insta için tık
Mike Driver

Product Placement

祝日 / Permanent Vacation

oozey mess
h
occasionally subtle

No title available

izzy's playlists!

Andulka
wallacepolsom
Cosimo Galluzzi

Origami Around
RMH

titsay

JBB: An Artblog!
Xuebing Du
noise dept.
No title available
taylor price

tannertan36

seen from Jordan
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Brazil
seen from T1
seen from Germany
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from Germany

seen from Malaysia
seen from Türkiye
seen from T1
seen from Canada
seen from Malaysia

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
@fillervebulutlar
insta için tık
yazasım geldi, yazacağım. on dokuz yaşıma girmek üzereyim, güzel bir hayatım var, ben her ne kadar şikayetçi olsam da. aptal aptal sitem etsem de sabahları uyandığımda, aslında şükürler olsun ki çoğunun hayali olan hayatı yaşıyorum. uşakta büyüdüm bu yaşıma kadar, ufak şehir, ufak şehirler ufkunu kapatır insanın derler. ben bunu pek sikleyen birisi olmadım hiçbir zaman, bu şehirde o iş olmaz koçumlara siktir çektim hep içimden, her ne kadar dilimle onaylasam da. büyümeye çalıştım, zaman geçirerek değil ama yata yata, bir bok olabilmeye uğraştım. bir baltaya sap ol diyen babanın oğluyum ne de olsa. bu site mesela, ilk açtığımda bu hesabımı on beşimin başlarındaydım sanırım. boş kovalamadım, bir şeyler üretmeye çalıştım, farklı bir şeyler yapayım dedim, yapabilmişsem ne mutlu bana. çok zamanımı geçirdim buralarda, çok insan tanıdım. şu sik kılıklı site bana neler neler kazandırdı anlatamam size. ahmet ile birbirimize küfür ederek tanıştık mesela, şimdi valiz hazırlıyorum antalya imzası için, yarın ahmetin yanımda olacağım ölmezsem. hayat bazen güzeldir lafının tanımı oldu amınakoduğum samsunlusu bana. çok şey kazandırdı, çok şey öğretti. eyvallah. on dokuz yaşıma girmek üzereyim, annemi çok seviyorum. saçma sapan konuşup insanların anlamasını beklemeyi de öyle. küçük bir kardeşim var, bir de onu çok seviyorum. birkaç saat önce yoruldum amınagoyim diye sigara içerken aklıma takıldı bazı yaşadıklarım. lan ne zamanlardı be falan dedim güldüm. eski fotoğraflara baktım. pişman olduğum şeyler yapmışım her ne kadar inkar etsem de, iyi ki yapmışım dediğim şeyler olmadı değil ama bu kavgayı keşkeler kazanacak gibi. beş yıldır lise okuyorum, ilk senemde kaldım, gidemedim. bakıyorum bana ne kazandırdı diye, yaprak kımıldatmamış lan bende. gülüyorum biraz bunları yazarken. ne gereksiz insanım lan ben falan diyorum. şuan salondayım, annem çay demliyor bana, ciddiyim ve bu dünyanın en güzel şeylerinden biri. bir de özür dilemek istiyorum biraz, sanırım. çok hata yaptım, bazen insanları üzdüm, bencil oldum, insanım, beni amınakoyayım falan. aklıma şey geldi şimdi, yarın ölürsem bu yazıyı okuyan ailem üzülür mü falan. üzülmesinler, kimse bile isteye birilerini üzmez, yani bence. ben üzdüm ama bazen. diyorum ya, salaktım sanırım, hala da öyleyim belki de, sadece kendimi akıllı sanıyorum. lan ne çabuk on dokuzuma geldim ben. dedemin beni hortumla ıslatmasından nefret ederdim,dokuz yaşındaydım çünkü, salaktım baya. şimdi onu bile özledim. neyse, ne diyor bu dalyarak ya gece gece derseniz, yazıyla pek alakası olmasa da şey diyorum: elimizdekilerin kıymetini bilin ve telafisi varsa hatalarınızı düzeltin. bir de size çay demleyen anneniz varsa onu baya bi öpün, öptüm.
görünce tekrar yazasım geldi, yazıyorum. on dokuz yaşıma girdim, 3 ay geçti hatta. büyüyoruz yavaş yavaş. uşakta yaşıyordum üstteki yazıyı yazdığımda, şimdi denizliye taşındım. hayat daha sıradan eskisine göre. her şeye şükür ama. ikinci bir kitap hazırlıyorum, az kaldı bitmesine. on ik bin kelimedeyim daha. az kaldı. sorumluluklar artıyor. yeni insanlar gelip geçiyor hayatımızda. pişmanlıklar artıyor her yeni insan tanıdığında. üstteki yazıyı yazarken anlatacağım çok şey vardı. hangisini yazsam diye düşünüyordum. şimdi yazacak bir şey bulamıyorum. her şey daha sıradan, daha sıkıcı. tavsiye: zorunda değilseniz yeni bir şehire taşınmayın. tavsiye: alkolü bırakın. tavsiye: koşmaktan vazgeçmeyin. bir de kaçmaktan. ne yapıyorum lan ben, diye soruyorum bu sıralar kendime fazlasıyla. bir şeyleri doğru yapabiliyor -tam burada annem odama girdi ve dedi ki hep boş şeyler yazma insanlara biraz yararlı şeyler anlat- şaka gelebilir ve ya yazıyı uzatmak için böyle diyorum sanabilirsiniz. harbiden lan. garip oldum biraz. neyse. bir sik beceremiyorum lan, diyorum bol bol çoğu soruyu sorduğumda kendime cevap olarak. çok da devrik cümle kuruyorum. kavgacıyım ama olsun. tavsiye: güzel şeyler paylaştıkça çoğalır. özel şeyler ise paylaştığınızda önemini kaybeder. hayatta hep bir sınırınız olsun. çizgilerinizi kimseye aştırmayın. kendinizi sevin, ben sigara almaya gidiyorum. öptüm.
merhaba. bu yazıyı birkaç gün önce, ikinci kitabın çıktığı gün yazacaktım. fırsat olmadı. o zamanlar biraz mutluydum. şimdi de mutluyum. biraz da pişman. ama konular değişiyor hayatta. neyse. bir sigara. pişmanlıklar biriktirdim. son yazıyı yazalı birkaç ay olsa gerek. ne zamandı hatırlamıyorum. büyüyoruz. farklı farklı anılar, farklı farklı acılar biriktiriyorum. hayatımda ilk defa cenaze yıkadım. bu yaşıma kadar yaptığım ‘üşümek’ edebiyatının götünü donduracak bir soğuk tanıdım. morg demişler adına. bu aralar sadece bu var kafamda sanırım, o yüzden konu ile ilgili çok şey yazarsam okumayın, siktir et. bir sigara. fark ettim bazı şeyleri. ölüm olmadan sevdiklerinin değerini. hastalık olmadan sağlığın değerini. kaybetmeden önce elindekinin değerini, fıtratı gereği bilemiyor insan. unutuyoruz her şeyi. bir cenaze sırasında gülümseyebilen insanlar gördüm. şaşırdım ilk başta. kızdım da. sonra unutuyoruz, dedim. herkes, her şeyi unutuyor. seni gece boyunca yatakta çocuk gibi ağlatan şeylere bile birkaç güne tebessüm edebilecek kadar garipmiş insanlar. hayat. farklı farklı anılar. farklı farklı acılar. siktir et. bir sigara daha. hepsi geçiyor. her şey bitiyor. öyle işte. not: bu hayatın acil çıkışı ‘uyumak’
birkaç ay sonra 20(yirmi) yıl olacak bu dünyaya gözümü açalı. ama dur. afilli laflar yasak burada. doğalı. doğalı 20(yirmi) yıl olacak yakında. bir şeylerden kaçmaktan yoruldum. yaklaşık iki aydır sadece uyuyup uyanıyorum. güzel müzikler dinleyince, her şeyin daha katlanılabilir olduğunu fark ettim. çok güzel müzikler dinliyorum bol bol. neyse. bu yaşlarda insanın algıları mı daha açıktır bilmem ama daha farklı gözle bakmaya başlıyorsun bir şeylere. geçen günlerde, yalnızlığın tam olarak ne olduğunu öğrendim. bir üstteki yazıda cenaze yıkadığımdan ve bunun korkunç bir şey olduğundan bahsetmiştim ya, onunla alakalı. anlatacağım; anneannem 53(elliüç) yıl evli kaldığı dedemi 12(oniki) şubat sabahı kaybetti. kimseye konuyu açmak istemiyor ailecek bir araya geldiğimizde. bir tek o isterse açılıyor konu. şey dedi: geçen sabah, namaz kılmak için kalktığında yanında dedemi görememiş. Allah Allah, demiş. benden erken kalkmazdı bu, demiş. ‘hacı’ diye 2(iki) defa bağırdıktan sonra aklına gelmiş öldüğü. bunu anlatınca, herkes usul usul gözyaşı döktü. bir yabancı gibi ortama bakma fırsatına sahip oldum o an. garip geldi bir topluluğun aynı anda gözyaşı dökmesi. neyse. ben kendi hayatıma yalnızlık diyordum bir de utanmadan falan dedim kendi kendime. sonra geçti. geçiyor her şey. unutuyor herkes her şeyi. büyüyoruz. herkes gibi ben de en fiyakalı pozumu veriyorum fotoğraflarda. hiçbir şey olmamış gibi devam etmesi bu hayatın, çok garip. çok hızlı geçerken yıllar, geçmek bilmiyor dakikalar falan. sancılıyız. hepimiz. bir yerde okumuştum: acı sik gibidir, herkes en büyüğü kendisinde sanır. bunu fark ettim bu aralar. herkes en çok canı yananın kendisi olduğunu ispatlama çabasında. ben öyle olmak istemiyorum. defalarca tekrarlıyorum bunu ama bir şey duyduğumda içimden aşağılıyorum onu. öyle işte. büyüyoruz. büyüdükçe yeni sancılar, büyüdükçe yeni tecrübeler, büyüdükçe korkular. geliyor işte. hepsi bu. not: aile kıymetli şey, kaybetmeden değerini. bilin. bir de zaman. öptüm.
merhabalar. yine yazasım geldi. büyüyoruz. bir çocuk büyüdüğünde nasıl hayalleriyle birlikteyse, ben de sancılarla gibi. neyse, burada edebiyat yapmıyoruz. yeni insanlar tanıdım geçen aylarda. bazısı güzel insanlar. burada biraz mutluluk geliyor. güzel müzikler keşfettim. burada biraz daha mutluluk. eve döndüm sonra, hiç yaşanmamış gibi geldi. bu şaşırtıcı. hep geçiyor ama, diyorum. hiçbir güzellik, hiçbir ağrı sonsuza kadar sürmüyor, diyorum. ama ağrı çekiyor olmak bitmiyor. neyse. edebiyatını yapmayalım bir şeylerin. yirmi iki(22) gün sonra 20(yıl) bitiyor hayatımda. garip geliyor bana bu. ne zaman geçti bu kadar zaman, hiç anlayamıyorum. şikayetçi olduğum şeyler var biraz. bir tarafım sanki hiç büyüyeniyor gibi. belki de sadece şükürsüzüm. aynen aynen. şükürsüz bir insan olduğumu fark ettim, herkese şükür etmesini söyleyen birisiyken. kendimi kandırmamalıyım, diyorum. düzeltmem lazım bir şeyleri. neyse. babama çok haksızlık ettiğimi fark ettim. birisini narkozdan baygınken görünce. her tarafı bandaj, sargı içerisindeyken görünce. değişiyor biraz hissettiklerin. yumuşuyor bazı duvarlar. bunu fark ettim. uyandığında ondan özür dileyeceğim. tavsiye ederim hatta. geç kalmadan kırgınlıkları süpürün. neyse. zamanımı çok boş geçiriyorum. yazı yazmaktan başka elle tutulur bir şey yapmıyorum ne zamandır. yazı yazarken her şeye sahipmiş gibi hissediyor insan kendini. bunu seviyorum sanırım. bu hayatın başka bir orgazm çeşidi olmalı, bir şeyleri yazarak anlatmak. neyse. ölümü çok fazla düşünmeye başladım bu aralar. ne zaman öleceğimi bilmemek garip. ama sanırım hiçbir zaman, ne zaman öleceğine kendisi karar veren insanlardan olamayacağım. olmayayım da, annem çok üzülür. şükür ki annemi de düşünmeye başlayabildim. anneleri üzmeleyelim gençler. neyse. ölüm çok gelince aklına, zevklere sarılıyorsun. ne seni daha iyi hissettiriyorsa, onu daha çok yapmaya başlıyorsun. dolu dolu bir hayat yaşamaya çalışmak diyebiliriz. bu da bazı sonuçlar doğuruyor ama nasıl olsa öleceğim diyorsun. umursamazlık başlıyor burada. hiçbir şeyin kalıcı olmadığını fark etmek sana bir ‘siktir et’ serumu bağlıyor. bu düşünceden kurtulmalıyım sanırım. neyse. sıradan bir insan olmaktan korktuğumu fark ettim. daha fazla renk olsun istiyorum hayatımda. zevklere sarılmak geliyor yine burada. ama ne yapacağımı bilmemek, bana kendimi, frenleri patlamış bir kamyon gibi hissettiriyor. düzeltmeliyim bir şeyleri tekrar tekrar. çok kitap okumalıyım. çok şehir gezmeliyim. çok insan tanımalıyım. umarım ömrüm buna yeter diye bitirmek istiyorum. öptüm. dipnot: didem madak okuyun.
tekrardan merhaba. 32(otuziki) gün önce 20(yirmi) yılı doldurdum. kendimi moron gibi hissediyorum. bu aralar huzursuzum. bir şeylerin arayışında gibi hissediyorum kendimi. kalkıp kanımdaki alkol oranını arttırıp sarhoş mu olsam yoksa oturup dua mı etsem, bilmiyorum. ikisini de yapmıyorum. biraz uzaklaştığımı fark ediyorum eskiden sevdiğim şeylerden. duvarları eskisi kadar boyamıyorum artık. hatta son 1(bir) aydır elime boya almadım. önceden bu bana kendimi iyi hissettirirdi. dünyaya bir iz bırakmışım gibi. şimdi çok da sikimde değil açıkçası bir iz bırakabilmek. küçük kardeşim bugün çok hastaydı. o hastayken ben daha çok ağrı çekiyormuşum. bunu fark ettim. ona hiç kıyamıyorum. 2(iki) gün önce kreşe başladı. fazla mutlu olması beni fazla mutlu ediyor. hayatımda şu sıralar değer verdiğim 1(bir) tek o var sanırım. onu seviyorum. büyümesini istemiyorum diyeceğim, ya bu dua kabul olur da ölürse diye korkuyorum. demedim bir şey. delirmek, kendi kendine konuşmakla mı başlıyordu. bu sıralar fazlalaştı bu. sanki bir daha bir şeyi sevemeyecek gibiyim. içimde hiçbir heves kalmadı gibi geliyor. neyse. kahve yaptım. artık kahveyi acı içmeye alışacağım. günde birkaç bardak deneme yapıp suratımı buruşturuyorum. henüz alışamadım. bir de artık uyandığımda ilk işim sigara içmek olmuyor. annem rica etti. yemek yemeden içmiyormuşuz. neyse. denizli’de yaşıyorum. pamukkale üniversitesinin bilgisayar programcılığı bölümünü tutturdum. bilgisayarlarla ilgili bir bölüm okumak istemiyorum. birkaç gün sonra 3(üç) adet boş geçen yılın ardından tekrar okula başlayacağım. bunu hatırladıkça kendimi balkondan atasım geliyor. hiçbir şey yapmak istemiyorum. mecburen bir şehire tıkılı ve takılı kalmak iğrenç bir olay. bunu fark ettim. bir de şey: sabahları aç karna sigara içmeyin. öptüm.
merhabalar. bir şeyler yazmak istiyorum ama bir şeyler yazabileceğimi hiç sanmıyorum. sanki pilim bitmiş gibi. bir şeylere eskisi kadar yorum yapmıyorum. yazı yazmak gözleme bağlıdır bana göre. bir şeyleri ne kadar iyi görürsen o kadar iyi anlatırsın. bakmakla görmenin arasındaki uçurumun kenarı burası. selam. bir süredir etrafımda olan bitenden çok yere bakmaya başladım. yürürken kaldırım taşlarının çizgilerine basmadan yürümeye çalışıyorum. yürürken eskiden müzik dinlemezdim. artık çok cins müzikler eşliğinde yürüyorum. okula gidip gelmeye başladım. başlamadan önce bundan ne kadar nefret edeceğime emindim. yanılmışım. insanın uğraşacak bir şeylerinin olması güzel aslında, dedim. animasyon yapmayı öğrendim değişik bir uygulamadan. kedi falan zıplatıyorum. filli ve bulutlu bir gif yapabilmek için üç(3) saat uğraşıp yanlışlıkla sayfayı kapattım. onu hatırladıkça üzülüyorum halen. neyse. lise bir(1) yıllarından beri ilk defa gece on iki(12) civarı uyuyup sabah sekiz(8) gibi uyanıyorum. çok mutluyum bu konuda. kahveyi acı içmeye alışma denemelerim sona erdi. pes ettim. at gibi şeker yiyorum. pes. neyse. ‘bir şeylerin değişmesine katlanamayan her insan, zamanında bir şeylerin değişmesinin ağırlığı altında ezilmiştir’ demiştim bir zamanlar. ama artık bir şeyler değişsin istiyorum. fena sıkıcı gelmeye başladı hayat. uzun süredir kimseyle muhatap olmuyorum ve bu can sıkıcı olmaya başladı. öyle. sıkıcı bir hayat yaşıyorum. not: /watch?v=qAEQ_30pIug
merhabalar. şehir değiştirdim. güzel bir insanla tanıştım. bir insanı tanımak, onun yara izlerini görmek güzel. cidden ama. kossskacaman bir yara izi gibi vücudu. neyse. bir şeylerin daha güzel gittiğini söyleyebilirim. birkaç soru işaretini giderebildim en azından. birkaç tane tekrar eşini benzerini yaşayamayacağım , yaşasam da bu kadar güzel hissetmeyeceğime emin olduğum anı biriktirdim. güzel günler sanırım bunlar. ama hiçbir şeyin kusursuz olmadığını hatırlıyor insan. her güzellikten sonra biraz burukluk. hep böyle. neyse. sakarya diye bir yerde kendimi çok mutlu hissetmiştim diyeceğim bundan yıllar sonra bile. bundan eminim. bu yetmeli. neyse. geç kaldığımı fark ediyorum son birkaç yıldır her şeye. insanlara - istediğim insanlara- çok geç kalmışım. bazı bardaklar çoktan dolmuş. birkaç sigara yakılmış üzerine. ben başka bir şehirde, başka bir şiirde anlam ararken olmuş sanırım bunların hepsi. üzüyor beni bu durum. pişman oluyorum hep şu aceleci olmayışımdan. neyse. bir şeye geç kalmak kötü hissettiriyor, bunu fark ediyorum. ama güzellikler de var. bir(1) sigara içiyoruz beraber. birkaç tane hatta. sıradan şeylere koca bir(1) anlam kazandıran insanlar tanıyorum. bir(1) tanesi yanımda şuan hatta. saçlarını tarıyor. neyse. bir şeyin çok güzel gittiğini bilsem bile buna inanmak istemiyorum. çünkü büyük binanın yıkımı büyük olur. en büyük depremleri, en kalabalık şehirler yaşar. bundan korkuyorum. bir şeyleri tekrar bulamama korkusu sanırım. ama karmaşığım. neyse. içinde olduğum duruma takıntılı bir şekilde aşık mıyım, yoksa bu durumdan nefret mi ediyorum bilemiyorum. çok yoğun yaşanıyor bu dördüncü(4.) katta duygular. -buradan sonra bir saat yolculuk- insanın bir saat içinde duygularının bu denli değişebileceğini tahmin edemezdim. birkaç dakika önce kendimi bir bomba gibi patlatmak istiyordum. şimdi yorgunluktan bayılana kadar koşmak istiyorum. mutsuzum. çok mutsuzum. huzursuz ve kırgın hissediyorum kendimi. bir şeylerin ters gitmesinden korktuğumu söylemiştim. korktuğumun hep başıma gelmesi korkunç. neyse. hayat devam ediyor.
not: uyuyun.
merhabalar. mutluyum.
merhabalar. büyüyoruz. birkaç yılda yaşadıklarımı günlere sığdırmış gibiyim bu aralar. ilk defa ameliyat oldum. beş(5) gündür ağzım yüzüm sargıda geziyorum. burnum çok sızlıyor. narkozla tanıştım ve kafası efsaneymiş. büyüyoruz. neyse. hayatımda ilk defa ne yapmak istediğimi biliyorum. birkaç tane birden hedefe sahibim artık. kendimi sürekli aynı cümleyle mutlu ediyorum. ama o cümle bende kalsın. neyse. yeni şarkılar öğretti bana birisi. şiir yazmayı da. şiir yazabiliyorum diyebilirim artık. bu benim için büyük gelişme. ilk defa yazdığım bir yazıyı çok beğendim. her gün kelimelerle besliyorum onu. boyu çok uzadı ama halen doymuyor. bu beni doksan dokuz(99) yerimden bıçaklayan bir şiir olacak demek isterdim ama burada edebiyat yasak. neyse. bir şeylerin değişmesine dair olan korkumu yendim. ne kadar takıntılı bir insan olduğumu fark ettim geçen günlerde. hiçbir değişiklik olmadan yıllarca yaşardım bundan on(10) gün öncesine kadar. şimdi istemek sancısı başladı ve her an istediklerim değişiyor. bir şeyler istemeye başlamak garip. neyse. deliler gibi dövme yaptırmanın hayalini kuruyorum birkaç gündür. ellerime sürekli değişik şeyler çiziyorum. kilo alıp, her yerimi boyatmak, kazıtmak istiyorum. bu görüntümden kurtulmak istiyorum. istiyorum da istiyorum yani. neyse. annemi çok seviyorum. ona, hissettiklerimi anlatıyorum birkaç gündür ve bana zamanında babamla yaşadığı güzel anıları anlatıyor. bu pahası biçilemez bir olay. onunla geçirdiğimiz kısa muhabbetleri ses kaydına almaya başladım. garip hissettiriyor. monotonluğun çenesini kırmışım gibi geliyor bunları düşününce. umarım hayal kırıklığı yaşamam. hep korktuğum başıma geliyor ama bu sefer gelse de olur. umutluyum yıllar ve yıllar sonra. umarım onu iyi sularım ve solmaz. neyse. birine sarılmak istiyorum. dört yedi iki yol uzakta(4-7-2) ama olsun. onun da zamanı gelir umarım. tavsiye: ömür verimli harcanması gereken değerli bir maddiyattır. not: boş boş yatmayın. yollar kaçmıyor ama yıllar kaçıyor. öptüm.
merhabalar. büyüdüğümü fark ediyorum. çok sancılı bir büyüme evresi bu. içimde dertler sıkıntılar doğuyor da onun sancısı bu demek istemiyorum. uzaktan bakmaya çalışıyorum olup bitene. çok yanlış yaptım. kendimi ‘kimse sana bunun doğrusunu göstermek için yanında değildi, yanlış yaptığın kişi bile’ diyerek avutuyorum. ders çıkartmam gerekiyor sanırım ve bunu söyleyebiliyor oluşum bana büyümüşüm gibi hissettiriyor. keşke daha erken büyüseydim de böyle olmasaydı demiyoruz. selam. kendimi bir(1) balkondan atmanın edebiyatını çok yapmıştım daha önce ama hiç bu kadar net hissetmemiştim. kendi bitiş çizgisini çekebilen insanların da edebiyatını çok yapmıştım ama neden bunu yaptıklarının empatisini yapamamıştım hiç. birkaç saat önce anladım bunu. pişmanlık ölümcüldür. sanmak öldürüdür. bu iki(2) kısa harf topluluğu bir(1) dövme gibi duruyor dilimde. ısırıp kopartmak istiyorum. buna eminim. merhabalar. çok sancılı saatler yaşıyorum ve kendimi avutma cümlelerim bitmek üzere. birisine sarılıp üç(3) gün ağlamak istiyorum. kendimi çok güçsüz hissediyorum. bir tokat yesem iyi mi gelir yoksa bu beni günlerce ağlatacak bir döngünün başlangıcı mı olur bilmiyorum. anasını avradını sikeyim bilmemenin. hiçbir bok bilmiyorum ve bunlar hep bir bok bilmemekten oluyor. insanlar neden zamanı geri saramıyor diye çocuklaşmak üzereyim. az daha çocuklaşsam annemin rahmine döneceğim. merhabalar. ben sadece kalbi büyüyen bir çocuğum sanırım. gördüklerim sınırlı hep. bildiklerim sınırlı. ama kalp ezildikçe büyüyor sanırım. of amınakoyim ne diyorum ben ya dedim bir(1) cümle öncesine kadar yazdıklarım yüzünden. bunu neden yazıyorum biliyorum ama. bunu, her buraya girdiğimde okuyayım ve bir daha aynı boku yemeyeyim diye yazıyorum. not: iki dinle bir konuş. not: sanmak ölümcül hatadır. not: /watch?v=aJC70xtwLsY
merhabalar. hayat gerçekten çok garip. dün, bir ömür sürer bu dediğim sancı bugün kılımı kıpırdatamıyor. çünkü insanlar değişik canlılar. söylediği şeylerin arkasında durmayı bırak, tanımamazlıktan geliyorlar onları. çok garip. devam ediyor ve bunu sana iliklerine kadar hissettiriyor sana hayat. garip. garip. not: bir şeye çok yakın olma dürtüsünün boğazını sıkın. yakında olmak görüşü engeller. bazen uzakta durmak bir şeyleri daha iyi görebilmenizi sağlar.
merhabalar. daha da garip her şey. kararlarımı çok çabuk değiştirmeye başladım. bir şeyler sıkıntılı. bir şeyler onun aksine çok güzel. mezarlıkta çiçeklerin açması. mezarlıkta çiçeklerin açması. kafamda dünden beri bu dönüyor. durumun kapalı anlatımı bu. dünyanın eksenini kaydırdığım yere tekrar geldim. bu sefer bırak dünyayı, kendime bile etki edemiyorum. bu çok kötü bir his. neyse. hayat devam ediyor.
merhabalar. kendimi bıçaklanmış gibi hissediyorum. hatta sürekli bıçaklanıyor gibi. günde beş vakit. hatırlamak, bir yaranın kabuğuna tırnak atmak mıydı. neyse. büyüyoruz. hayatımda ilk defa kendimi bir hiç gibi hissettim ve bu saatler sürdü. bir insanın bir insana yokmuş gibi davranmasının ne kadar üzücü olabildiğini gördüm. dedim; adem, cennetten kovulunca böyle hissetmiş olmalı. neyse. çok büyük hatalar ve yanlışlar yaptım. özür dilemenin utanç verici olabildiği durumlar yaşadım. bazı depremler bir ömür sürüyormuş. onu anladım. büyüyoruz. büyümek çok sancılı bir evre olabilirdi. ama büyümenin ölümcüllüğü hiç bir güneş gibi gözümü almamıştı. merhabalar. kırk dokuz(49) saatte üç lokma yemek ve üç(3) kurabiye dışında bir şey yemedim. beş(5) paket sigara, bir(1) miktar alkol, üç(3) yudum su ve iki(2) bardak kahveden başka bir şey içmedim ama dokuz(9) yaş yaşlandım. öyle büyüdüm ki son 49 saatte. unutmak istediğim o kadar fazla kötü hatıra biriktirdim ki. insan, dedim. yaptığı güzellikleri göğsünde bir madalya gibi taşırken, pisliklerini hep bir halının altına saklamak istiyor. şuan tam da bunu istiyorum. utanıyorum kendimden. suç ya da suçlunun olduğu bir durum değil bu. sadece ölüm ve kalım. merhabalar. ölmek istiyorum diyemem çünkü bir şeylerin düzelmesi için dua edeceğim. insan, çaresiz kaldığında mı sığınırdı allah’a. neyse. ben öyle yapacağım. çünkü başka bir bok bilmiyorum. merhabalar. ben büyümekten nefret ediyorum. bir şeylerin kötü gitmesinden çok fazla, bir şeylerin kötü gitmesine sebep olmaktan çok çok çok daha fazla nefret ediyorum. hiç tanımadığım bir his bu. bir insanın kendisine zarar vermesine sebep olmak. oradayken hiçbir şey olmamış gibi davranmak için sürekli ciğerlerimi şişirip söndürdüm ama dokuz(9) saat elli yedi(57) dakikadır kafamda sadece bu dönüyor. merhabalar. kendimi çok kötü hissediyorum kendim yüzümden. merhabalar. bu kadar hissi aynı anda yaşamak kalbini patlatırdı normal bir insanın ki ben özelliğimi kaybettim. kalbim patlamasın diye de dua edeceğim. çok dua edeceğim. umarım bir daha bu kadar kötü adımlar atmam ve bu kadar kötü kararlar olmam. insanların insanları nasıl üzebildiğini bir filmde izlemişim ve başrolde benden başkası yokmuş gibi. öyle. çok acıtıyor bu. merhabalar. beni affet bile diyemiyorum. kendime bile. kendime bile. /watch?v=imAwaqV8k50 not: mın nêkaru te xwe bêparêzanda. mın bêburine.
merhabalar. bir umutla atılan adımların hüznünden bahsetmeyeceğim. üzgünüm. kendimi çok kötü hissediyorum. hepsi bu. not: başkasına dayanan merdivenler daima yıkılır.
merhabalar. son durum değerlendirmesinin üzerinden yaklaşık bir(1) ay geçmiş. çok mutsuz ve huzursuzdum o sıralar. bir(1) şeyleri yanlış yapmak beni delirtiyordu sanırım. gördüklerim, görmeyi umduğum şeyler değildi ve küçük bir(1) çocuk gibi sızlanıyordum. neyse. hayat devam ediyor. okulu bıraktım. birkaç yazı tepede okula gitmenin aslında güzel olduğunu fark ettiğimi yazmışım. sanırım yalan söylüyordum. bırakmak daha güzel hissettirdi çünkü. sevmedim okulu yine. neyse. büyüyoruz. yirmi(20) yılı dolduralı yaklaşık beş(5) ay oluyor. yeni insanlar tanıyorum. bazısı güzel hissettiriyor. bazısı daha güzel. ama bazıları, biliyorsunuz. dün şükrü erbaş’a kitap imzalatabildim. bu güzeldi. adana’da kitap fuarı vardı yine, oralardaydım birkaç gün. güzel insanlarla tanıştım ve güzel anılar biriktirdim. insanların seni sevdiğini sana göstermeleri çok garip bir his. bunu hatırladım fuarda. bir de dün ilk kitabın ikinci(2) yaş günüydü. neyse. şey oluyor, yanında elleri titriyor bazısının. bazısı ağlıyor. sarılıp bırakmak istemeyenler oluyor. bu çok değişik bir(1)gurur veriyor insana. hangi şeyi doğru yaptığımı bilmiyorum ama sanırım bir şeyleri doğru yapmışım ki durum böyle. neyse. hayat inişleri ve çıkışları olan bir(1) yol olduğunu anbean hatırlatıyor insana. bazen güzel ama bazen, biliyorsunuz. bir(1)şeyleri yapmaya çalışmayı bıraktım. izleyici olmaktan tarafım artık. olup bitene karışmamaya karar verdim. ölü gibi yatacağım artık günlerce. daha hiçbir şey yapamamama rağmen çok yorgun hissediyorum kendimi çünkü. sanırım benden bir şey olmayacak, öyle işte. not: okula kaydolurken geçici diploma vermeyin, okulun sistemine geçici kayıt olarak girişiniz yapılıyor ve asker kaçağı görünüyorsunuz. her çevirmede yarım saat durumu anlatmak zorunda kalırsınız, öyle yapmayın. not: az sigara için.
merhabalar. ben bu aralar çok umutluyum gençler. ısparta fuarında görevli olarak on(10) gündür çalışıyordum ve eve yeni döndüm. yaklaşık on sekiz(18) saat yorgunluk uykusu çektim ve uyandığımdan beri kafamda çok farklı göz kapakları açıldı. bir(1) roman yazıyordum son zamanlarda. reha ve asmin’in hikayesiydi bu. aslında süslü cümlelere bürünmüş basit bir(1) hikaye olacaktı ilk planda ama bir(1) insanla tanıştım dövmecide, hikayem büyüdü ve değişti. yeni şehirleri çok seviyorum bu yüzden. onun da adı asmin. uçurum çiçeği demek. bana adını söylediğinde gözlerimi üzerine dikip uzun uzun baktım bu yüzden, şaşırdı ve anlam veremedi. bir de korktu. ben de bir(1) açıklama gereği duydum ve yazdığım şeyden bahsettim. ‘umarım kitaptaki asmin’in hayatı güzel olur’ der gibi birkaç cümle kurdu ve öyle baktı bana. ben de ısrar edip ona garip sorular sordum ve bu bir(1) dinamitin fitilini ateşledi. bu tam olarak böyle anlatılabilir. daha hafif bir(1) tarif ayıba girer. ardından bana hikayesini anlattı ısrarlarıma dayanamayıp. ülkemizin doğusunda doğup, oranın kırmızılığının yüzüne bulaşmasına ‘çocuk yaşta’ olmasından mütevellit engel olamamış bir(1) kadın asmin. duyduklarım öyle farklı şeylerdi ki, kitaptaki karakterim olması için ona birkaç saat dil döktüm, kabul ettiremedim. sonra iki(2) cümle kurdum ve yeterli oldu. ona ‘belki de senin coğrafyandan birisi bu romanı okur ve o, onlar gibi yapmaz. bir kişinin dahi olsa hayatını kökten değiştirmek istemez misin?’ dedim. anında kabul etti ve ben de şimdi dosya başındayım. çok umutluyum. sanırım biraz da mutluyum ve bunu size söylemek istedim. ne zaman biter bilmiyorum ama bir şeylere yarayacağını umut ediyorum. umarım öyle olur. not: burun piercingi yaptırmayın. burun piercingi pişmanlıktır.
merhabalar. son vaziyet bildirimi üzerinden iki(2) ay geçmiş. iki hafta önce istanbuldaydım. şeyma abla evlendi. ilk defa bir arkadaşımın düğününe gittim. ondan sonra bu sefer salihli’de bir(1) fuar vardı. birkaç gün oradaydım, eve geldiğimden beri de yatıyorum. ramazan başladı ve oruç tutabilmek için günün büyük bir(1) kısmını uyuyarak geçiriyorum. bir(1) roman yazıyordum. roman yazmak keyifli ama uzun sürüyor. o yüzden romandan önce bir(1) deneme kitabı çıkartma kararı aldım. adını koyamadım henüz ama bu diğer iki(2) kitaptan daha çok sindi şimdiden içime. diğerlerini geçen günlerde kurcaladım ve yazdığım şeylere inanamadım. filler ve bulutlar’ı çıkartalı iki(2) yıl beş(5) ay olmuş. o zamanlar çok çocukmuşum, kitabı tekrar incelediğimde fark ettim. ne kadar basit şeyler yazıyormuşum. ne kadar dertsizmişim. içindeki yazıları yeni baskıda değiştirmek için bir dosya hazırlayayım diye elimdeki yeni yazıları toplamak adına bir(1) dosya açtım. baktım ki elimde rahatlıkla bir(1) kitap edecek yazı var, üçüncüyü çıkartma kararını öylelikle aldım. umutluyum. hayatıma kitap işleriyle devam etmek istediğimi fark ettim. ne iş yaparsam yapayım, bir(1) köşede hep kitaplar olsun istiyorum. öyle işte. büyüyoruz. üç(3) ay sonra yirmi bir(21) yıl komple bitiyor ve bu beni korkutuyor. büyümek istemiyorum diyemem ama her şey daha da garipleşmeye başlıyor gün geçtikçe. neyse. annemi ve kardeşimi çok seviyorum. kardeşim beş(5) yaşını bitirdi ve dünya üzerinde daha çok sevdiğim bir şey yok. umarım ondan önce ölürüm. neyse. dün birisi bana el örmesi iki(2) fil ve iki(2) bulut hediye etti. birisi sende kalsın bunların dedim, o zaman fil ve bulut olur fillervebulutlar olmaz dedi. mantıklı ve makul geldiği için bir şey demedim. yanında da kinyas ve kayra’nın yeni çizimli baskısını almış. çocuk gibi mutlu oldum dün. bazı insanlar çok iyi. teşekkür etmem gereken çok fazla insan biriktiğini fark ettim dün. umarım ölmeden önce tüm borçlarımı ödeyebilirim. türk telekom hariç. orospu çocukları yine sekizyüzyirmialtı(826) lira fatura kesmiş(kullanmayın kullandırtmayın) neyse. konuyu saptırmayalım. ama harbiden kullanmayın kullandırtmayın. neyse. demek istediğim şu: ailenizin değerini bilin eğer varsa. yoksa da kendinize kuracağınız ailenin değerini bilin. not: hakan günday okuyun. ikinci not: türk telekom’un allah belasını versin.
merhabalar. bir(1) insanla tanışabildim ve bundan çok memnunum.
merhabalar. otuzyedi(37) gündür evden uzaktaydım. fuardı tatildi derken geçti öyle zaman. çok güzel anılar biriktirdim. garip ve güzel insanlarla tanıştım. çok güzel manzaralar gördüm. birkaç kez güneşin batışını izleyip zamana demir attım. yoruldum, kavga ettim. gülümsedim. büyüdüm. alkolü çok abarttım. uyku dengem kalmadı. çok güzel müzikler öğrendim. özledim. yürüdüm, anlattım. kendini bir(1) şeyler ile meşgul ettiğinde katlanma eşiğinin biraz daha yükseldiğini fark ettim. bazı şeylerden sıkıldım. bazılarından bıktım. bazı insanlara kin tutmaya başladım. kızgınlığımı geçirmeyi bir türlü öğrenemedim. unutulmak ve unutmak arasında çok gidip geldim ve bu biraz, bilirsiniz. zor. ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. birkaç saat sonra doğalı yirmi bir(21) yıl olacak. doğum günlerinden nefret ettiğimi fark ettim. uzaklaşmak istiyorum. sanırım bunalımdayım. iki(2) aydır duvar yazısı yazmıyorum ve bunu hiç özlemiyorum. sevdiğim şeylerin değişmesi beni üzüyor mu bunu bile bilmiyorum. kendimi çok ruhsuz hissediyorum. şu en tepedeki yazıyı yazarken çok heyecanlıydım. bu tam olarak sekizyüzyirmibir(821) gün önceydi. daha onsekiz(18) yaşımın ortalarındaydım ve nedense mutluydum. her neyse. büyüyoruz. kitap işlerine ara verdim sanırım. yazdığım hiçbir şeyden memnun değilim. amacımı kaybettiğimi düşünüyorum. ne anlatmam gerektiğini de, ne anlatabileceğimi de unuttum. artık böyle. sanırım uzun bir(1) uykuya ihtiyacım var. görüşürüz. not: https://www.youtube.com/watch?v=25RLCr2kLzc
merhabalar. günler geçiyor. büyüyoruz. bir(1) şeyler oluyor. her şey değişiyor. neyse. kendimi evde tutamadım. yine yola çıktım. önce balıkesir’de festivale gittim. bir(1) hafta eziyet çektim çünkü kulis görevlisiydim. fazla yorucuydu. üzücü, güzel ve çok güzel. anılar biriktirdim. oradan kuşadasına kitap fuarına geçtim. orada da garip anılar biriktirdim. kavga ettim, sarhoş oldum. ağladım. sonra annemi özleyip denizli’ye döndüm. döndüğümde ufaklık anaokuluna başladı. elif adındaki sınıf arkadaşı yüzünden okulu çok seviyor sıpa. bir(1) hafta kadar denizli bana yetince yine yola çıkıp binyüzkırkdört(1144) kilometre uzaklaştım evden. adıyaman’a geldim. beş(5) gündür de menzil diye bir(1)köyde kalıyordum. garip bir yerdi. çok kalabalık ve çok garip. orada garip insanlarla tanıştım. süryani bir(1) amcadan çok şey öğrendim. türkçe hakkındaki bilgisi ancak birkaç kelime olan kahta’lı bir(1) amca ile yarım saat beden dili ile sohbet etmeye çalıştım. yarım saat boyunca güldük. o benim saçlarımı çok sevdi, ben onun bıyıklarını. giderken bana tütün sardı. birkaç gün sonra orada da kalamadım. otostopla kahta’ya geçtim. adını bilmediğim amca yolunu değiştirip beni otogara kadar bıraktı. otogardakiler yabancı olduğumu görünce önce oturtup zorla yarım kilo karpuz yedirdiler. hasta olduğumu fark edince hastaneye götürdüler. sonra otogara dönüp yarım demlik çay içirdiler. otobüsün kalkmasına yakın da adıyaman tava dedikleri garip bir(1) yemek yedirdiler. görüntüsü çok hoşuma gitmemişti ama tadına bakınca hayatımda yemediğim kadar et yedim. sanırım yediğim en güzel et oydu. şimdi adını bilmediğim bir(1) ilçede, dinlenme tesisindeyim. otobüs ankara’ya gidiyor. tabii ben de öyle. ikinci(2.) çayımı söyledim. sarma sigaraya başladım. alkolü bıraktım. güzel anılar biriktirip güzel insanlarla tanışmanın güzel tadı ağzımda. sigara ister gibi yol isteğim geldiğini fark ettim. yolculukları sevdiğimi biliyordum ama bu kadar sevdiğimi bilmiyordum. yoldayken kendimi çok huzurlu hissettiğimi fark ettim. bir yere varmaksızın yolda olmak istediğimi fark ettim. yol bitsin ama yolculuk bitmesin istiyorum. bir yere varmanın sadece etrafından dolaşmak istiyorum. kalıcılığı sevmiyorum. bir(1) şeylerde, birilerinde, bir(1) yerde kalıcı olamıyorum çünkü. beni huzursuz ediyor. insanlardan korkmaya başladım. insanları sevmenin yolunu da buldum. adını bilecek kadar tanışmadığın her insan çok güzel. hepsi çiçek gibi. tanıştıktan sonra bir(1) şeyler kötüleşmeye başlıyor. öyle işte. not: niye çattın kaşlarını diye bir(1) şarkı var, onu dinleyin.
merhabalar. garip günler geçiyor. büyüyoruz. son yazıda bir otobüs terminalinde dördündü(4.) sigaramı ve ikinci(2.) çayımı içiyordum. sonra o otobüs ankara’da durdu. çok güzel anılar biriktirdim. kurtuluş parkından başım dik ayrıldım. çocukluk arkadaşımla da görüştüm. özlemişim. oradan eskişehir’e müzik festivaline geçtim. bir(1) gece çadırda uyuduktan sonra ikinci(2.) geceye cesaret edemedim çünkü gerektiğinden fazla soğuktu. ikinci gün denizli’ye döndüm. dönerken kimliğimi kaybettim. pasaport ve kimlik çıkarttım. akşamı olmadan tekrar eskişehir’e geçtim. bu sefer kitap fuarı vardı. on gün boyunca fuardaydım. güzel insanlarla tanıştım. ama bir tanesi çok başkaydı. kitap fuarlarına kafile kafile öğrenciler gelir. genelde fuarcılar para kazandığı için sevinse de çoluk çocuk ile uğraşmaktan kafayı yer. bir(1) kız geldi. adını bilmiyorum. soyadını bilmiyorum. bir(1) gün sonra ölecek olsaydın hangi kitabı okurdun, dedi. kaşları yoktu. kiprikleri yoktu. saçı yoktu. yüzü bembeyazdı. cevap veremedim. hep gülümserim çalışırken. gülümseyemedim. öyle baktım kaldım. elimle başka bir standı işaret edebildim. gülümseyip gitti. birkaç yıl yaşlandırdı beni o soru. birkaç saat kendime gelemedim. akşamına kendimi uyuşturdum. sabahına geçti. sabahına her şey normalleşti ama ya o gün bugünse diye ara ara geldi aklıma. sonra herkes gibi ben de unuttum. öyle işte. not: Ólöf Arnalds - Ég Umvef Hjarta Mitt
merhabalar. son yazıyı yazalı ne kadar oldu bilmiyorum. bir şeyler değişti gibi oldu. ülke değiştirme kararı aldım. bulgaristan’a taşınıyorum kısa bir(1) süre sonra. orada bir(1) okula kaydoldum. bir(1) hafta varna’da geçirdikten sonra denizliye döndüm. vize bekliyorum bir(1) süredir. sanırım iki(2) aydır evdeyim. sadece sigara almaya dışarı çıkıyorum. geldiğimden beri aralıksız yatıyorum. bir(1) tane bile kitap okumadım. taş çatlasın üç tane yeni şarkı keşfettim. hiçbir şey yapasım yok. uzun süredir yazı yazmıyorum. duvara yazmayı bıraktım. hiçbir arkadaşım kalmadı. kimseyle konuşmuyorum gerekmedikçe. sigarayı azalttım. alkolü bıraktım. buralara girmek bile aklıma gelmiyor. canım hiçbir şey istemiyor. öyle.
merhabalar. uzun süredir buraya uğramadığımı fark ettiğimde tekrar uğramaya karar verdim. yirmi iki(22) yaşımı bitirmek üzereyim. karantina sürecinde ot gibi yaşadım. evin kalabalıklığı beni canımdan bezdirdi. alaaddin birinci(1.) sınıfa başlıyor:’) denizlideki evimi değiştirdim. odamın duvarları artık bomboş. tablo bile yok. üzerinde benim için anlamlı şeyler yazan tüm eşyalarımı sevgi eli’ne bağışladım. kendimi hafiflemiş hissetmiyorum. duvara yazmaya tekrar başladım. yazı yazmaya bir(1) süre ara vermiştim. ona da tekrar döndüm. hayatıma son yazıdan beri bir sürü insan girdi ve bir sürü insan çıktı. artık duygularımı daha fazla bastırabiliyorum. gereğinden fazla duygusal olduğumu fark ettim ve bir(1) de bunun çok yorucu olduğunu. çok çabuk bir şeylere alıştığımı fark ettim. geçen haftaların birisinde de boğulma tehlikesi atlattım. bir(1) kramp yüzünden ölüyordum ama güzel anıydı. çççççok güzel şarkılarla tanıştım. artık evimizde bir(1) kedi yaşıyor. adı yağmur. annem, kardeşim ve kedimizin doğum günleri aynı. hayat çok sıradan ilerliyor. yeni bir(1) kitap yazdım. adını henüz söylemeyeceğim ama bir(1) miktar içime sindi gibi oldu. çizim yapmaya başladım. ne demek kaçtın kavgadan cümlesi ile sekiz(8) günümü geçirdim. en sevdiğim küllüğüm, dede yadigarı altmış(60) yıllık küllüğüm kırıldı. sigarayı bırakamadım. alkole tekrar başladım. çok daha sakin bir(1) hayat yaşamaya başladım. sosyal medyadan gitgide uzaklaşmaya başladım. fillervebulutlar blogundaki neredeyse bütün gönderileri kaldırdım. artık yazdığım duvar yazılarını paylaşmama kararı aldım. sonra bugün çok hoş bir(1) insanla tanıştım. birlikte savaş baltası şeklinde bir küpe aldık. babamla aramı düzelttim. bir de şey; alaaddin renklerin cinsiyeti olmadığını geçen hafta itibariyle öğrendi ve onun böyle böyle güzellikleriyle gurur duyuyorum. görüşürüz.
kötü.
merhabalar. 22(yirmiiki) yaşımı bitirdim. son yazıyı yazalı aylar olmuş. hiçbir şey aynı kalmadı. üç(3) kilo aldım. bulgaristan’a taşındım. babamla yaşamaya başladım. iki(2) aydır varna’da yaşıyorum. sekiz aydır alkol kullanmıyorum. sigarayı azalttım. en son ne zaman birkaç cümleyi bir araya getirdiğimi hatırlamıyorum. üçüncü(3.) kitabı bitirdim. biteli de aylar oldu. ismine de karar vermiştim ama çıkartır mıyım bilmiyorum. bir kıyafet mağazası açtım. 17(onyedi) martta. sabahları erkenden kalkıp işe gidiyorum. hiçbir şey okumuyor, hiçbir şey izlemiyor, hiçbir şey dinlemiyorum uzun süredir. saçımı 2(iki) ay önce kazıdım. alaaddin okuma yazmayı öğrendi. onu çok özledim. çok az konuşmanın çok zevkli bir(1) şey olduğunu fark ettim. bulgarca öğrenmeye başladım. henüz bulgarca konuşamıyorum ama bulgarca biliyormuş ama konuşmak istemediği için konuşmuyormuş gibi yapabiliyorum. kedimizin adının yağmur olması fikri alaaddin’in hoşuna gitmedi ve artık onun adının pati olması gerektiğine kanaat getirdi. gerekçe olarak da patilerinin var olması ve patilerinin çok büyük olması sebebini sundu. itiraz etmedik. neredeyse hiç arkadaşım kalmadı. çoraplarımı farklı giymeye başladım. genelde sağa kırmızı sola sarı tercih ediyorum bu sıralar. evimi değil ama eve gidiş yolunu çok özlediğimi de eklemek istiyorum. görüşürüz.
merhabalar. böyle bir şey olduğunu hatırladım. son yazıyı yazalı bir buçuk yıl olmuş. bulgaristanda yaşamaya devam ediyorum. mağazayı sattım. 24 yaşımı bitirmeme az kaldı. kardeşim çok büyüdü, üçüncü sınıfa geçti. patiyi başka bir aileye sahiplendirdim. varnada 2 kedi sahiplendim, sonra bir tanesi 8 tane doğurdu, iki tane daha çöpten bulduk ve 12 tane kedim oldu. çok güzel dostluklar kurdum, mükemmel insanlar ile karşılaştım. babam türkiyeye döndü. bulgarcayı öğrendim. ve biraz rusça. bugün yakın bir arkadaşımın nikah şahidi oldum. sigarayı azalttım. çok uzun süredir alkol kullanmıyorum. tek başıma yürüyüşler yapmaya başladım. var olduğuna inanılması zor olan müzikler keşfettim. ilk arabamı aldım. sakallarım çok uzadı. aynasız bir evde yaşamaya başladım. rengarenk giyinmeye inatla devam ediyorum. şiiri ve yazı yazı yazmayı bıraktım. artık uç duygular yaşayamıyorum. saçlarımı üç kez kazıdım ve bunu tekrar yapmama kararı aldım. gökhan abi öldü. kuzenimin çocuğu oldu. birkaç aydır rüya görmemeye başladım. bir yıldır sabah sekizde uyanıyorum. saat ve cüzdan kullanmaya başladım. yalan söylemeye başladım ve annemi çok özledim.
merhabalar. böyle bir şey olduğunu hatırladım. yıllar geçmiş. 25 yaşımı bitirdim. 26 oluyorum. aşık oldum. bulgaristan’dan döndüm. artık izmir’de yaşıyorum. okula başladım. karım var artık. adı aleyna. birlikte yaşıyoruz. üç kedimiz var. işletme yönetimi okuyorum, o ingiliz dil edebiyatta. ikinci el kıyafet toptancılığı yapıyorum. kitaptır şiirdir yıllardır uzaklaştım. en son ne yazdığımı hatırlamıyorum. birkaç yıldır her şey çok daha sakin. aleynayla tanıştığımdan beri daha iyi birisi oldum. sigarayı bırakamadım. kardeşim büyüdü. 10 yaşını bitirdi. denizli’de başka bir kedi daha sahiplendim. hayat çok sakin. artık anlatacak bir şeyim yok. anlatma yetimi kaybetmiş gibi hissediyorum. artık, artık kelimesini çok fazla kullanıyorum. mutlu bir hayat yaşıyorum. ailemle aramı düzelttim diyebilirim. güzel arkadaşlar edindim. müzik dinlemeyi bıraktım eskiye nazaran. bulgaristan’a en son bir yıl oldu gideli. artık hedeflerim başka doğrultuda. halen bir bocalama içerisinde olsam da aleyna varken hiçbir şeyi eskisi kadar dert etmiyorum. sevildiğimi iliklerime kadar hissediyorum. elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. acı çekmiş olmak da geçiyormuş. yırtıklar dikilirmiş. yanıklar iyileşir, yaralar kapanırmış. rengarenk saçlı bir hanımefendiye teşekkür ediyorum çok şey öğretti bana. her şey daha sakin. her şey.
merhabalar tekrar ve tekrardan. burayı hatırladım. 26 yaşımı bitirdim. halen izmir’de yaşıyorum. son güncellemedeki gibi gidiyor hayat. abim evlendi. hayat biraz monotonlaştı. artık hiçbir şeye şaşırmıyorum. ne bulursam içtiğim bir dönemdeyim sanırım. kilo verdim. okula ara verdim. bitki sahibi oldum. sanırım hepsi bu.
merhabalar! 27 yaşımı bitirdim, 28’e 4 ay kaldı. her şey yolunda. hayat çok güzel gidiyor. 3 adet dövme yaptırdım. bornovaya veda edip karşıyaka’da kendi evimize taşındık. vintage işine devam. güzel bir yer bulursam mağaza açacağız. hanımın okulu bitirmesine az kaldı, ben yine yarıda bıraktım gibi oldu ama bitirmem de lazım. kardeşim benim boyuma ulaştı. bir de hanım bana şampiyonlar ligi topu aldı ayrıca bu yüzden de çok mutluyum. spora başlayacağım sanırım. kendimi tekrardan ibadete yöneltmeye çalıştığım bir dönemdeyim. sağlıklı beslenmeye çalışıyorum ama başaramıyorum. her şey her gün daha da iyiye gidiyor.
şükürler olsun ki hayat böyle bir yer artık. kanım daha açık, saçım daha seyrek. dünya daha sakin. sen çok güzelsin. bak hep, zaman böyle böyle geçip gitmiş. her şey mükemmel zamanında seni bulacakmış da zaman zaten mükemmelmiş, öyle dedi bir çocuk. bir resim çizmiş, bir çivi çakmış. birkaç soru sormuş gülümsemiş bana. zaten ben aynı böyle böyle tekrara düşmüştüm o zamanlarda da. biraz korkuyor, biraz kaçırmıştım aklımı ama konu bu değil. zaten tam da bu konunun ne olduğunu yakalayamamaktan eğmiştim yüzümü hep. bu sebeple öpmüştüm, bu sebeple sevişmiştim. karmaşa bu yüzdendi. kavga bu yüzden büyümüştü. sonra karşımda belirdin. aldın beni göğsüne yatırdın. hiçbir şey olmamış gibi. sana yemin ederim hiçbir şey olmamış gibi oldu bunlar. bir sigara sardın, bir bira açtın. belki hatırlamazsın. beni anladın. sırtı doksan benli ve duvardaki çivilerle kavgalı kadınlara yemin olsun, ben kendimi kimseye böyle iyi anlatamamıştım ya da kimse beni böyle iyi anlamamıştı. bilmiyorum ama mavi saçlarını görünce içimdeki filler uyudu. yüzümü eğdiğim yerden böyle kaldırdın. adımımı attığım yerlerden yürüyüp beni nasıl da korkutmadın? bir gece oldu. bir ninni tutturdun da gülümsemekten bayılana kadar susmadın. ah çocuğum, güzel kuzum, canım çocuğum. bunlar oldu, sen yaptın bunları. zaman geçti. aylar geçti sabahlar oldu. zaman senin yanındayken hep böyle halüsinojenik geçmiş zaten. öyleymiş, sen böyleymişsin. dünya şekerli ve pamuğumsu bir hâl alana kadar sen benim saçlarımı nasıl okşadın bir ara anlat bana. bana çocuklar kadar, beni çocuklar gibi kaygısızlaştırmış bu küçük anlar ve özlemişim böyle konuşmayı. inanamıyorum ki bunların hepsi hiçbir şey olmamış gibi oldu ya yüzümü güldürdün sen benim. sen, benim yüzümü güldürdün allah güldürsün seni. akşamları ve sabahları sırtımdan minibüsler ve konteynerler geçirdiğimi anlatmıştım sana. ağrım insin diye diyar diyar kaçtığımı. denize düşüp de babama sarıldığımı. orada kadınlar vardı, çocuklar vardı. arkadaşlar vardı herkes vardı kimse yüzünü bana çevirmedi, bacağı kırık at gibi çığırdım durdum da sen beni nasıl aldın o karmaşadan lütfen anlat. bir an geldi beni aldın, yanına yatırdın ve bunların hepsini hiçbir şey olmamış gibi oldurdun ya aşk olsun sana. ne büyükmüşsün. ne de güzelmişsin. yan sokağımdan nasıl da güzel geçmişsin bana hiç çarpmadan. zaten iyi ki de çarpmamışsın ben o zamanlar bilmiyordum dünyanın böyle bir yere evrilebileceğini ve farkında değildim bir zaman gelip sancının dineceğini; koşuşturup duruyordum bilmediğim şehirlerde. sen, beni, aldın. derdim kalmayınca anlatacak bir şeyim de kalmadı. sen beni sevince öğrendim ete geçen acı da geçiyormuş. daha iyisi olursam beni sever saçmalıkmış. en iyi anlatımı yapmasam da olurmuş. yamuk dişim ve titrek elimle kabul edilebilirmişim ne güzel haberler bunlar! neler öğrendim senden. başka hayatlar varmış. üç kediden aşağısı günahmış ve kahve öyle yapılmıyormuş. bir insan bir insana anca denk gelir diyen şair haklıymış. sen bana denk geldin. her şey sakinleşti inanır mısın. yan yana oturarak da ömür geçermiş ve bunun için dualar edilirmiş. özlemek ne demekmiş. sevişmek neden varmış. kalemliğimi çantana koyduğun için minnettarım sana. al nefesimi çek ciğerimden şifa olsun canım çocuğum, dünya o kadar da eğreti yer değilmiş. sevilmek böyle bir şeymiş. sen beni öpünce yer çekmedi beni itti bulutlara kadar. zaten öyle hafifledi sancı. böyle böyle geçti diş ağrılarım. küfür etmeye mecalim kalmadı da katran gibi koyulmuş dilim pembeleşti. kötülüğümü aldın sen benim kimseyi üzemez oldum. yıllar önce siktir ettiğim inancımı cebinden çıkartınca nasıl da kolayladım hayatta. sen hatırlamazsın. sen böyle yaratılmışsın da ben hiç bilmiyordum bunları. yakam dik ama içim eğrik yürüyordum hep. paranın amına koyup hüngür hüngür ağlıyordum banklarda. nasıl da iyi geldin bana. iyi ki geldin. bir bira daha aç. belki hatırlarsın. sormuyorum hiçbir şey, sen zaten bunları elbet bir gün anlatırsın.
sen dursan da ayağının altında dağlar yürür. zaman erir gider de günlerce gözünü açamazsın ya ben o hissi hiç özlemiyorum. kafamı kaldırmayacağıma seni nasıl inandırabilirdim? yalan söylemeyi ben de istemedim ama bak nerelere geldik minik kelebeğim. nabzını oynatmasın hiçbir söylenen ve başını öne eğme öyle lütfen. ben senin içindeki çirkin kokuyu ciğerime çekmekten gocunmadım. utanmadım, ağladım sızladım da sana bunların hiçbirini yakıştıramadım. n’apsaydım? keşke seni kutsal saymadan önce keşke üç kere öpüp koklasaydım. ne geçti elimize iki çizikten başka? olan olur mıh gibi kalır da başını çevirmekten başka çare bulamazsın. budur bazen. olur olanlar ve olacaktır da. içindeki koku kanın değğğğil canım benim her şey çürür. anlar, anılar da çürür. bilmesen de hissediyorsun. zaman da yalan da çürür. çok zaman önce ciğerinden söküp atman gereken ve gerekeni gerektirdiği gibi gerçekleştirmediğinden için çürür. koku ağır basınca bir bira iç, bir sigara yak. biliyor musun ben senin zehrinden hiç gocunmadım. çürük kokusuyla güne başlamaktan hiç kaçmadım. baktığın her yer bulanıklaşıyorsa sebebini senden saklamayacağım. sadece ben sana kıyamadım. bir direniş çanı çaldır da baş kaldıralım olacak olana, ne dersin? belki vicdanın ağır basar da söylemen gereken her şeyi söylersin. bar tuvaletindeki kusmuğun verdiği tatsız rahatlamadan bahsediyorum. çirkinse çirkin! sen haberin olmadan bana neler neler içirdin. bir kere ağzımı açıp yüzünü öne mi eğirdim? keşke eğdirseymişim. izlediğim hiçbir film, dinlediğim hiçbir şarkı, gördüğüm hiçbir manzara bana huzur vermedi de seninle mutlu olabilecek olmanın ihtimali tüm öksürüğümü kesti. ne büyük şey değil mi sevgi? belki bir gün anlarsın.
“kavmime daha iyi bir helâk bulamazdım.”
gunaydin arkadaslar, bu super bir sarki. mutlaka dinleyiniz.
“her kime dönüştüysen, dünyanın neresindeysen. sana sevgilerimi gönderiyorum.”
evinin neresi olduğu hakkında bir yanılgı seni bulduğunda -ki bulacak- korkma. geçecek. kazandığın idrak sana bir kahır nefesi çektirecek. tut onu, sakın bırakma. bırakırsan öksürtür., başın döndüyse lütfen başka şeyler düşün. başka şeylerden bahsedebilirim. bak çiçek. bak, dikiş. eğer kör makasın yerini unutmadıysan uyanınca lütfen yetiş. bildiğin üzere zaten bizi kanatmaz artık hiçbir kesik. bazı şeyler eskisi kadar önemli değil. yırtılsın gömleğin korkma, nar da çürür! bastır. nârının zarı yırtılırsa elbet bir yerlerde bunun için bekleyen bir terzi, bir iğne vardır. hem, ne zamandır ne yırtıklardan ne gömlekler dikiyor tanımadığın insanlar, bilsen üç gün hüngür hüngür ağlarsın. dağıldı mı kafan? uzadı mı saçların? kesme. bak ne diyeceğim,,, sen çekiştirdiğinde bir yerlerde sıkışıp kalmış vicdanım kurtarmıştı yakasını zalimlerin ellerinden. ne kadar hoş, değil mi? bazen başucuma keşke bunu yazmasaydım diyorum ama evim gibi hissettirdiğinde karmaşa geçiyor. karmaşa geçsin diye tuttuğum hiçbir şeyi bırakamadım ve aslına bakacak olursak düşüşü korkunç bir sigara kadar etkileniyorum ben bu cümleden. her sabah bir bağımlı gibi tekrarlıyorum. dinliyor ve anlıyor musun? dinle bunu. bir gün uyandığımda, içimde bir günün geleceğinin ve benim için dinlemek ve duymak arasında hiçbir farkın kalmayacağına dair bir güven umudu yeşerttiğinin sevinç dolu haberini vermiştim sana, hatırlıyor musun? işte ben o ve birçok umudu ülke sınırları dışında bıraktım. bunu fark ettiğimde de bilmediğim bir sahildeydim. su güzeldi gelsen severdin. belki de bu yüzden yurda dönünce hiç secde etmedim. güya her şey daha da sakinleşecekti de dünya titremeye başladı birden. yine yoğun bir an kaybı yaşandı da kaçtım. ne kanım ne anım kaldı olmadı o huzur işi. şimdi geriye bakıyorum da boynum çatır çatır çatırdıyor. yakamı kurtardım da içim yırtıldıyı ne yapacağız? bir yerlerden böyle katran katran korku kokusu alıyorum sen de alıyor musun? aldıysan tut o nefesi n’olur bırakma. fark ederim diye peşine düşmeye hiç cesaret edemiyorum. ya benden, ya evden geliyorsa diye hiçbir şeyi koklamıyorum. beni çok yıpratan ihtimaller üzerine de uzun uzun konuşmuştuk hatırlıyor musun? ben artık hatırlamıyorum. dünyan daha sağlam bir eksene oturmaya başladığında sen de unutacaksın. bayat kahveler içip hiç çaktımayacaksın. sevmediğin şarkılara ritim tutup tuzu limonu aramayacaksın. kıvrılan her yaprağın üzerine özellikle basıp hiç gocunmayacaksın. ne derler hatırla, unuttukça uyursun. uyuyamıyorsan demek ki hala bir şeyleri hatırlıyorsun. böyle olunca dünyanın nasıl titrediğini görebiliyor musun?,,,, bence konuyu biraz kavradın. ciğerin genişledikçe daralan bir şey olduğunu hatırlayıp arada sırada uyuyamıyorsan peşin peşin söyleyeyim, ben mışıl mışıl uyuyorum. çünkü hiçbir sözü, günü ve yüzü anımsayamıyorum. boşuna mı yüzümü o derin uykudan kasten kaldırmadım? kahır nefesini beğendin mi? bana bu acıyı ben tattırdım. uyanırsan da ne yapacağını bilemezsen hatırla, o nefesi asla vermiyorsun! verirsen tepesinden atlamak istediğin her bina, üzerine yıkılmasını istediğin her oda kendini hatırlatır da kulaklarını çığıl çığıl çınlatır. çınlarsa -ki çınlayacak- dua et biraz. belki doksandokuzdan birisi seni kurtarır.
şükürler olsun ki hayat böyle bir yer artık. kanım daha açık, saçım daha seyrek. dünya daha sakin. sen çok güzelsin. bak hep, zaman böyle böyle geçip gitmiş. her şey mükemmel zamanında seni bulacakmış da zaman zaten mükemmelmiş, öyle dedi bir çocuk. bir resim çizmiş, bir çivi çakmış. birkaç soru sormuş gülümsemiş bana. zaten ben aynı böyle böyle tekrara düşmüştüm o zamanlarda da. biraz korkuyor, biraz kaçırmıştım aklımı ama konu bu değil. zaten tam da bu konunun ne olduğunu yakalayamamaktan eğmiştim yüzümü hep. bu sebeple öpmüştüm, bu sebeple sevişmiştim. karmaşa bu yüzdendi. kavga bu yüzden büyümüştü. sonra karşımda belirdin. aldın beni göğsüne yatırdın. hiçbir şey olmamış gibi. sana yemin ederim hiçbir şey olmamış gibi oldu bunlar. bir sigara sardın, bir bira açtın. belki hatırlamazsın. beni anladın. sırtı doksan benli ve duvardaki çivilerle kavgalı kadınlara yemin olsun, ben kendimi kimseye böyle iyi anlatamamıştım ya da kimse beni böyle iyi anlamamıştı. bilmiyorum ama mavi saçlarını görünce içimdeki filler uyudu. yüzümü eğdiğim yerden böyle kaldırdın. adımımı attığım yerlerden yürüyüp beni nasıl da korkutmadın? bir gece oldu. bir ninni tutturdun da gülümsemekten bayılana kadar susmadın. ah çocuğum, güzel kuzum, canım çocuğum. bunlar oldu, sen yaptın bunları. zaman geçti. aylar geçti sabahlar oldu. zaman senin yanındayken hep böyle halüsinojenik geçmiş zaten. öyleymiş, sen böyleymişsin. dünya şekerli ve pamuğumsu bir hâl alana kadar sen benim saçlarımı nasıl okşadın bir ara anlat bana. bana çocuklar kadar, beni çocuklar gibi kaygısızlaştırmış bu küçük anlar ve özlemişim böyle konuşmayı. inanamıyorum ki bunların hepsi hiçbir şey olmamış gibi oldu ya yüzümü güldürdün sen benim. sen, benim yüzümü güldürdün allah güldürsün seni. akşamları ve sabahları sırtımdan minibüsler ve konteynerler geçirdiğimi anlatmıştım sana. ağrım insin diye diyar diyar kaçtığımı. denize düşüp de babama sarıldığımı. orada kadınlar vardı, çocuklar vardı. arkadaşlar vardı herkes vardı kimse yüzünü bana çevirmedi, bacağı kırık at gibi çığırdım durdum da sen beni nasıl aldın o karmaşadan lütfen anlat. bir an geldi beni aldın, yanına yatırdın ve bunların hepsini hiçbir şey olmamış gibi oldurdun ya aşk olsun sana. ne büyükmüşsün. ne de güzelmişsin. yan sokağımdan nasıl da güzel geçmişsin bana hiç çarpmadan. zaten iyi ki de çarpmamışsın ben o zamanlar bilmiyordum dünyanın böyle bir yere evrilebileceğini ve farkında değildim bir zaman gelip sancının dineceğini; koşuşturup duruyordum bilmediğim şehirlerde. sen, beni, aldın. derdim kalmayınca anlatacak bir şeyim de kalmadı. sen beni sevince öğrendim ete geçen acı da geçiyormuş. daha iyisi olursam beni sever saçmalıkmış. en iyi anlatımı yapmasam da olurmuş. yamuk dişim ve titrek elimle kabul edilebilirmişim ne güzel haberler bunlar! neler öğrendim senden. başka hayatlar varmış. üç kediden aşağısı günahmış ve kahve öyle yapılmıyormuş. bir insan bir insana anca denk gelir diyen şair haklıymış. sen bana denk geldin. her şey sakinleşti inanır mısın. yan yana oturarak da ömür geçermiş ve bunun için dualar edilirmiş. özlemek ne demekmiş. sevişmek neden varmış. kalemliğimi çantana koyduğun için minnettarım sana. al nefesimi çek ciğerimden şifa olsun canım çocuğum, dünya o kadar da eğreti yer değilmiş. sevilmek böyle bir şeymiş. sen beni öpünce yer çekmedi beni itti bulutlara kadar. zaten öyle hafifledi sancı. böyle böyle geçti diş ağrılarım. küfür etmeye mecalim kalmadı da katran gibi koyulmuş dilim pembeleşti. kötülüğümü aldın sen benim kimseyi üzemez oldum. yıllar önce siktir ettiğim inancımı cebinden çıkartınca nasıl da kolayladım hayatta. sen hatırlamazsın. sen böyle yaratılmışsın da ben hiç bilmiyordum bunları. yakam dik ama içim eğrik yürüyordum hep. paranın amına koyup hüngür hüngür ağlıyordum banklarda. nasıl da iyi geldin bana. iyi ki geldin. bir bira daha aç. belki hatırlarsın. sormuyorum hiçbir şey, sen zaten bunları elbet bir gün anlatırsın.
bugün sevgilim bana pasta yaptı
bazen çok yoruluyorum