Korkularını ufak ufak atıyorsun,
Umutlarınla tek başına kalınca.
Herkesi yavaş yavaş tanıyorsun,
Pastadaki mum sayısı çoğaldıkça...

Origami Around

ellievsbear

Kaledo Art
almost home
🪼
we're not kids anymore.
Today's Document

PR's Tumblrdome

祝日 / Permanent Vacation
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
RMH
cherry valley forever

izzy's playlists!
Three Goblin Art
Jules of Nature

❣ Chile in a Photography ❣
Xuebing Du
occasionally subtle

Product Placement
Not today Justin

seen from United Kingdom
seen from Spain

seen from United States

seen from Uzbekistan
seen from France
seen from United States

seen from United States

seen from Uzbekistan

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from Spain

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom
seen from Türkiye

seen from United States
seen from India
seen from United States
seen from United States
seen from France
@delipsikologg
Korkularını ufak ufak atıyorsun,
Umutlarınla tek başına kalınca.
Herkesi yavaş yavaş tanıyorsun,
Pastadaki mum sayısı çoğaldıkça...
dizlerinin kabuk tutacağına inanmadığını biliyorum. bilerek onları kanattığını da. ‘iyiyim’ derken aslında, ‘kötüyüm’ demek istediğini biliyorum. sesin duyulmuyor diye sinirlendiğini ama asla volümünü yükseltmeye tenezzül etmediğini biliyorum. odana çekilip kapıyı düşünerek kendine kilit vuruşunu biliyorum. geçmişi hatırladıkça duvarlara başını vurduğunu bununla yetinmeyip o güzel saçlarını yolduğunu biliyorum. o umursamaz bakışlarının ardında yolda yürürken takıldığın küçük taşı bile umursadığını biliyorum. kasılan çenenin, avuçlarına batırdığın tırnaklarının günlerce sızladığını biliyorum. plakların cızırtısını herkesin aksine sevişini biliyorum. şiirlerin en can alıcı mısrasında dakikalarca takılı kaldığını biliyorum. yıprandığını, yorulduğunu, tükendiğini... hepsini biliyorum. işte sırf bu yüzden senin de bazı şeyleri bilmeni istiyorum. mesela kanayan her yaranın bir gün kabuk tutmayacağını bilmelisin. her duvarın sağlam olmadığını düşünürken, aslında bazen o duvarlara sırtımızı koşulsuzca yaslamamız gerektiğini bilmelisin. o taşın orada savrulmak için olabileceğini bilmelisin. dağların bile yıkılma ihtimali varken, dimdik ayakta durmak zorunda olmadığını bilmelisin. yangınlardan sağ kurtulma ihtimalinin her zaman olduğunu bilmelisin. herkesin bir savaşı olduğunu bilmelisin. inançların kırılacak olsa da bir şeylere inanmayı bilmelisin. her şeyden öte bana inanmanı isitiyorum ama bana inanmıyorsun, biliyorum.
“sonra zaman durdu. Saat akmaya devam ederken öylesine birden bire zaman duruverdi benim için. Kafamda bir hayat inşa ettim, önce bir sessizlik hayal ettim, ne güzel dedim. Sonra senin konuşmadığın bir sessizlik hayal ettim, inanırmısın bilmem gürültüden duramadım. Susuşunun yarattığı gürültü, tahmin edilebilir seviyede değildi, dudakların birbirine değiyor, ağızın kapanıyor, hayal etsene sen bir daha benimle konuşmuyorsun… Başın çevrildikçe dudakların aralanıyor, adımların başka hayatlar da, ağzından çıkar her bir kelime başkasına. Yüzüm bana döndükçe dudakların kapanıyor. Sen bana baktıkça Susuyorsun, gün geliyor bana bakmıyorsun. Kafamın içinde inşa ettiğim şehri hatırlıyormusun, gözlerinin önünde inşa ettim bu şehiri, duymasanda konuşmasanda görüyorsun, değil mi? Hem, bir şehiri nasıl duyabilirsin ki? Sen bir şehirle nasıl konuşabilirsin? Bak, gözlerin apaçık, ellerin kulaklarında. Gözlerini ne kapatacak? Cevap basit, ama sen göz kapaklarını kullanmıyorsun. Çünkü görmek istiyorsun. Bakıyorsun, binalar yok, hiç olmadığı kadar. Denizler, gökyüzleri, birden fazla gökyüzü… Çok yürüyoruz diye kaldırımlar bol bol, her yerde domates ağaçları, sana döndüğümü hayal ediyorsun, diyorum ki "domatesler Ağaçtamı yetişir?” Gülüyorsun, dudakların aralanıyor. Ama bu konuşmana yeter mi? Aralanan her dudaktan bir sözcük çıkar mı? Çıkmıyor, konuşmuyorsun. Konuşmassın da. Sen gidersin, bu şehir yıkılır. Problem değil, bırak bu şehir yıkılsın, domatesler ağaçlardan düşsün, üstüne basıp geç. Kaldırıarda taş kalmasın. Denizler buharlaşıp uçsun, yok olsun. Gökyüzleri… Bir sürü gökyüzü kalboluversin kafamın içinden. Tereddüt mü ettin, ellerin mi titredi, yık bu şehri. Şimdi, tam şu an. Hiç bir şey yapmana bile gerek yok, bir gün bu şehri yıkmak istersen hiçbir şey yapmayarak yapacaksın bunu. Senin susuşların denizleri buharlaştıracak, elini uzatamayışların yıkacak domates ağaçlarını. Bu şehrin yıkılmasını mı istiyorsun? Sessiz olacaksın o zaman, ama eğer burda kalmak istiyorsan kelimelerin olacak. Bir şehir düşün, evlere girmek için anahtarlara ihtiyacın yok. Sen benim hayatıma da anahtarla girmedin ki zaten. Bir şehir düşün, sen konuşursan bütün kapılar açılacak. Bir şehir düşün, işte orası bizim şehrimiz.“
Simdi ikimizi bi odaya kapatsalar tek kelime etmeden dizilerimi karnıma ceker, odadan cıkmayı beklerim. benim sana verecek selamım bile kalmadı. hesap sormak ne ki?
değersiz hissetmekten kemiklerim sızlıyor artık.
16-17 filan gibi en fazla ama cevap vermek istemiyorsun anlaşıldı,
16 yaşındayım
artık kalbine girmek için çaba göstermiyorum fark ettin mi?
“İçinde bulunduğunuz durum ve koşullar ne kadar tehlikeli olursa olsun, umutsuzluğa kapılmayın; asıl her şeyden korkulacak durumlarda korkulacak hiçbir şey yoktur.”
Geceni aydınlatan mumken amaç sönmemekti. Asıl sevmemek o muma sön demekti…
Lise yıllarım ok gibi beynime acılar yapışıyor şok gibi
Sabaha senle alarmım, geceye senle uykum.
Bir gündüz ellerini tutmayı bilmedim hiç.
Aynı kaldırımda yürüyüp aynı tozu yutmadık hiç.
Üzülme şikayetçi değilim hiç.
Yangın yeri hep buralar sayende yok şikayet^
Kulaklığı takıp yan yattığında kulağı acıtmayan kulaklık yapsınlar
Sen kendime yaptığım en büyük saygısızlıksın.
bin güzelliği,bir hatayla siliyoruz çünkü affetmeyi unuttuk; öleceğimizi unuttuğumuz gibi.
Kitap okurken veya müzik dinlerken birisinin bana bir şey anlatmasından nefret ediyorum.