Erkekler hangi kadın tipini beğeniyor?

No title available

JVL
Jules of Nature
Monterey Bay Aquarium
KIROKAZE

if i look back, i am lost
Keni

tannertan36
we're not kids anymore.
Sade Olutola
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
d e v o n
sheepfilms

oozey mess

Janaina Medeiros

⁂
Cosimo Galluzzi
Show & Tell
Game of Thrones Daily

Discoholic 🪩

seen from Serbia
seen from Russia
seen from United States
seen from Switzerland
seen from United States
seen from Vietnam

seen from Singapore
seen from United States

seen from Italy

seen from Malaysia

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Singapore

seen from Singapore

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from Malaysia
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United Kingdom
@demirdenz-blog
Erkekler hangi kadın tipini beğeniyor?
SANAL SEVGİLER
Sevmek bir dağın zirvesine tırmanmak gibidir. Hani çoğu zaman o zirvelere ulaşamayız da hızla yere çakılır ve düşeriz. Aslında düştüğümüz yerde yine o dağın yamacı değil midir? Yani sevgimiz sevdiğimizin ayakları altındadır. Öyle anlarda insan kendini nasıl bir psikoloji içinde hissedebilir. Bazen de o zirvelere ulaşsak bile sevdiğimizi test etmek adına, aşkımızın bize sahip çıkacağını düşünme ümidiyle kendimizi boşluğa bıraktığımız da olmuştur. Belki de yapılması en uzak ihtimali denemişizdir de havada kalamamışız dır. Bu dünyada hangi sevgi sizi bir dağın zirvesinden atlamanıza karşılık sizi hayatta bırakacak güce sahip ki? Bir mucize gerekli bunun için. Muzice peşinde koşmak mı sevmek? Bu kadar büyük zahmetler mi gerekli? Anlaşılmaz hale getiren neydi ve neden bu kadar karışık artık sevgiler?
Çağımızın büyük hastalığı sanal dünya bizim hayatımızın artık her noktasını işgal etmiş durumda. Maalesef sevgilerde bu dünyadan yeterince nasibini almış durumda. Hormonlu meyvelerin tadı olmadığı gibi sanal olan bir sevginin de tadı olmayacaktır. Görüntü var, ses var ama tat yok. Yine de sanal aşkların vazgeçilmezler arasında olması beni çok şaşırtıyor. Belki de imkan meselesi. İnternet’de bir siteye üye olarak orada herhangi bir insanla önce iletişime, sonra arkadaşlığa, sonra da aşka uzanan bir mesafe katetmeniz için öyle çok çaba harcamanız gerekmiyor. Bir adet bilgisayar, bir adet koltuk bunun için yeterlidir. Ayaklara bile ihtiyacınız yok bunun için. Oturun ve keyfinize bakın. Yaşayın yaşaya bildiğiniz kadar sevgileri.
Baktınız huyu huyunuza uygun, suyu suyunuza uygun, endam ve görüntü tam, karizma ortada, size hitaben yazılan kelimelerde aşkın ta kendisi. O zaman ne bekliyorsunuz. Hadi yaşayın bu sevginizi gerçek dünyada. Bakalım sizin için söylenen o kelimeler, o şiirler aynı şekilde gözlerde yaşanıyor mu? Bakın bakalım o gözlerden kalbe. O kelimeleri dolduruyor mu? Çoğu zaman hayal kırıklığına uğruyorsunuz değil mi? Gözler o kadar anlamlı gelmiyor size. Bakışlarda da o size yazılan kelimeleri ve şiirleri bulamıyorsunuz. Vazgeçiyorsunuz sevmekten. Ama yorgunluk var mı? Hayır. Yeniden deniyorsunuz sanalı yeni bir umut ve başlangıç adına. Merak etmeyin er ya da geç bulacaksınız gerçek sevgiyi. Herkes o kadar da olumsuz değildir. Kader sizin için bir yerlerde onu sizle karşılaştıracaktır. O kadar da olumsuz bakmıyorum ben sanal dünyaya. Ciddi bir ilişkiye başlamanın zamanı geldi galiba bu sefer diye düşünüp, varınızı yoğunuzu onun uğrunda harcamaya başlayacaksınız. Öyle ya. İnandınız bir kere sevgisine. İnsan inandığı bir şeyin peşinden koşmalı değil mi?
Artık yeni bir sevdaya adım atmış bulunuyorsunuz. Sanalda tanıştığınız bu insanla ilk yapacağınız şey telefonda görüşmek olacaktır. Çünkü sesini merak edeceksiniz. Konuşmalarını dinlemek isteyeceksiniz. O kelimelerin nasıl bir ses tonuyla yankılandığını ve bu yankılanmanın kalbinizde ne hissettirdiğini bilmek isteyeceksiniz. Ruha huzur veren bir ses tonu. Konuşmalar içinde siz kendinizi bu dünyanın tüm gerçeklerinden uzaklaşmış ve tamamen hayal dünyasında bir yerlerde olduğunuzu düşünerek bulmanız kaçınılmaz olabilir. Günlerce ve saatlerce konuşmalar birbirini kovalar. Artık ona olan sevginiz giderek bağlılığa dönüşmeye başlamıştır. Sesini duymak için gözünüz tüm gün telefondadır. Ayrıca onu sanal dünyanın içinde yaptıkları ile de takip altına almışsınızdır. Profiline girip, kimlerle arkadaş olmuş, duvarında ne paylaşmış, kim ona arkadaşlık teklifi göndermiş. Bunlarla kendinize sevginizi anlama ve takip etme adına bir izleme ve kontrol mekanizması kurarsınız.
Bir zaman sonra karşınızdaki kişi sizinle buluşmak ve görüşmek ister. İşte bu noktada durursunuz. Çünkü bu çokta alışkın olmadığınız bir durumdur. Siz o ana kadar sevgileri sanalda ve telefonda aradığınızdan gerçek dünyada bu sevgiler nasıl yaşanır konusunda kendinize olan güveniniz zayıftır. Birden güvensizlik kaplar içinizi. Telefonda her şeyinizi feda edebileceğiniz birine gerçek hayatta bir şey vermek ağır gelir size. Neden sanalda sevgi aradığınızı hatırlayın bakalım. Gerçek dünyada biri sizin dünyanızı yıkmıştır da ondan. Gerçek dünya acımasız davranmıştır size ve siz daha güvenli ortam olan sanal dünyada bu sevgileri yaşamaya kendinizi vermişsinizdir. O yüzden böylesi bir sanal aşkı gerçek aşka dönüştürme hususunda tereddütleriniz olacaktır. Biraz daha zamana ihtiyaç duyacaksınız. Onu tanımak ve emin olmak isteyeceksiniz. Bir kere daha aynı hataya düşüp, üzülmemek adına bunu isteyeceksiniz. Peki bu durum karşı tarafı ne kadar tatmin edebilir? Giderek sıkıcı hale gelebilir ilişkiler. Bütün bu korkularınız yüzünden de her şey bitebilir.
Gerçeklerden neden bu kadar kaçıyorsunuz. Önemli olan gerçekler değil midir? Size yazılan o yazılardan ve telefonda söylenen o kelimelerden sevginin şeklini ve boyutunu bulmanız imkansızdır. Çünkü kelimeler en mükemmel yerde bile kullanıldığında aciz kalan sembollerdir. Gözlerde yaşanır her şey. Gerçeklerin içinde bakın aşka ve sevgiye. Size baktığında ne hissediyor kalbiniz. Telefonda hissettirdiği gibi titretiyor mu kalbinizi? Sanalda yazdığı o güzel şiirler kadar anlamlı mı o gözler? Elinizi tuttuğunda ne hissediyorsunuz? Ya ona sarıldığında sevdiğinizin kalbinin hızla çarptığını duyuyor musunuz? Alın karşınıza onu ve bakın sevdiğinize. Sizin için duyduğu sevginin heyecanını görmeye çalışın. Bunlar sizin o telefondaki konuşmalara benzemez. Sanalda yazılan şiirsel aşk yazılarına benzemez. Bunun içinde sahtecilik yoktur. Yapmacık ve sanal değildir. Her şey şeffaf ve gözlerinizin önünde yaşanıyor. Yıllarca sanalda yazışmış sanız bile böyle bir güzelliğin yanında size bu kadar büyük mutluluk vermez.
Sanal dünya bir rüya ise, bu rüyanın ardından gerçeğe uyanışın olacağını unutmayın. Böyle bir uyanışın yanında siz rüyada kalmaya devam etmeyin. Sanalı ömrünüzün vazgeçilmezi olarak görmeyin. Rüyadan uyanışa vesile kılın. Tüm sevgiler ancak gerçek olursa mutluluk verir. Değilse her şey serap ve her şey hayal olarak kalır. Artık şimdi emek verme zamanıdır. Çünkü sevgi gerçek bir emek ister. Bunu da oturduğunuz yerden yapamazsınız. Artık ayağa kalkıp, ona koşma zamanı gelmiştir. O sevgiliye ulaşma adına tüm engelleri ve problemleri çözme zamanı gelmiştir.
Burada belirtmeden geçemeyeceğim ciddi bir hususta şudur. İnsanlar sanal dünyaya o kadar çok bağlı kalmışlar ki gerçek olan sevgilerini bile o dünyanın kuralları içinde yaşatmaya çalışmışlardır. Tüm dargınlıklar, kavgalar, anlaşmazlıklar ve iletişimsizlikler sanal dünyada yaşanmıştır. Gerçek hayatta sevdiğiniz birini sanal dünyadaki yaptığı işlerle yargılamaya başlamışsanız gittiğiniz yol gerçekten bir bitişten başka bir şey değildir. Sevgilerin büyüklüğünü belirleyen sanal dünya değildir. Ortada bir sorun veya problem varsa bu sorunu çözmenin en doğru yöntemi o kişiyi karşınıza alıp, konuşmak olacaktır. Bu sayede hem siz sorunu anlatırken hissettiğiniz ruh halinizi karşı tarafa göstermiş olursunuz hem de karşı tarafın bu sorun karşısında çözüme gitme azmini ve isteğini ruhunuzda ve kalbinizde anlamış olursunuz. Bu durumun başka izahı yoktur maalesef. Maalesef dememdeki sebep şudur. Bizler ilişkilerde problem yaşadığımızda ilk yaptığımız şey kendimizi o kişiden soyutlamak ve araya sınır koymak olacaktır. İyi ama bu sefer sorunu nasıl çözeceksiniz. Öyle ya konuşulmazsa hiç bir problem çözüme kavuşamaz. Bu konuda bulduğumuz çözüm sevdiğiniz insanın sizin probleminizi halletmesi için telefon veya sanala mecbur bırakılması gerçekten felaket senaryonuzun ilk anlarının başlangıcı olacaktır. O kişi sizinle yaşadığı bu problemi sanal dünyada veya telefonun ucunda ne kadar doğru çözebilir. Diyelim ki çözemedi bu durumda onu bitirecek misiniz? Bu ona haksızlık değil mi? Telefonda veya sanalda kendini savunmasını beklemek neye benzer bilir misiniz? Bir adam öldürmüş birini önce asıp, asmadan önce bir diyeceğin var mı diye ona söz verip, sonra yargılamaya benzer. Yani hiç bir sağlıklı ilişki de sorunlar böyle çözümlenmez. Saygı duyulan bir ilişki içinde sorunları aşmanın yöntemi için sanalı ve telefonu kullanmayın. Saygı duyulan diyorum çünkü aynı hatayı siz yapsanız belki de karşınızdaki insan size böyle davranmayacaktı. Yargılama ve ya ceza verirken kendi kurallarınızla değil, sizi seven kişinin aynı durumda size nasıl davranacağını düşünerek hareket edin.
İlişklerde en çok yapılan hatalardan birisi de sevdiğiniz insanı, yaptığı bir kötü hareketinde geçmişteki tüm güzelliklerini aklınızdan çıkarıp, ona saldırmanız olacaktır. Sizce bu ne kadar dengeli ve akla uygun bir hareket olabilir. Yani bir insan sizi hayatınızın sonuna kadar mutlu etse ama son nefesinizde size bir hata yapsa ölürken ona sen benim için artık hiç bir şeysin mi diyeceksiniz? Örneği uçuk vermemin sebebi bu olayın ehemmiyetini göstermek adınaydı. Sevdiğinizle yaşadığınız sorunların çözümünde yapmanız gereken ilk şey, onun masumiyetini ve suçsuzluğunu kabul ederek olayı tartışmaktan geçiyor. Yani yargılamadan, sadece iletişim kurallarını kullanarak konuşmaktan geçiyor. Kanun önünde bile herkes suçu tespit edilene kadar masumdur ve her kanun maddesinde bir hüküm verilse bile hakimin hafifletici sebeplerden inisiyatif kullanarak cezayı indirme veya ortadan kaldırma hakkı vardır. Bizde birbirimizle olan sorunların çözümünde en az o hakim kadar adaletli olmaya gayret gösterelim. Sonuçta ortada bir sevgi varsa sorunların çözümünde yapıcı davranma esastır. Bu sayede bir ömür boyu mutlu olabilmenin anahtarını elde edebilirsiniz. Bir kaşık suda fırtına kopartan insan bir denizle karşılaştığında “Nûh Tûfanı” olarak bilinen büyük bir musibete sebep olabilir.
Sanal Dünya ve İnsan Herkesin dijital ağlarla birbirine bağlandığı günümüzde, bilgiyle iletişime geçmek, yeni insanlar tanımak her zamankinden daha kolay hale geldi. Özellikle teknolojik gelişmelere ve onun toplumsal hayatta yol açtığı hızlı değişim ve dönüşüme baktığımızda; Toplumların sahip oldukları kültürel alışkanlıklar, tutumlar ve beklentiler de köklü biçimde değişime uğramakta, globalleşme; hızla gelişen iletişim teknolojileri aracılığı ile dünyayı derinden etkilemektedir. Artık, ne ideolojiler, ne dinler, nede etnik kaygılar tek başlarına insanları kategorize etmeye, sınıflamaya yetmemektedir. Günümüz gelişen teknoloji ağı, toplumlar, kültürler ve bireyler arasındaki duvarları kaldırmış, “sanal” olarak adlandırdığımız dünyaya dair pek çok olay da gerçek hayatta etkisini göstermeye başlamıştır. Öğrenme isteği içinde olan insanlar, bu teknolojiler aracılığıyla kıtalar ötesi bilgi merkezlerinden yararlanarak bilgi ve görgülerini artırabildikleri gibi, dünyanın öteki ülkelerini, kültürlerini ve insanlarını da daha yakından tanıma imkanı bulabilmektedirler. Bütün bunlarla birlikte, dünya üzerinde birlikte yaşamanın gerekliliği ve bu gerekliliği sağlayan evrensel değerler de daha bir önem arz ederken, insanların halen evrensel barışa mesafeli durması, toplumsal ve kültürel farklılıkları zenginlik olarak görmemesi, birlikte yaşamanın bir kültür olduğu anlayışını içselleştirememesi ve bireyi yok sayan anlayışın gelişen teknolojiye rağmen halen devam etmesi anlaşılır bir tutum değildir. Dünyadan izole edilmiş bir toplum yapısını sürdürmenin neredeyse imkansız hale geldiği çağımızın küresel dünya düzeninde, bilgi ve kültür alış verişi, tabiattaki biyolojik alış veriş kadar doğal bir durum arz etmektedir artık. Özellikle bilimin ve sanatın öncü olduğu toplumları tanıma, araştırma ve gözlemleme tavrında olan insanların; ideolojik yaklaşımları destekleyen kanıtlar peşine düşmeyi değil, insanlık yararına bir şeyler öğrenmeyi hedeflediklerini söylemek mümkünken; dünyada halen savaşın olması, savunmasız insanların katledilmesi, sanatın yok sayılması, paranın bu çağın efendisi olma yolunda kesintisiz ilerlemesi ve kendi kültürünü, geçmişini yok sayan bir zihniyetin var olması anlaşılır gibi değil. Gelişen teknolojiyle birlikte, globalleşen dünya düzeninde; ”Kültürlerini yaşatmak isteyen toplumların sergileyecekleri en rasyonel tutum; tarihin derinliklerinden miras aldıkları kültürlerinin zenginliklerini ortaya koyup yaşatmak, evrensel boyutta insanlığa faydalı olabilecek kültürel değerlerini toplum tabanına yaymak ve bunları dünyaya tanıtmak olmalı.” Bu aslında hepimizin biricik görevi olmalı. Bu bakış açısıyla; dünya üzerinde ki insan yaşayışlarının faklı ve çeşitli olabileceği de göz önüne alındığında, birlikte yaşamak için ayrıştırıcı değil bütünleştirici bir düşünce anlayışıyla yaşamın içerisinde sosyal sorumluluk bilincine sahip herkese önemli görevler düşmektedir. Yine dünya üzerinde, insan kaynaklı sorunların temelinde kişiler arası farklılaşmaların halen önemli bir yer tuttuğunu söyleyebiliriz. Özellikle statü, çıkar ve ego önemli bir yer tutmaktadır. Buna rağmen, geçmişten günümüze baktığımızda tarih boyunca insanların arasında soy bağı, ekonomik imkanlar, sosyo kültürel farklılıklardan kaynaklanan farklılaşmalar hep var olmuş, olmaya da devam edecektir. Bütün bu farklılaşmaları, kuşatıcı bir birlikte yaşama kültürünü oluşturmaya çalışmanın daha sağlıklı bir bütünleşme çabası olacağını söyleyebiliriz. Bütün bunları belli bir etkileşim süreci olarak algılayan insan, bütünleştirici ve şenlendirici düşünceleriyle içinde bulunduğu toplum ve kültürün normlarını öğrenerek o toplum ve kültürde kendisine düşen sosyal rolleri yerine getirmesini sağlayacak bilgi, görgü, beceri ve alışkanlıklara sahip olabilir. Kadı ki 21. yüzyıl da, günümüzün küresel iletişim ağları aracılığıyla bireysel ve toplumsal farklılıklar giderek azalmakla birlikte hala insan hakları ve demokrasiyi yeterince özümseyememiş insan sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Temelinde ”Doyumsuzluk, hırs, açgözlülük”kontrol altına alınamayan güdü ve duygular insan yaşamını kabusa çevirmektedir. Halen etnik, ideolojik veya dinsel çatışmalar tüm hızı ile devam etmekte, milyonlarca insan göçe zorlanmakta ve kimi ülkelerde soykırım boyutuna varan ölçüde şiddet olayları yaşanmaktadır. Çağdaş toplumların ve aydınlanmış bireylerin yapması gereken, kendi farklılıklarını ötekine dayatmak değil, onun farklılıklarının farkında olmak, onu olduğu gibi kabul etmek ve uzlaşılabilecek ortak değerler zemininde iletişim kurarak kendini ifade etmektir. Böyle bir atmosferde kendi zenginliklerini karşı tarafa göstermek daha kolay olabileceği gibi, evrensel barış ve huzur ortamının tesisine daha fazla katkı sağlama imkanı da yakalanmış olacaktır. Bütün bu aktarılanlar ve dolayısıyla bütünleşmeyi sağlama gayretiyle sürekli olarak farklılıkları ön plana çıkarmak yerine, asgari müştereklere vurgu yapmanın ve mümkün olduğu kadar geniş bir birliktelik alanına denk düşen kuşatıcı bir birlikte yaşama kültürünü oluşturmaya çalışmanın daha sağlıklı bir bütünleşme çabası oluşturabileceğini düşünenlerdenim. Bununla birlikte bireyi yok sayan bir anlayışın onaylanması bugün artık imkansız hale gelmiştir. Ve bir insanın olabileceği ya da başarabileceği en iyi ve en büyük şeyin kaynağı yine insanın kendisidir. -Olcay Kasımoğlu-
YENİ SOLUK
Sitem
Saçlarına ak düşsün istemem, gözlerine yaş dolsun istemem, bir tek dileğim var rabbimden, mutluluklar senin olsun bir tanem! Allah seni bildiği gibi yapsın...
O beni, ben de onu bekliyordum ve hiç konuşmadan bir gün daha sona eriyordu.
Özdemir Adaf
O beni, ben de onu bekliyordum ve hiç konuşmadan bir gün daha sona eriyordu.
Özdemir Asaf (via demirdenz-blog)