim kolayca uykuya teslim olmayı. Sahi kaç zamandır bekçiler gibi gecenin nefesini dinliyordum. Bir odun daha attım ateşe. Ateşten korkuyormuş. Başka nelerden korkuyor acaba? Yatakta dönerken uzun bir nefes verdi. Bu annesinin ders sırasında rahatlamak için çıkardığı sese benziyordu. Her şey yolunda olmalıydı. Ne çok benziyordu ona; elleri, dudakları hele gözleri; içinde kaybolacak gibi oluyordum. Al sana bir korku daha. Şuna bak uyurken nasıl da masum, saatlerdir canıma okuyan o değildi sanki. Saçları da epeyce uzamış, kız çocuklarını sevdiğinden olsa gerek, kesmemiş. Yakışmış da ama. Çocuğum 11, 12 anca varım. Evden kaçmışım, orada burada yatıyorum. Nasıl olduysa babam yerimi öğrenmiş, sokağın ortasında yakalıyor beni, saçlarımdan. Nasıl güzel kıvır kıvır saçlarım var ama babamın elleri kerpeten gibi, öyle sıkı kavrıyor ki hepsi koptu kopacak zannediyorum. Bu saçlar kesilecek demedim mi lan, diye bağırıyor. Sokağın ortasında bir o bir ben bir de saçlarım. Acıdan gözlerim yaşarıyor ama sesim çıkmıyor. Bir an nasıl olduysa biri mi seslendi, bir araba mı geçti babam irkiliyor, bir an için elleri gevşiyor. Önce saçlarım sonra ben kurtuluyoruz o kerpetenden. Hem koşuyorum hem ellerimle saçlarımı kontrol ediyorum yerlerinde duruyorlar mı diye. O günden sonra da eve uğramıyorum zaten.
insan en çok kendine yük ..
eskiden çok düşünürdüm. sonra yaşamaya başladım, güzel zamanlardı. şimdi yine eskiye döndüm; zihnimde ki maymunu zapt edemiyorum.
Taşımayı bilmezsen her yük ağır..
Mutlu anların sona ereceğine içten içe inanırken neden sıkıntılı anlar hiç bitmeyecek diye düşünüyor, kendimizi hırpalıyoruz?
Yalom ölümle yüzleşmeyi güneşe bakmak olarak anlatıyor. Böyle düşününce her daim ölümün gölgesinde yaşadığımız da söylenebilir. Hatta zamanımızın sayılı olduğunu hesaba katarsak geçmiş yılları çoktan öldürdüğümüz de iddaa edilebilir. Peki ne yapmalı, ölüm hiç yokmuş gibi mi yaşamalı yoksa bir güneş gözlüğü takıp onun bilgeliğinden payımızı mı almalı?