Bazen iki dünya bir araya geliyor, yine de kısmet olmuyor.
No title available

No title available

Kiana Khansmith

bliss lane
Game of Thrones Daily

Product Placement
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Today's Document
No title available
No title available
Mike Driver

Jimmy Eat World
Show & Tell
sheepfilms
hello vonnie
Cosimo Galluzzi
I'd rather be in outer space 🛸
Sweet Seals For You, Always
h
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
seen from Indonesia
seen from United States

seen from United States

seen from Canada

seen from United States

seen from Venezuela
seen from Singapore
seen from Bangladesh

seen from Italy
seen from Philippines
seen from United States

seen from Mexico
seen from United States
seen from United States
seen from Finland

seen from United States

seen from France
seen from United States

seen from United States

seen from Belgium
@gelbikahveyapayim
Bazen iki dünya bir araya geliyor, yine de kısmet olmuyor.
Bugün elime kahve döküldü ve ben önce elimden sekip yere sıçrayanı temizledim. Bunu bir yerde okusam lüzumsuz dramatik bulur, gözlerimi devirirdim. Devrilen benmişim, kendimde en devrik bulduğum kısım cümlelerimdir, cümleleri de en çok burada devirmişimdir diye kalktım buraya geldim.
Öyle.
yirmialtısıfıraltıikibinyirmiiki.
Kıskandığım şeyin basitliği kalbimi kırıp kırıp ellerime verdi.
"Elimde yalandan, kocaman, rengarenk, geçici, oyuncak zaferler."
Yağmur biriktiren adamın kanatlı ata üzüldüğünü hatırladım, bacakları varken kanatlara da ihtiyaç duyacak kadar çaresizmiş diye. Ben bunun çaresizlik değil de yetmeme olduğunu düşündüm hep. Yeryüzüyle sınırlı kalamayan biri, hızla, daha uzağa, en uzağa; koşmak, uçmak, gitmek üzerine tasarlanmış. Geride bıraktığı iz, kör edici bir ışık. Seni çok özledim. Seni burada özlemenin yasal bir yanı var ya da ben bu ara okuduğum o hikayenin etkisinden çıkamıyorum ve aklımın iplerine kusurlu bahaneler asıyorum. Bilmiyorum. Sen olsaydın anlatmama izin verir, arkama sakladığım iplerimi bile çözerdin, onu biliyorum. Seni çok özlüyorum.
"Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar."
Herkes üstüme üstüme “Siyah ve beyaz yoktur, griler vardır”larla gelirken ben topuğumu yere vura vura mavinin tek bir tonunu savunuyorum. Savunuyorum dediğim de işte gardım varmış gibi yapıyorum. Son sürat duruyorum. Koşarsam o şiirdeki gibi vurulur muyum bilmiyorum, gardım yok ya bir de, ölürsem mavinin o tonunu kim savunur diye düşünüyorum. Korkuyor muyum diye kendimi tartıyorum, korkmuyor çıkıyorum ki bundan nefret ettiğini biliyorum, kendimi tartınca aşina olduğum bir ağırlıkla göz göze geliyorum, ben de işte bundan nefret ediyorum. Gözlerimi kapatıyorum ama ben bir tek evimde rahat uyuyabiliyorum. Ev nedir neresidir nasıl tanınır sorularını bir çuvala koyup denizin dibine atmak istiyorum. Yine şiirlerden gidiyorum, bu vedayı tanıyorum. Bu defa bir harfini de kendi ellerimle örüyorum. Ürkütücü sessizlik yerini o tanıdık, çirkin, gürültülü şarkıya bırakıyor. “Hatırlıyorum” kelimesindeki o harfi her seferinde atlıyorum. Yazdıklarımı bir yere bağlayamıyorum ama içimdeki sıkıntıyı o harfin unutulmasına bağlıyorum. Çiçek de maviydi, altını çiziyorum.
Öyle.
"You and I are the same, Damon. The obstacle standing between two fates."
TVD
“Karlar düşmeden yanında olacağım.”
“Kaçmıyor ya” dediğim şehir sular altında kalıyor. Bozulmasın diye avucumda sakladığım plan, dünyamın değişen dönüş hızı yüzünden düşüp kırılıyor. Hiç çekilmemiş bir fotoğrafı çok özlüyorum. İki bin yirmiye gireceğimizi süslemelere bakınca fark ediyorum. Bir şeyler kıyametleri koparırken bir şeyler çok yolunda gidiyor, bir şeyler gökten yıldırım gibi inip mevsimi sökse de başka şeyler o hani altı özenle çizilen ve kurdurduğu hayallere özenilen cümlelerdeki gibi gelişiyor ama işte o cümlenin ardındaki taşa takılıp duruyorum. Taşı yola kötü adamlar mı koydu, sen mi koydun, ben mi koydum, taş zaten orada olmak için hikayeye girmişti ve sözde özne eriyip gidecek miydi; anlayamıyorum. Hikayenin anlayamadığım kısımları beni öyle korkutuyor ve kaçıp saklanmak istediğim yer öyle uzak kalıyor ki durumu gündelik vazgeçişlerle telafi ediyorum, güzelce giden bir kitabı bile tam oturtamadım diye bırakıveriyorum. Kitaplar bana alınmaz, ben de zaten kimselere alınmıyorum.
Ne yapayım, ödevler bitince taşlara kaymasın aklım diye temizlik falan yapıyorum.
Sirke?
— rory gilmore & jess mariano (literati)
“Run away with me”
— i’ll give you the sun
Kalp.
Güllere cömertçe su verdim Gülten Hanım, onları güze hazırlamayı unuttum.
Ne zaman kendimi kaptırsam evrenden sağlam bir “Kaptırma” sopası yiyorum. Bir insanın en iyi bildiği hislerden biri, bir camın ardından kendi rüyasını izlemek olabilir mi?