Ortaokul yıllarımdan beri seni okuyorum. Bana ilham oldun, derdime ortak oldun bazen. Bir dönem romanına odaklanıyordun. Bekledim ama hiç gelmedi sanki. Ne oldu romana? Ya da sık paylaştığın yazılarına?
Geri geleceğiz.
YOU ARE THE REASON

ellievsbear
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

oozey mess
ojovivo
KIROKAZE

Kiana Khansmith
Misplaced Lens Cap
will byers stan first human second
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

@theartofmadeline
Jules of Nature

No title available
cherry valley forever
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
noise dept.
sheepfilms
RMH
Today's Document

tannertan36

seen from United States
seen from Indonesia

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Singapore

seen from United States

seen from Brazil

seen from Canada
seen from Bulgaria
seen from Germany
seen from Norway

seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United Kingdom
@dilininucundaki
Ortaokul yıllarımdan beri seni okuyorum. Bana ilham oldun, derdime ortak oldun bazen. Bir dönem romanına odaklanıyordun. Bekledim ama hiç gelmedi sanki. Ne oldu romana? Ya da sık paylaştığın yazılarına?
Geri geleceğiz.
Hep aklımın bir köşesinde, yıllardır unutamadığım bir hesap seninkisi. Hiç tanışmadık ama sanki tanışsak en iyi arkadaşım olurmuşsun gibi hissediyorum. Böyle bir etkin olduğunu bilmek nasıl bir his?
Duygulanıyorum. Sızılı bir his.
Artık yazmıyorsun
eskisi gibi paylaşmıyorum diyelim.
Sen bu anı yaşarken dışarıda ve dünyada olan biteni kaçırıyormuş eksik yaşıyormuş gibi yavan bi hayat sürüp hayattan zevk almıyomuş hissedip uzaklara daldığın oldumu hiç
Pek olmuyor. Daha çok yapmam gerekeni yapmıyorsam o an, o zaman kendi geleceğimi kaçırıyormuşum duygusu baskın geliyor. Dışarıda olup biten beni pek alakadar etmiyor.
Sana da bazen her şeyi bırakıp, her şeyi unutup, herkesi yok sayıp kırıp döktüğün o evin kapısına gitme isteği geliyor mu? Geliyorsa bundan nasıl vazgeçiyorsun? Ya gittiğinde kapı açılırsa ne diyeceksin?
gelmiyor vallahi. ister kırıp döktüğüm ister kırılıp döküldüğüm kapı olsun, hiçbirine gitme arzusu duymuyorum ve hiç gitmedim de. kendi pencerem bana yeter.
Müdrike
09:10 - 08.18
Belli evrelerden sonra, bilhassa tahlili enikonu defalarca yapılmış, müşteki nezdinde hususi manevi mutâlebe onanmış ve kişi sağaltımla tümlenmiş ise artık ruhsal şahsi blokajları, çevresel amilleri, periyodik koşulları baz alarak hâlen ithamını sürdürmesi yalnızca kılgısal tahvili fiilen geciktirmeye endekslenerek mazur görülemez. Kaldı ki suçlayıcı tutumu, diğer tavır ve davranış biçimlerinden ayıran da eylem ve devamlılıktan yoksun olarak zuhurudur. Tabiatın nizamına baktığımızda da en basit ve kati kurallarından birine yaşamın herhangi noktasında rastlamamak kelimenin tam anlamı ile imkansızdır; her şeyin birbirine yahut bir şeye rağmen ve aynı zamanda müteakiben varlığını idame ettirmesi. Bu nasıl asla yadsınamazsa, beşeriyet için de aynı oranda geçerliliği kesinlikle inkâr edilemez. Bizi alaşağı edenler her ne olursa olsun bunlara dayanmak eğer başta kendimize saygımızı, giderek de başkalarına tahammülümüzü zedeleyen raddede ise faturalandırmaya doyamadığımız açlıklarımızı, açıklarımızı, tıka basa öğütmek, bir şekilde ister istemez farklı ya da kötü nedenlerle de olsa alıştığımız fakat alışmamıza bağışıklık kazanamadığımız ahvalimizin değişimine engel tek sefildir. Başımıza gelmiş olanlar, sırf onları istem dışı yaşadığımız için bizi tecrübeli kimseler yapmaz, aksine yaşamın olağan günlük seyrinden cahil kılabilir ve bu tamamen kişinin tercihine göre şekillenir. Kendi adıma inanın ki şunları söylemek dahi dile kolay değilken, yazıyorsam o da çok bilmişlikten değil, vaktiyle bilememiş olmaktan kaynaklanıyor. Bütün kapılar suratınıza kapandığında, bulduğunuz yeni adresler yine kapı duvar olduğunda, yine de ele inat dimdik durduğunuzda, önceleri hatta kim bilir daha ne kadar böyle devam edeceğine hiç mi hiç ihtimal vermezken, bir yastıkta tek başınıza kocamaya başladığınızı farkına varıp, soyut olanın dahi size nazaran çok daha elle tutulur bir şey olduğuna kanaat getirip, geçmiş ve geçmiştekileri unutabilmek namına şimdiden yarınki saatlerden veya yarınlarınızdan umutlanıp, boşu boşuna hayallerle avunmamak için vazgeçmeye yeltenirseniz, çünkü aklınıza gelebilecek her şeyi her hali ile bilmem kaç kere denediğinizde, bununla sınırlı kalmayıp, kulak verdiğiniz eş dost akrabanın lafına karşın, herkesin modası olan pozitiflikten payınıza hepsini de giyinip kuşandığınız halde hiçbir şey düştüğünde, dışarıdan bakan ne der diye ayakta kalabilmek için boşlukta günbegün süzülürken hatırınızda olsun, yenilmek ve kaybetmek birbirinden apayrıdır. Yenilmek için hep arenada hazır bulunmanız gerekir, kaybetmek için ise bir kerecik pes etmek kâfidir. Benim, kendimden, haiz olduklarımdan, neyim varsa birinden bile vazgeçmek birkaç seneme mâl olmuştu ve her birinden azar azar vazgeçerken üstümde bir enkaz tabelası eksikken, aslında ona lüzum kalmayacak denli yerin dibine girmişken anlayamamıştım “neden ben” ama “neden ben değil” diye sorduğum pek söylenemez. Buna her zaman ummanlar dolusu cevabım vardı çünkü. Maalesef asıl soru şu: sorumlu tuttuğunuz, sahiden de başkalarının olan ayıplar, insafsızlıklar, felaketler, bir hiçten bir hiç artığına dönüştüğünüz ve hiçbir şeye sahip olmadığınıza zira elinizdekilerin hiçbirinin zerre kâr etmediğine kani olduğunuz için o yoklukta sımsıkı tutunduğunuz travmalarınız ve öte yandan git gide tükenen ümidinize nispeten “şu olsa şuna bile razıyım” dediğiniz oysaki bırak burun kıvırmayı, an gelip hayatınızda bir önem ihtiva edeceğini tahayyül bile edemeyeceğiniz şeyler de küçük olasılıklardan girip hayatınızdan ihtimal dahi olmaktan çıkıp yittiğinde, yani acısı tatlısı çok geride ama bir o kadar içinizde kaldığında ne yapacaksınız. Niye soruyorum, çünkü çirkin-güzel- hepsi ve çevrenizdekiler etraflıca kaybolacaklar ve kendinize belki de ilk kez, herkese, sevdiklerinize olduğunuzdan fazla dürüst olup öyle davranmanız gereken, hem de böyle gerektiği için değil yapacak daha iyi bir şeyiniz olmadığı gibi, yapacağınız en iyi manevra olacağı için.
Gözde’ye ithafen
-lora.
Kaç yaşındaysan hayatının bu anına kadar yaşadıklarını özetleyecek bir cümle kursaydın bu ne olurdu?
Onu maalesef başkası yazmış, her kulağımda çınladığında içim hiç yoktan azalır.
Siz de bilirsiniz mutlaka ama yazayım.
“Beni herkes sevdaya asi sanır,Oysa aşk, beni nerde görse tanır,Hasret tanır,Zulüm tanır,Ölüm tanır,yüzüm yüzümden utanır.”
Bu yazılarının sebebi aşk mı başka bir şey mi? Merak ediyorum. Ama bu merak kötü bir merak değil. Nasıl anlatılır bilemiyorum ama yaşadığın acıyı sevinci zorluğu kolaylığı alaya vurmanı her neyse bilmek istiyorum
Kendimi en iyi böyle ifade edebiliyor olmak.
Şimdi ben sabaha karşı burdayım ve neredeyse her kafam attığında yaptığım gibi yazılarını okudum. Galiba sana hayranım çünkü okurken beni tam da olmak istediğim bir anıya atıveriyorsun.
Ne mutlu sebep oluyorsam :) Sevindim.
Yapma, onları sorma. Bana tutundular; kırıldım. Düşmemek için atladılar. Tüm dayattıklarına dayandım, bu semanın altında bir korkuluk kadar dik ve yalnızdım.
Yapma, ne olur sorma onları, onlar cevapsızım. Her yalnızlıklarında aradılar, her aradıklarında yalnızdım. Çünkü ben bu semanın altında bir korkuluk kadar dik ve işte eni konu; Bir şeyim yokmuş gibi durmak ve her şeyim varmış gibi kollarımı açmaktı tek maharetim Ne olursa olsun, kim olursa olsun fark etmeksizin biliyor musun, Durduğum yerde tökezleyen yürüyüverirdi Arsızlar uslanır, dünkü bacaksızlar ayaklanırdı Herkes devam etti ben öylece kalakaldım Çokça zamanlar önce, tevatüre göre Şifa verir, başıma bela alırdım
Ama şu kadar koymazdı bana inanır mısın, madem illa ki bir dram arıyorsun geçmiş karşıma Erkekler pek sever kurcalasın dünü, sonra dağıttığını toplarsın, hele bi’ de o göstersin sana gününü Mazi bu ya, sanki kendi ilk kez benimle var olmuşcasına Alırım geçmişimi arkama, koyarım önüne ama ben nelerle doydum bak nelere tokum Sen kendine bunları yedirebilecek misin Bu semanın altında bir korkuluk kadar dik durabilecek misin, oturduğun yerden üstelik Ben gocunmam çünkü bu semanın altında daima bir korkuluk kadar dik ve yalnızdım
Karşılığım olmayan kargalara sapla samanımı ayırdım, tuttum sonuna kadar araladım. Onların değerlerini yargılamazdım fakat onlar muhakkak bir yargıda bulundular değer verirken. Boyun eğmezdim hiçbirine çünkü bu semanın altında bir korkuluk kadar dik ve anla artık; yapayalnızdım. Yüzlerine de bakmazdım çünkü kayıtsız ve kayıptım. Elim tutar, hissetmez benim Üzerime tünerlerdi, kımıldamazdım ki onlar için Ben herkese, herkes gibi davrandım Hepsine aynı muameleyi yaptım Onlar niyesiyle ilgilenmezdi ki hiç, sonuca bakarlardı Ben bir sonuç değildim, ben her şeyin müsebbibiydim Onlara sorsan yeri yerinden oynatırdı der, yalan Onlar ne bilsin yerini, onlar benden ne anlar be Gözüm bakar, görmez ama yine de önümde hünerlerini sergilerlerdi Köşe bucak kaçar saklanır, aramasam da beni bulur ama hiçbiri hiçbir zaman hiçbir sonuç alamazdı Ağzım açar, dilim dönmez söyleyemezdim Ağzım açar, dilim dönmez soramazdım Vaziyet ortada, ben ortadaydım.
Ama niye demli olana, koyusunu açığını kaçığını saklamayana, rengi olana Şöyle ya da böyle bir çizgisi olana niye farklı davranarak herkes gibi hissettirirlerdi Çünkü onlar herkes gibiydi yoksa öyle olmasa Bana her iliştiklerinde kendilerini farklı hissederler miydi İyi ya da kötü olan diyemem, onlar gibi olmayandım ben
Birgün ben benden sıyrılmışken kargalardan biri dedi ki “ruhun dışarıda” Çünküsünü biliyorsun.
Çok sordular, sorgulamadım Herkese herkes gibi davranırken Bu arpaları, bahçeyi, her dönümünü korudum kolladım Ne toprağı ekine küstürdüm Ne de bir günden bir güne ekinimi kargalardan birine yem ettim Fakat daha kötüsü kuruttu beni Esirgediğim koruduğum ne varsa gençliğim pahasına Bir arpa boyu yol alamadım koca arpa tarlasında
Yalvarırım artık hiçbir şey sorma, Sen, “sen her şeyi biliyorsun” demeye getiriyorsun Her şeyi biliyor olmak insanı nasıl hırpalıyor peki Sen bunu biliyor musun Karacahil gibi rahat rahat konuşamıyorsun Bilmeyeni incitmekten korkuyorum, seni üzmekten Çünkü bu semanın altında ben varya, bir korkuluk kadar dik ve kök söktüren
Erkekler hep inkâra, kadınlar kabullenmeye hazırken Sen de açık sandığın yere saldırırken bende O dram diye gördüklerinin için için hayalin olduğunu biliyorum Yine de ben o geçmişi bugünüme referans almıyorum Ama çok istersen her şeyi öğrenmek O mazide birbirinden ağır toplar vardı, kime orospu olduysam hakkıydı
Yine de hiçbirini kimseye Hele ki onları asla kırdırmadım birbirine Bir zararım dokunduysa da, ayrı ayrı harcadım onları Beni idare etmeyi beceremeyenler, benden sonra ellerindeki ile idare etmeyi öğrendiler Bana onları sorma artık yeter Şükret uzlaşamadık da sana kısmet oldum Kader bizde nasip olmayana derler Sen şimdi kalkmış beni mi kırmaya çalışıyorsun Ben ki bu semanın altında yedi kat gökleri yere çaldım
Senin anlamadığın ve öncekilerin kabullenemediği şu; Ben kendimi törpülemedim, beni rahatsız eden o tırnağı söküp attım Kimsenin yapamadığını kendime yaptım Evcilleştirdim kendimi, bunu fark edemediler O sadakatsiz, acıtınca zevk alan biri yok içimde artık Ben tertemizim, bunu ben bizzat biliyorum.
Duruşum baki, dilim zehirdir benim, çünkü ben bu semanın altında bir korkuluk kadar dik ve yalnızım.
Sen şimdi beni, bana mı kırdıracaksın. Biraz kırılınca bıçak gibi bileniyorum, yapma bana kendini harcatma. Varsay ki kaplan, terbiyecisini yiyorlar, neden, Çünkü alanına giriyorlar hayvanın. Mesafeni bileceksin, kana susamış değilim ama doğam gereği alanıma gireni. Ama gerek var mı bunlara Bana hiçbir şey sorma, yeter.
Eninde sonunda her insan bir gün aslına rücu eder.
her gece düzenli olarak sayfanı yeniliyorum ve inan merakla bekliyorum ne yazıcaksın dıye. nıye buraya yazmıyosun veya senı okuyabilcegım bı yer var mı lora?
Çok teşekkür ederim ilgine, romanı tamamlama derdindeyim. Kitaba harciyorum. Bir de eskisi kadar sosyal medyada anlık yahut mevcut duygu durumumu ifade etmek yerine manuel olarak deftere yazmayı yeğliyorum.
twitterda sana beğeni veya rt bile atmıyorum ki keşfedicekler seni diye. aslında herkes okusun istiyorum ama kimseler okumasın istiyorum öyle seviyorum ki yazdıklarını öyle buluyorum ki kendimi. erkek olsaydım da sana aşık bi adam olarak ölseydim be. eli,kelimeleri öpülesi kadın,iyiki!
Çok teşekkür ederim içtenliğine ^^.
Okadar güzel yazıyosun ki yemin ederim senin kadar güzel seven bir insana böyle acı çektirmek akıl karı değil..
Çok teşekkür ederim.
ne zaman kendime ihanet etsem seni okumak istiyorum sanki seni okudukça O'ndan acımı alıyorum
İnsanın kendisine, başkasının kopardığı bir parçasını geri verebilmesi ne güzel.
Kalemin kalbe dokunuyor
Keşke hiç kelimeler ilişmese bize.
Wattpad de hikayene neden devam etmiyorsun
Onun daha sırası var.
Bilemiyorum Burkan.
O çok güzel yüzünle ne yapacağız şimdi. Ceplerini yokladım, ağzına kadar doluydu; biraz karıştırdım, (özür dilerim) çeşitli kokular. Başka tarafa bakmaya çalıştım fakat türlü korkular. Ellerin orada mı kalacaklar. O çok güzel her yerinle ne yapacağım ben şimdi, düşünürken bu saat oldu. Bak artık kaç günler oldu. Daha neler neler olur ama ya olmazsa. Ele avuca sığar halin yok. Nasıl tutunulur sana bilmiyorum. Bi’ yerden sonra her aşk platonik lakin biz oraya henüz gelmedik. Ve ben, daha önce hiç başlamadan elime almamıştım kalemi.
Parmaklarım belirsiz bir tarihe gün sayıyor, görecek miyim seni. Çünkü rüyalarım ikimizi üçledi. -K a r ş ı m a ç ı k l o r a diye yinelerken, nasıl ezberlettin tüm hatlarını sen. Aklımdan çıkmıyor bulunduğun kadrajlar, yüreğim oralarda bir yerde sıkıştı. Kurtar beni. Bi’ oh çekmek istiyorum. Sanki kimi sevdiysem, neye üzüldüysem bugüne dek; karşılığı sen. Seneler sonra hissetmek çok garip, seneler sonra başka birini; seni. Duvara konuşur gibi, bu yazdığım kaçıncı sayfa seni. Haberin yok ki. Korkuyorum ya böyle giderse diye. Öyle bir hayrete düşürdün ki beni, kalkıp da gelemiyorum sana. Utanıyorum, çekiniyorum. Hatırını sormaya dahi. İlk o gece gördüm rüyamda ikimizi. Haddinden fazla beyazdın, üzerine vuran gölgem bile virandı. Neyse güzel öpüşüyordun. İki gün sonra bir kez daha, sanırım bu sefer konuşmadığımız için çok özlemişim. Mutfağındaydık. Tezgahta bağdaş kurmuş seni dinliyordum. O kadar güzel anlatıyordun ki sanki hiç işitmediğim kelimelerdi her biri. Halbuki ne ilgisi var, bildiğimiz dildi. İçim içime sığmıyordu otururken karşında ama nasıl kımıldamadan izliyordum seni keşke görebilseydin sen de. Merak etme, anlattıkların aramızda kalacak ki bi’ aramız olsun. Uyandığımda açıp birkaç gün önceki ses kaydını dinliyorum. Mideme vuruyorsun, daha hiç dokunmadan. Korkuyorum. Birden bire çok korkuyorum, çünkü bu hissi iyi tanıyorum. Beni o günlere alıp götürmüyor, beni alıp. (cümlenin devamını getirmeyi denedim ama nefesim).
Kitabın başına geçiyorum, Çınar’da kalmışım. Bir gece onu yazarken keşke esas çocuk Çınar olsaydı, Lora’ya aşk yaşayan o olsaydı demiştim içimden. Kendi yarattığım karaktere içim gitmişti. Kaldığım yerden devam etmeye çalışırken aklıma ‘sana Çınar’ın serseri yönünü sunuyorum, ve karışık. Çınar’a kendini hatırlatan bi’ tavır lazım.’ Dediğin geliyor. Ama Çınar Lora’ya aşık diye lafını kesmiştim gülerek. ‘Lora’ya aşık olması yetmez, aşık da etmesi bi’ nebze gerekli. Ve ya iz bırakabilmesi. O benden’ diyerek tamamlamıştın sözünü. Tıkandım kaldım. O an değil ama sonrasında ve şu anda. O kadar tıkandım ki. Oyun oynuyormuşuz gibi hissediyorum, kurallarını bilmiyorum ve arada tosladığımı hesaba katarsak; sen ciddisin. Biraz aşk oyunu oynayalım, iyi bir oyuncusun dedin bana, hamleler yapalım dedin ama senin bu yaptığına zugzwang denir satrançta. Beni köşeye sıkıştırdın.. Bu nasıl bir ihtilal ki, ihtimalleri yerle bir etti.
Belki gözümde büyütüyorum ama bildiğim bir şey var, kendine haksızlık etmeden sevemezsin. Ve burası araf. Araf, senin keyfini beklediğim yer diyebilirim. Zaten ben kuvvetle muhtemel sürdüremeyeceğin birisiyim ama tüm ezberlerini silerek sana kendini unutturabilirim. Hakkımı verebilecek misin. Bana binaen olmamasına rağmen, her hareketine ayrı ayrı içerledim. Çünkü tam da bu sebepten, çünkü hiçbirisi benim için değildi. Farkındayım, izliyorsun uzaktan. Görüyorsun, içime kapandım. İçine kapanmak varken. Madem öyle dedim, derin nefes alıp verirken -soğudum soğudum soğudum- sayıkladım durdum ama madem değilmiş o matemmiş meğer. Bir mazimiz yok evet, olsaydı dahi sil baştan istemem. Tamamlamak, bütünlemek varken. Başlangıçlar sonumu getiriyor; herhangi birinin değil, senin kalanın olmak istiyorum. Dünyayı etrafında döndürebilirim, istersen düz olduğuna inanabilirim. Kendime yabancılık çekerken, seni herkesten iyi tanıyabilirim.
Seninle olmadan seninle yatıp kalkmak ne demek ah bi’ anlatabilseydim, beceremedim. O çok güzelliğin olmadan n’aparım şimdi.
Çene gamzeni öpmeye benim boyum yeter mi.