noldu biliyor musun, hiçbir şey. o pembe bavulumu o pansiyon odasının ücra bi köşesine koyup yanında oturdum ve ölmeyi istedim. birkaç gün ve birkaç saat ölmekten daha mantıklı bir şey bulamadım, sonra aramayı bıraktım. peki neden ölmedim? annem üzülür çünkü. etrafımda bi sürü insan annesi üzülür diye intihar etmiyor. hala önemsediğimiz birileri olmasına sevineyim mi yoksa ölmeyi bu kadar çok düşünüyoruz diye üzüleyim mi gibi ikilemlere girebilecek kadar umuda açım. umuda her acıktığımda yaptığım gibi iştahla antidepresan falan yutmayacağım bu kez, çünkü kendimi böyle şekerle kandırmak gibi günü birlik yöntemlerden de bıktım. benim şu kabloları yanlış yere takmışlar gibi geliyor, yani yanlış bi tarafımdan bağlıyım sanki hayata, sanki ciğerlerimden, yani hayat ağırlaştıkça ciğerlerim çekiliyor ve nefes almam da zaten bu yüzden zorlaşıyor gibi. halbuki hayata ellerinden falan bağlanmalısın. eller güçlüdür kaldırır. yani öyle gibi geliyor. kaldırıyor olması lazım. iki gün ölmek istedim. üçüncü gün bi araba kiralayıp birkaç kez ölür gibi oldum. su içerken direksiyon hakimiyetimi kaybettim, şişenin kapağını açtığım sırada bi yandan 180’le gidiyor olmamın ve araba kullanmaya ancak 3 ay önce falan başlamış olmamın da bunda etkisi var tabii ama neyse, her neyse. ölmedim. ölmeyince hemen biletimi değiştirdim, iki gün erkene aldım, koşa koşa uçtum, beşiktaş’a geldim, bayağı bir bira içtim. sonra işte 2 gündür de aha şu sarı koltukta oturup behzat ç izliyorum. behzat’ta beni sakinleştiren bir şeyler var. her şey bok gibi giderken işe sarılmak ve artık hiçbi boka şaşırmayacak kadar boktanlığın içinde olmak falan gibi kendime benzettiğim şeyler belki. neyse. üstümü hiç değiştirmedim, duş almadım, yüzümü yıkamadım, hatta dişlerimi de fırçalamadım, iğrencim. bütün bunları yapsam da iğrencim, yapmayınca en azından gerçekçi bir görüntüm oluyor. evrene pozitif enerji gönder falan dediler. böyle enerji menerji işlerine inanmayan biri değilim, hatta aşırı inanıyorum bile diyebilirim, ama çözemediğim ve yani aklıma bir türlü yatmayan şu: bir insan şöyle berbat bir evrene nasıl olur da pozitif enerji gönderebilir? hiç utanmadan? bu evrene sevgiyle yaklaşmak abi, düpedüz şerefsizliktir, o pozitif enerjiyi gönderebilen her birinizin de gözüne dizine dursun. insanlar “olaylara pozitif yaklaş, enerji çok önemli, evreni sev” falan temalı konuştukça hepsinin düpedüz kötü olduğunu düşünüyorum çünkü bu evren denen ahlaksız orospu çocuğu ile iyi geçinen birer işbirlikçi gibi geliyorlar gözüme. 32 yaşında lösemiden ölen jennifer diye bir kız mezar taşına şunu yazsınlar istemiş ve utanmadan yazmışlar da: “i loved it all.” buna inanamadım. her şeyi sevmiş. her şeyi sen nasıl sevdin, yani nasıl kaldırabildin bu kadar sevebilmeyi, hiç mi bi durup yutkunmadın, hiç mi ben napıyorum, bu nasıl bir dünya, yani ben neyi sevdiğimin farkında mıyım lan acaba demedin? bu dünyada sevilecek ne var? söylesenize bana, bana söyleyin ben de sevicem. yalan söylüyorum sevmicem, hiç nefes tüketmeyin. hayatıyla ve dünyayla ölümüne barışık ve bir yaprağın açışında, bir çocuğun gülüşünde ya da yağmurun yağışında, çiğin donmasında falan sevinçli ve muazzam ve kalpten inanılası, saygı duyulası bir şeyler bulabilen ve dünyaya o derece bağlanabilen, hala bazen içinde bir şeyler eriyebilen, bir şarkıyla bir şiirle duygulanıp hayat dolabilen, hala heyecanlanan, hala hayret eden ve yapılan tüm haksızlıklara ve puştluklara hala sinirlenebilen, hala şaşırabilen, kötülüğü hala gözleri yuvalarından oynayarak karşılayabilecek kadar hiçbir olumsuzluğu kanıksamamış ve alışmamış, hala bıkmamış ve tükenmemiş insanların varlığına inanamıyorum. bütün iyiliklerin iz bırakmasını ama kötülüklerin onlara sanki değmeden geçip gitmesini, kötülük geçirmeyen bir derileri ve zihinleri olmasını umursamazlıkla, duyarsızlıkla, aymazlıkla mı yoksa saflıkla ve yersiz ve düpedüz ahmakça bir iyimserlik ve altyapısız, sebepsiz bir umutla mı açıklamalıyım bilmiyorum ama mutluluk, ya da hoşnutluk ya da şöyle söyleyeyim, hayattan tiksinmemenin her hali, bana mide bulandırıcı derecede aşağılık geliyor. önce evrenden, sonra hayattan, sonra da insanlardan iğreniyorum. evren de sanki 29 senedir her duyguma karşılık vermiş de bunu unutursa çok ayıp edermiş gibi aynı şiddetle benden tiksiniyor. yelkenlerimi her açtığımda rüzgar kesiliyor, motoru çalıştırınca yosunlara takılıyorum, gemiyi karaya yanaştırdığım an rüzgar çıkıyor, ben tam bir ağaca çıkmaya niyetlenmişken bacağım kırılıyor, bacağım iyileştiğinde bir rüzgar ağacı deviriyor, sağ şeride geçiyorum sol şerit akıyor, sola geçtiğimde solda bir kaza oluyor, şemsiyemi bırakıyorum yağmur yağıyor, kat kat giyiniyorum güneş kulağımın dibinden ayrılmıyor, seviyorum sevmiyor, seviliyorum olmuyor.. sanki hep o kazanıyor. bana sanki “benimle mücadele edemezsin, benle iyi geçinmezsen bitersin” diyor. resmen tehdit ediliyorum. muhtemelen de biteceğim. peki bittiğimde ne yapacak? belki bitmiş halim budur bilmiyorum, peki bu umrumda mı? bir süredir neyin umrumda olduğunu düşünüyorum, hiçbir cevap bulamadım. her şey biraz umrumda. ama çok önemsediğim hiçbir şey sanırım yok. kendimi hala öldürmediğim için çok huzursuzlanıyorum. hala yaşıyor olmak, bütün bunlara eyvallah demek oluyor olabilir mi diye kendimi yiyorum. yani bak birileri öldürülüyor, işkenceyle falan hem de, canları acıtılarak, bak, evler mevler basılıyor, komşular çıkıp bir şey demiyor bile, sonra bu ölümle bile dalga geçiliyor, çiğ köfte yoğuruluyor bu ölümlerin üstüne. kıllı elli, altın yüzüklü adamlar çiğ çiğ etleri eziyorlar parmaklarının arasında. tüm bunların üstüne. sonra noluyor biliyor musun, biz onaylarcasına yaşamaya devam ediyoruz. sabah kalkıp dişimizi fırçalıyoruz, gidip otobüse akbil basıyoruz, çay içiyoruz, yok şeker almiym diye yani o küp şeker ziyan olmasın diye tepsiye geri koyuyoruz, oturuyoruz hiçbir şey olmamış gibi ve delirmeden düzenli nefes almaya devam ediyoruz. sonra başka noluyor biliyor musun, sonra bu insanlar evrene pozitif enerji yolluyor. bu siktiğimin pozitif enerjisiyle de evren yeniden ebemizi sikip duruyor. işte muazzam denge diye ötüp durdukları şey bu. ben abi ben bu evren denen bokla gerçekten barışmayacağım, barışandan da uzak duracağım. beni çünkü korkutuyor anlıyor musun bu pozitiflik. bu pozitiflik, bu herşeyerağmenyaşamayadevametme, herşeyerağmenkaptırıpgitme hali beni tedirgin ediyor. evren çok şerefsiz bir olay ve yaşayan, yani bu haysiyetsizle aynı safta olan her şey beni korkutuyor. dünya abi dünya beni çok korkutuyor.