bügün kaş’ta büyük bi şaşkınlık ve yas vardı. bağrışanlar, çağrışanlar, salya sümük ağlaşanlar, birbirlerine bakıp korkaşanlar!
öğleden sonra yerel bi gazeteci 19 yaşında bir çocuğu vurdu, tam 7 kurşunla. ve de otogarda, 100 kişinin önünde.
neden şu; adam arabasıyla geri geri giderken çocuğun duran ‘scooter’ına çarpmış, tartışmışlar, sonra çocuk motorunu tamire götürüp, adamdan parasını ödemesini istemiş, 100-150 lira, bu da çıkartmış silahı, tüm şarjörü boşaltmış çocuğa, bi tane de 15 yaşında kardeşine, çocuk öldü, kardeş yaralı. insanın aklı almıyor!
adamın evi (şu an tam karşımda) ve çocuklarının lokantası polisler tarafından korunuyor. bi karşı saldırı bekleniyor, ‘kötülük’ çorap söküğü gibi yürüyecek.
bu yörede suç oranı çok düşük, cinayet hiç duymadım neredeyse, yaralamalar, düşman aile kavgaları olur, kazalar olur, ama herkesin önünde böyle saçma sapan, böyle korkunç bi cinayet? bütünüyle bi delirme mi, cinnet mi, ne?
çocuğu tanımayanlar çok üzgün, tanıyanlar tamamen bitik. 19 yaşında daha. ondokuz. 19 yaşında bi çocuğun, henüz dünyayla yeni tanışırken, şeytani bir piyangoya maruz kalıp ölmesi ne fena.
asıl anlatacağım şu; katili zeki’nin dükkanın önünden geçerken görmüştüm dün. göz aşinalığı selamı vermişlerdi birbirlerine, gözleri tuhaf bakıyordu. ve sordum zeki’ye, bu adam deli mi diye? dışında sanki, içiyle ilgisiz hareket eden bir kabuk var gibiydi. ‘kaş gazetesini çıkartıyor, garip bi adam’ dedi. keşke o an bi tık müneccim boku yeseydim de, vursaydım bi odunla kafasına, değişseydi zaman. sonra istediğin kadar açıklayama, n’olacak!
aramızda silahlı cahiller kol gezerdi, artık silahlı deliler eklendi! minnacık kasabalarda bile. biliyorum hiç tatlı bi yazı değil gece gece, canım sıkıldı çok, yazmak istedim.
şöyle düşünüyorum bazan: bir kişinin ölmesi ile bin kişinin ölmesi arasında hiç bir fark yok. çünkü zaten birim ‘tek insan’.