Merak etmeyin, Türkiye'nin beni kaybetme lüksü yok...
Jules of Nature

shark vs the universe

tannertan36

ellievsbear

No title available

Kaledo Art
occasionally subtle
Mike Driver
Stranger Things
todays bird
🪼
Game of Thrones Daily

Love Begins

#extradirty
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Misplaced Lens Cap

祝日 / Permanent Vacation
Monterey Bay Aquarium

Janaina Medeiros

if i look back, i am lost

seen from Germany

seen from Portugal

seen from Türkiye
seen from Malaysia
seen from Argentina

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from New Zealand

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from Japan

seen from China

seen from Russia

seen from Malaysia
seen from Chile

seen from Italy
seen from United States

seen from China
seen from Germany
@elestirenadam
Merak etmeyin, Türkiye'nin beni kaybetme lüksü yok...
Aydın rantı.
Burjuvazinin en sevdiği şey, "bağımsız" ve "özerk" görünümlü aydındır. Çünkü piyasanın değerlerini ve hâkim sınıfların hegemonyasını kaba saba savunan aydın ve sanatçılar, daima ikinci-üçüncü sınıf aydın işlemi görürler. Burjuvazi bu yüzden daha etkin kişiler arar. Burjuva ideolojisini, muhalif havalarda, daha üstü örtülü ve daha incelmiş bir estetikle yayan aydın ve sanatçılar, el üstünde tutulur. İtibar ve ödüller onlar içindir. Çünkü onlar, var olan sistemi, toplumun zihninde ve duygularında yeniden üretme görevlerini daha hissettirmeden yapmaktadırlar. Bulanık mesaj, her tarafa vurma, içerikten kopuk biçimsel atraksiyonlar, özel bir anlaşılmama gayreti, içeriksizliğin süslenmesi; bütün bunlar, "bağımsız" düşünür ve sanatçının numaralarıdır. Ve "bağımsız" aydın numarası, bir burjuva numarasıdır. Kendilerini ideolojiüstü ve "bağımsız" ilan eden bütün aydınlar, bütün düşün ve sanat adamları, aslında ezen sınıfların aydınlarıdır. Türkiye'de burjuvazinin "bağımsız" aydını için çeşitli mevziler oluşturulmuştur. Revizyonizm, Anarşizm, Nihilizm, Feminizm, Yeşilcilik, Devrimci Demokratlık gibi tavırlar, böyledir. Şimdi bazı kişilerin, sözde siyasi mizah adı altında bu numarayı yeniden yutturmaya çalıştığını görüyoruz. Türkiye'de bir rant alanı oluştu. AK Parti ve Erdoğan düşmanlığı. Elbette AK Parti ve Erdoğan düşmanı olabiliriz. Eleştirebiliriz. Fakat bunu ranta çevirmek bambaşka bir şey. Ben son günlerde çok konuşulan gösterinin iyi çalışılmış bir metin olduğunu düşünüyorum. Hedef kitlesi belirlenmiş, nelerin ses getireceği iyi hesaplanmış, kullanılan heykel alıntısından verilen mesajlara kadar hepsi iyi bir çalışmanın ürünü. Hakkını yemeyelim, iyi örülmüş ve anlatıcı her gösterisinde üzerine koyarak ilerliyor. Zaten bu bilinen bir pazarlama yöntemi: `Rage-Baiting`. Türkçeleştirirsek Kışkırtıcı pazarlama... Burada Erdoğan'dan İmamoğlu'na kadar her kesime yönelik eleştilerin hepsi aslında bir örtü ve pazarlama yöntemi. Ama anlatıcının bütün çalışmalarını izlersek hep şunu görüyoruz: - Kurucu önderliği hedef almak. - Kurucu önderliğin millî devlet ve millyetçiliğini hedef almak. - Ermeni soykırımını savunmak. Yani toplamında aslında neoliberalizmin hedef aldığı ana unsurları hedef alıyor. Nihayetinde de, neoliberal tezleri yeniden üretmekten başka bir şey yapmıyor. Gösterilerin sonucuna bakarsak, var olan sistemi, toplumun zihninde ve duygularında yeniden üretme görevini hissettirmeden yapma dışında bir şey göremiyoruz.
İkindi rakısı severiz.
Cilayı da rakıdan önce yaparız.
"Farklılık" imalatı.
Şimdi bir güldürü izledim.
İçeriği ayrı tartışılır ama altında okuduğum ilk yorum şu oldu: "Netflix'e satmak yerine Youtube'a yukleyen guzel yurekli adama sosyalist denir"
Allah allah.
Netflix ve Youtube'un ne farkı var.
Birine para ile satıyorsun birinde izlenme karşılığı para alıyorsun. Babasının hayrına kimse bir şey yapmıyor.
İkinci mesele de şu: Netflix'in de Youtube'un da sahibi Batılı emperyalist tekeller. Kullanmayalım diye demiyorum. Bunun bilincinde olalım diye diyorum. Arasında bir fark yok yani...
Ama bu tür yorumlar çok önemli bence. İnsanların nasıl bu sistem içinde duman altı kaldığını, kavramların içini nasıl boşalttığını gösteren önemli bir olgu... Zihinler böyle böyle bozuluyor.
Kaba olacak belki ama aynı bokun lacivertini farklı sanma algısı, işte böyle imal ediliyor.
eski kafalı birine benziyorsun
Aklıma Fazıl Hüsnü'nün bir şiirini getirdin:
Eski adamlar Yalan söylemezdi aydınlığa karşı Dediklerinden dönmezlerdi O yedi yıldıza karşı
Ağu içerlerdi eski adamlar Baş eğmemek için Gerçeği yaşatmak için
Eski kafalıyızdır. Eski adamızdır. Ağu içeriz baş eğmemek için, gerçeği yaşatmak için.
Ha bu arada şiirin adı "Kişilik". Lazım olur.
Ara formül.
Eve geldim, duşumu aldım... Hadi dedim bugün madem erken geldim (21.30), çalışırken dinlendirici eşlikçi yapayım... Bir cin tonik yaptım. Pipomu yaktım yazımı yazıyorum... Bu kez de yorgunluğun üstüne cin tonik aşırı gevşetti. Benim bir ara formül bulmam lazım. Yormayacak da gevşetmeyecek de...
Beyoğlu'nun en güzel zamanları, yürüyüş nedeniyle kapalı olduğu zamanlardır...
Tadını çıkaran biz olduk...
Türkiye'nin en büyük halk müziği derlemecilerinden olan Yücel Paşmakçı hayatını kaybetmiş. Maalesef Manifest bilen kuşaklarımız hayatını Anadolu’nun kültürel mirasını korumaya ve geleceğe taşımaya adayan Paşmakçı gibileri tanımıyor. Yedi bölgenin türkülerini Türk Halk Müziği hazinemize kazandıranlara, yüzlerce öğrenci yetiştirenlere, milletine türkülerin özünü korumayı vasiyet edenlere selam olsun. Nur içinde yatsın. Size bir de kendi ağzından bir hikâye bırakayım. Hepiniz Tosun Paşa'yı izlemişsinizdir. Orada bir atışma sahnesi vardır... "O kurnadan bu kurnaya..." diye başlayan. İşte onun hikâyesi: "1972 senesinde benim bacanağım Şarköy’de inşaatçılık yapıyordu. Dedi ki bir buçuk dönümlük bir arsa var, altı yedi kişi bir olun size orada küçük ev yapayım. Evleri yaptılar. Oraya gittim. Baktım Selanikliler var. Nüfusu altı bin beş yüz. Onlardan türkü bulacağımı ümit ediyor, soruşturuyordum bir yandan. Bana hep yukarı mahalleyi tarif ediyorlardı. Düğünlerde falan çalıyorlarmış. Benim derdim o değil ki. En sonunda dediler ki burada bir keş Hasan var. Sabah altıda başlıyor içmeye, gece yatıncaya kadar devam ediyor. Bir de meyhanesi var. Meyhanede yiyecek hiçbir şey yok ama duvarları şarap dolu. Kemanı da dizinde çalıyor. Samsunlu bir bağlama çalan da gelmiş oraya. Memurdu galiba. İkisi beraber mütemadiyen her gün çalıyorlar. Ben de kapısının önünden geçiyordum. Baktım ki meyhaneden melodi sesleri geliyor. Girdim bir masaya oturdum. Ben şarap içmem ama mecburen şarap da söyledim. Bunların arkası bana dönüktü. Bir ara dükkan sahibi döndü bana bir baktı. Neredeyse beni kovacak. Hiç sesimi çıkarmadım tabi. Bir gün arabanın arkasına sazı koydum. Teybi de koydum, meyhaneye gittim. Yine bu ikisi çalıyor, söylüyorlar. Ayrı bir masaya oturdum. Biraz sonra ben de sazı çıkarttım. Onlarla beraber çalıyorum, söylüyorum. Hemen döndüler ve sandalyelerini çektiler yanıma. Tabi benim TRT’den olduğumu bilmiyorlardı. Hemen teybimi çalıştırdım. Küçücük meyhane bir doldu. Tıklım, tıklım. Elli altmış kişi. Ne oyunlar, neler, neler. Açtım teybi hepsini aldım. Bu türkü de onlardan biri. Türkü derlemede bu bir yaklaşım. Hadi bakayım söyle de alayım falan değil tabi. Onlarla o duyguları paylaşman gerekiyor. Bana ters bakanlarla sonradan can ciğer ahbap olduk."
Zihniyet.
Bakın size hep yazdığım Antantikçi zihniyeti pratikle anlatayım.
Temmuzda Ankara'da NATO zirvesi var.
Yollar düzenleniyor, asfaltlar yeniliyor, çevre düzenleniyor, memurlara izin veriliyor...
Hakkını arayan öğretmene, işçiye daha sert müdahaleler yapılıyor.
İşte halkına hak görmediğin şeyleri, çukurda veya bozuk yolda yaşattığın durumları, sırf birkaç kan emici antiemperyalistlere hak görmektir.
Normalde yapman gereken hizmetleri, Batı merkezleri için yapmaktır.
Bir zihinsel problemdir.
Rahat.
Arkadaşlar, ben yazılarınızda, gönderilerinizde iki şeyi rahat bırakmanız gerektiğini düşünüyorum: 1. Âşk Anlamıyorsunuz bu işlerden, başarısızsınız. Bu talih kuşu değil omuzlarınıza konacak. Öyle beklenti ile olmaz. Emek yoğun bir iş. Size göre değil, salın gitsin... 2. Şarap Dîvân edebiyatı şairi değilsiniz. Onlar ustaca mazmunlar çıkarıyordu, siz ucuz ucuz işliyorsunuz bunu. Köpeköldüren gibi. Bu konudaki felsefenizin içi bomboş. İçin gidin rahat edin. Üzüm zaten yeterince ezilmiş, bu konunun pestilini çıkarmayın... Bunları yapın hayatınızda daha mutlu olursunuz eminim. Bana da teşekkür edersiniz. Hadi eyvallah.
İran'ın ve dünyanın en büyük şairlerinden Firdevsî, o büyük eseri Şahnâme'de şöyle diyor:
"Olmayacaksa İran, olmasın benim için ten Kalmasın bu topraklarda bir canlı ten Vatanımız ve çocuklarımız uğruna, Namusumuz, küçük çocuklarımız ve yakınlarımız uğruna, Vatanımızı düşmana teslim etmekten, Daha iyidir hep birlikte gitmemiz ölüme."
ABD'nin uçak gemileri, İsrail'in Demir Kubbesi varsa; İran'ın Firdevsî'si var, Şahnâme destanı var. Savaşları ölümden korkmayanlar kazanır. Bu yüzden ABD ve İsrail yenilgiye mahkum.
Şahnâme'si olanlar uçak gemisi olanları yendi.
Selam olsun İranlı kardeşlerimize, selam olsun ölmekten korkmayanlara!
Kahrolsun Amerikan emperyalizmi! Kahrolsun İsrail siyonizmi!
Evet kötü oynadık.
Taktiksel seçimlerimiz yanlıştı. Bence teknik direktöre yazar bu yenilgi.
Fakat tık uğruna bu başlıkları atmak eziklikten başka bir şey değil.
İçimizdeki Amerikancıların zil takıp oynaması şaşırtmıyor.
Ek: Fotoğrafı da yapay zekâ ile yapmışlar. 15 numaralı oyuncu bile yok maçta. Avustralya'nın boy ortalaması 1.85; millî takımımızın ise 1.81...
Son dakikaların insanıyım...
Anu Yemen'dir, gülü çemendir, sorusu necedir...
Yemen televizyonundan röportaj yapmak için gelmek istediklerini söylediler. Gelin, dedim. Konu nedir, demedim. Sonuçta her konuda konuşuyoruz. Konu "Türkiye'deki Beyin Göçü"ymüş. Kardeşim Yemen'den geliyorsun ya, Ensarullah sor, İran ile ABD-İsrail Savaşı'nı sor, bilemedin Bab'ül Mendeb'in stratejik önemini sor. Türkiye'deki beyin göçünü ne yapacaksın... Neyse onu da anlattık, "çok güzel oldu", "müthiş oldu" diye gittiler... Bir de bunlar Arapça dublaj yapıyorlar bana bir garip oluyor... Neyse...
Beni aradın. Açmadım, açamadım...
İki dakika sonra açacağımı sana ne düşündürdü.
Yine açamadım... Peki 7 dakika sonra açacağımı sana ne düşündürdü...
Bırak geri dönelim. Dönüyoruz da işte.
Bazen insanları yatırıp sikesim geliyor. Kusura bakmayın.
Tekrar.
Kitap sayfaları, tarih, gezi...
Instagram sayfaları size de aynı gelmiyor mu?
Biri bir hikayeyi patlatınca, farklı hesaplar aynı hikayeleri çekiyor.
Şu an ne görsem tekrar.
O tekrarın çoğu da uydurma gerçi...
Oysa özgün üretilebilecek çok şey var.
İnfluencerlık denilen şey bayat ürün satma meselesine döndü.
- “Yaşamak için öldürüyordu, neticede bu da bir işti. Pek çokları gibi o da böyle hassas bir mesleğin tehlikeleriyle böbürlenebilirdi. Ama o sessiz kalmayı yeğliyordu. Tıpkı kahkahaçiçekleri gibi ruhunun çiçekleri de alacakaranlıkta açılırdı.”
Leon Bloy, Nahoş Hikayeler, Can Yayınları, İstanbul, Mayıs 2023, s. 80.